Değişim, konfor alanı ve insanın eski alışkanlıklarına dönme eğilimi üzerine bilimsel ve manevi bir bakış
HEPİMİZİN BİLDİĞİ O AN
Bir seminere katılırsınız, bir kitap okursunuz veya sizi derinden etkileyen bir konuşma dinlersiniz. O an gerçekten değişmeye karar verirsiniz. “Bundan sonra böyle olmayacağım. Artık daha düzenli yaşayacağım. Bu alışkanlığımı bırakacağım. Hayatımda bazı şeyleri değiştireceğim” dersiniz.
İlk günlerde her şey yolunda gider. Fakat birkaç hafta sonra eski alışkanlıklar sessizce kapıyı çalmaya başlar. Bir süre sonra kendinizi başladığınız noktaya yakın bir yerde bulabilirsiniz. Peki neden? İnsan gerçekten değişmek istemiyor mu, yoksa beynimiz ve alışkanlıklarımız bizi eski halimize doğru çeken görünmez bir kuvvete mi sahip? Bu soruya cevap verebilmek için önce oldukça ilginç bir metale bakalım.
HER ATAŞ ESKİ HALİNE DÖNMEZ!
İnternette zaman zaman ilginç bir deneyle karşılaşırız: Bir ataş düzleştirilir, sıcak suya atılır ve birkaç saniye içinde yeniden eski biçimine döner. Fakat burada önemli bir ayrıntı vardır: Bunu sıradan bir çelik ataş yapmaz.
Bu deneylerde kullanılan metal genellikle Nitinol adı verilen, nikel ve titanyumdan oluşan özel bir şekil hafızalı alaşımdır. Nitinol belirli şartlarda biçimi değiştirilse bile uygun sıcaklığa ulaştığında daha önce kendisine kazandırılmış şekle geri dönebilir. Bu olaya malzeme biliminde “şekil hafızası etkisi” denir.
Yani metal gerçekten düşünmez veya hatırlamaz. Buradaki “hafıza” sözcüğü bir benzetmedir. Metalin kristal yapısındaki değişim sayesinde önceden belirlenmiş biçimine dönmesi söz konusudur. İşte tam burada insanla ilgili çok güzel bir soru ortaya çıkıyor: Peki insanın da bir “şekil hafızası” olabilir mi?
Elbette insan bir metal değildir. Fakat davranışlarımızda buna benzeyen ilginç bir durum vardır: Biz de çoğu zaman alıştığımız biçime geri dönmek isteriz.
BEYNİMİZ NEDEN ESKİYİ SEVİYOR?
İnsan beyni son derece güçlüdür fakat aynı zamanda mümkün olduğunca verimli çalışmaya uğraşır. Beyin, vücut ağırlığımızın yalnızca küçük bir bölümünü oluşturmasına rağmen dinlenme halinde vücudun kullandığı enerjinin önemli bir bölümünü tüketir. Bu nedenle sürekli yaptığımız davranışların zamanla otomatikleşmesi büyük bir avantajdır.
Her sabah ayakkabınızı nasıl bağlayacağınızı yeniden öğrenmezsiniz. Dişlerinizi nasıl fırçalayacağınızı uzun uzun düşünmezsiniz. Yıllardır araba kullanıyorsanız her vites değişiminde bütün hareketleri baştan hesaplamazsınız. Çünkü tekrar edilen davranışlar zaman içerisinde alışkanlığa dönüşür.
Sorun şudur: Beyin yararlı alışkanlıkları otomatikleştirdiği gibi, zararlı alışkanlıkları da otomatikleştirebilir. Bu yüzden değişmek istemek başka şeydir, yeni davranışı yeterince uzun süre devam ettirmek başka şeydir.
KONFOR ALANI: GÖRÜNMEYEN CAM FANUS
İnsan yalnızca alışkanlıklarını değil, bildiği ve tanıdığı dünyayı da sever. Buna günlük dilde “konfor alanı” diyoruz. Konfor alanını bir cam fanusa benzetebiliriz. İçerisi belki mükemmel değildir, belki çok mutlu da değilsinizdir; fakat en azından neyle karşılaşacağınızı biliyorsunuzdur. Dışarısı ise bilinmezdir.
