”RUTİNDEN ÇIKMAK İÇİN GİZEMLİ BİR SES Mİ BEKLİYORSUNUZ, İŞTE BU HİKAYE TAM DA SİZİ ALIŞIK OLDUĞUNUZ ROBOTİK , MONOTON HAYATI SİZE FARKETTİRECEK”
Yıllar yılı, günler günleri kovalamış, ailesinden ayrılalı uzun zaman olmuştu. Hala ilk gün ki gibiydi
özlemi. Eğitimi için geldiği şehir artık onun evi olmuştu. Aklına her geldiğinde ‘’acaba arasam mı?’’
diye aklı ve kalbiyle tartışırdı. Dışarda gördüğü her küçük çocuğun yerine kendisini koyar, derin derin
uzaklara dalardı. Kardeşinin ölümünden sonra hem kendisi hem ailesi onu suçluyordu. Kendini
affettiği günü kendisi bir o kadar iple çekiyordu ama yok…On yıldır telefonunu evini ülkesini
değiştirip, uzaklaşırsam eğer kurtulurum diye düşünürdü. Fakat her geçen gün kardeşine ve onu
suçlayıp yıllardır aramayan ailesine olan hasreti gittikçe çoğaldı. Düşünceler şöyle dursun, günlük
hayatından verim alamaz oldu. İşinde patronuna , evinde oda arkadaşına asla bir yaşam belirtisi
vermiyordu. Artık bir şeylerin değişmesi lazımdı. Bunu kendisi de biliyordu fakat harekete geçmek
cesaret isterdi.
Bir gün hiç beklenmedik bir şey oldu. Her sabah kahvesini makinede yapar kahvaltıyı öyle geçiştirir evden çıkardı. Fakat o sabah sanki her şey ters gitmek için var olmuştu. Alarmı çalmadı, telefonunu
şarja koymamış ve camı açık unutmuş, oda buz kesmişti. Sinir ve bıkkınlıkla alelacele hazırlandı
kahvesini yapmak için makineye bastı ama elektrikler gittiğini farketmemişti. Daha da fazla
homurdanarak kaç yıldır burada olup ama hiç gitmediği o kafeyi, gözüne kestirdi. Zilli kapıdan geçip barista dahil herkesin duyabileceği şekilde kapıdan girdi.
Uzun süren sıranın ardından sipariş verdi
fakat aksilik o ya cüzdanını evde unutmuştu. Sabahki gerginliği, arkasında onu bekleyen insanları
görünce daha da arttı. Çaresizlikten midesine kramplar giriyordu. Yaşadığı yerin dibindeki kafeye
gidemeyen bir adam şimdi nasıl cüzdanının evde kaldığını söyleyecekti. Bütün bu duygularının üstüne
arkadan bir el melek gibi uzanmıştı önüne. Neye uğradığını şaşırdı, yüzünü bile göremediği ama kadın
olduğunu seçebildiği birisi bir anda kartını uzatıp ödemişti. Rahatlaması gerekirken daha da gerildi. Bu
kadın kimdi? Beni tanıyan biri mi yoksa rastgele iyilik yapmak isteyen biri miydi.. Tüm bu şaşkınlıkla
giden kadının ardından baktı yüzünü görmek için hışımla, herkesi ezerek koştu. Kahvesini ve işini
arkasında bıraktığı bu uğurda tek merak ettiği kim olduğuydu. Gözü hiçbir şey görmeyip sadece kadını
takip ediyor arada bir “hanımefendi‘’ diye sesleniyordu. Kısa bir koşuşturmanın ardından yaya
geçidinde karşılaştılar, kadın çoktan karşıya geçmiş fakat adam yetişememişti. Son kez bağırdı adam:
HEEEY!! Kadın bu sefer alaycı bir tavırla duymayı tercih edip arkasına döndü. Ne olduysa o zaman
oldu. Adam kadının yüzünü gördükten sonra her şey yerine oturmuştu. Tanıdık bir yüz görmüş gibi
şaşırarak gülümsedi. Adeta büyülenmişti. Tüm hayattan iki saniye içerisinde soyutlandı, neye
uğradığını anlayamadı. Artık tek isteği eski aşkına uzun zaman sonra kavuşmaktı. Gözü hiçbir şeyi
görmedi. Kadının etkilenmiş gülüşüne bakarak daha da heyecanlanıyordu. Bunca yıl sonra hala ona
gülümsemesi umut yeşertmek için harika bir fırsattı. Senelerdir hiç bir şey hissetmeyen birisi için artık
dünya değişiyor muydu? Bu duygu ve düşüncelere daha fazla dayanamadı. Sevdiği yıllar sonra bu
korkunç sabahta, karşısında kanlı canlı duruyordu. Harekete geçmek için cesareti beklemediğine karar
verdi ve daha ışık yanmadan kendini yola attı. Tek arzusu ona sımsıkı sarılıp gerçek olduğunu kendine
kanıtlamasıydı. Aklınca onunla ne konuşacağını hatta nereleri gezdireceğini bile düşünüyordu. Anında
bu fikirlerin yerini kapkaranlık bir sayfa aldı. Herkes, her şey susmuştu. Kendisi bile konuşamıyordu.
Az önce yola fırlayıp düştüğünü ve kalkmak istediğini hatırladı. Fakat bırak düşünmeyi hareket bile
edemiyordu. Bilinci kapanmadan hastanede sayıkladığı son şey bu olmuştu: Kabusta mıyım yoksa bu
bir rüya mı? Ardından karanlığın yerini gözü kör edecek şekilde bir ışık almıştı. Baştan anlamaya
çalışırsak kötü başlayan bir sabah bu kadar etkili miydi? Boğuk boğuk sesler gelmeye başladı.
Etrafındaki herkes ona bir şeyler söylüyor ama sadece bir vızıltı gibi anlaşılmıyordu. Ta ki kadın ona ”günaydın” diyene kadar. Hasta yatağında yatan biri için böyle bir günaydın fazla güzeldi.
Adam yavaş yavaş neler olduğunu anlamaya başladı.
Fakat onu merak eden bir tek kadın değildi. Bulanık gözleri sağa çevrildi. Bir çift karı koca olacak kadar
yakın ve anne baba olacak kadar endişeli iki insan seçti gözüyle. Bakışları derinleşti. Kim olduklarını
teyit etmek istercesine gözünü ovuşturdu. Bir günde bu kadar macera gerçek mi diye bir kez daha
sorguladı; rüyada mıyım? On senenin ardından yüzünde değişen bir sürü çizgilerine rağmen anne ve
babasını anında tanımıştı.
O gün hastane odası hasret gidermek için bir ömür beklemiş insanla doluydu. Komada kaldığı 2
haftanın üstüne tekrar hayata, bu sefer sevdikleriyle dönmek belki de umacağı son şey olacaktı. Artık
o sıkıcı şehirden çıkıp kadınla dünya turuna çıkmayı ve yıllardır bir türlü gidemediği kardeşinin
mezarına gitmek istediğini söyledi. Odadaki herkes ağlamaklı ama bir o kadar mutlu bir şekilde
hayatlarına devam ettiler. O korkunç sabahın gerçekten tüm bunlara nasıl gücü yetmişti hala
inanamıyordum. Neyse ki , ben öldükten sonra abimin sıkıcı hayatı çok uzun sürmemişti.
Yazan : Berra Deniz SARRAFOĞLU