İşte insan zihni bazen kötü fakat tanıdık olanı, iyi olabilecek fakat bilinmeyen bir geleceğe tercih edebilir. Psikolojide buna yakın bir kavram “statüko yanlılığı”dır. İnsanlar çoğu zaman mevcut durumlarını değiştirmek yerine korumaya eğilim gösterebilirler. Çünkü değişimin içinde her zaman küçük de olsa bir belirsizlik vardır: “Ya başarısız olursam? Ya çevrem değişirse? Ya insanlar beni eskisi gibi kabul etmezse? Ya sahip olduklarımı kaybedersem?”
Böylece insan bir taraftan değişmek isterken diğer taraftan eski düzenini korumaya çalışabilir.
BİR EĞİTİMDE DÜZELİP SONRA NEDEN ESKİYE DÖNÜYORUZ?
Bazen bir öğretmenin, rehberin veya iyi bir arkadaş grubunun yanındayken insan çok farklı davranabilir. Daha dikkatli olur, daha disiplinli yaşar, yanlışlarını daha kolay fark eder. Fakat o ortamdan uzaklaştığında eski alışkanlıklar yeniden ortaya çıkabilir. Çünkü dışarıdan gelen motivasyon azalmıştır.
İşte Nitinol benzetmesi burada anlam kazanıyor. Metal uygun ortamı bulduğunda belirlenmiş biçimine döner. İnsan da kendisini besleyen bir çevrenin içindeyken başka türlü davranabilir. Fakat insanın metale göre çok önemli bir üstünlüğü vardır: İnsan kendi ortamını seçebilir, davranışlarını sorgulayabilir ve yeni alışkanlıklar oluşturabilir.
NEFİS, EGO VE DÜNYANIN ÇEKİMİ
Meselenin bir de manevi yönü vardır. İnsan bazen doğrunun ne olduğunu bilir fakat bildiğini yaşamakta zorlanır. Çünkü bilgi tek başına insanı değiştirmeye yetmeyebilir. Nefis, ego, çıkar ilişkileri, makam arzusu, mal sevgisi, çevrenin beklentileri ve yıllardır devam eden alışkanlıklar insanı eski davranışlarına doğru çekebilir.
Kur’an-ı Kerim’de Âdiyât Sûresi’nin 6-8. ayetlerinde insanın Rabbine karşı nankörlüğüne ve mala karşı güçlü sevgisine dikkat çekilir. Burada çok önemli bir ayrım vardır: Doğruyu bilmek ile doğruyu sürekli yaşayabilmek aynı şey değildir. Bir insan ne yapması gerektiğini çok iyi bildiği halde bunu hayatına uygulamayabilir. Asıl mücadele de çoğu zaman burada başlar.
EN ZOR YER: İKİ DÜNYANIN ARASINDA KALMAK
Değişmeye başlayan insanın yaşayabileceği en ilginç durumlardan biri şudur: Artık eski insan değildir fakat henüz olmak istediği insan da değildir. Eski hayatına döndüğünde eskisi kadar rahat edemez, çünkü artık başka bir ihtimalin varlığını görmüştür. Fakat yeni hayatına geçmek de emek, sabır ve bazen fedakârlık gerektirir.
Böylece insan iki dünyanın arasında kalabilir. Bir taraf “Eskiye dön, orayı biliyorsun” derken diğer taraf “İlerle; artık daha iyisinin mümkün olduğunu biliyorsun” der. Belki de gerçek değişimin en zor aşaması tam olarak burasıdır.
“EMROLUNDUĞUN GİBİ DOSDOĞRU OL”
Kur’an’ın değişim konusunda üzerinde durduğu önemli kavramlardan biri istikamettir. Hûd Sûresi’nin 112. ayetinde, “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” buyrulur. Burada dikkat çekici olan yalnızca “doğruyu bul” denilmemesidir. Asıl mesele, doğruluk üzerinde devam edebilmektir.
Nitekim Hz. Peygamber’in Hûd Sûresi için “Beni ihtiyarlattı” dediği rivayet edilmiştir. Bu söz, istikametin ne kadar ciddi bir sorumluluk olduğunu anlatan güçlü bir ifadedir. Çünkü bir gün iyi olmak kolay olabilir, bir hafta disiplinli yaşamak da mümkündür. Fakat asıl mesele bunu hayat biçimine dönüştürmektir.
DEĞİŞİMİN ANAHTARI: İSTEK, ISRAR VE İSTİKRAR
Gerçek değişim çoğu zaman büyük kararlarla değil, küçük davranışların tekrar edilmesiyle gerçekleşir. Bir insanın “Bugünden itibaren tamamen değişiyorum” demesinden çok, “Bugün doğru olan küçük davranışı tekrar edeceğim” demesi daha gerçekçi olabilir. Çünkü yeni davranış tekrarlandıkça güçlenir.
Bunun için üç kelimeyi akılda tutabiliriz: İstek, değişmeyi gerçekten istemektir. Israr, ilk başarısızlıkta vazgeçmemektir. İstikrar ise doğru davranışı zaman içinde sürdürebilmektir. Bir kere düzleşmek değil, düz kalabilmek önemlidir.
HATIRLATMAK NEDEN ÖNEMLİ?
İnsan unutabilen bir varlıktır. Bu yüzden zaman zaman kendisine doğru olanın hatırlatılmasına ihtiyaç duyar. Kur’an’daki “Fezekkir – Hatırlat” emri bu bakımdan dikkat çekicidir. Öğretmenin, rehberin, arkadaşın ve topluluğun görevlerinden biri de budur.
Fakat hatırlatıcı sürekli yanımızda bulunamayabilir. Olgunlaşmanın başladığı yer belki de tam burasıdır: Dışarıdan gelen hatırlatmayı zamanla insanın kendi iç sesi haline getirebilmesi.
MERAKLISINA NOT
“Hafızalı metal” gerçekten var. Nitinol, nikel ve titanyumdan oluşan özel bir alaşımdır. Belirli şartlarda şekli değiştirildikten sonra ısıtıldığında önceden belirlenmiş biçimine dönebilir. Bu yüzden “şekil hafızalı alaşım” olarak adlandırılır.
Nitinol yalnızca deneylerde kullanılmıyor. Şekil hafızalı alaşımlar gözlük çerçevelerinden ortodontik tellere ve bazı tıbbi cihazlara kadar farklı alanlarda kullanılabiliyor. Yani sıcak suda şekil değiştiren metal yalnızca ilginç bir sınıf deneyi değildir.
Beynin otomatik davranışları aslında düşmanımız değildir. Alışkanlık oluşturabilme yeteneğimiz olmasaydı günlük hayat son derece yorucu olurdu. Problem alışkanlık sahibi olmamız değil, yanlış davranışların da alışkanlığa dönüşebilmesidir.
Değişmek istemek ile değişmek aynı şey değildir. Motivasyon başlangıcı sağlayabilir; fakat davranışın kalıcı hale gelmesinde tekrar, çevre ve süreklilik önemlidir. Bu nedenle birkaç günlük güçlü heyecan yerine sürdürülebilir küçük adımlar çoğu zaman daha değerlidir.
Çevremiz davranışlarımızı düşündüğümüzden daha fazla etkiler. İnsan yalnızca iradesiyle yaşamaz. Arkadaş çevresi, günlük rutinler, bulunduğu ortam ve sürekli karşılaştığı uyaranlar davranışlarını etkiler. Bu nedenle değişmek isteyen kişinin yalnızca “kendimi değiştireceğim” demesi değil, mümkün olduğunca çevresini de yeni davranışına uygun hale getirmesi önemlidir.
İstikamet, yalnızca yön bulmak değildir. Bir pusulanın kuzeyi göstermesi gibi insanın da doğru yönü bilmesi önemlidir. Fakat yolculuğu tamamlamak için yönü bilmek yetmez; o yönde yürümeye devam etmek gerekir. Hûd Sûresi’ndeki “dosdoğru ol” emrinin düşündürdüğü temel meselelerden biri de sürekliliktir.
İNSAN ATAŞ DEĞİLDİR
Şekil hafızalı bir metal belirli fiziksel şartlar gerçekleştiğinde eski biçimine döner. İnsan ise bundan çok daha karmaşıktır. Bizim “eski şeklimiz”; alışkanlıklarımızdan, çevremizden, korkularımızdan, beklentilerimizden ve yıllar boyunca tekrar ettiğimiz davranışlardan oluşur. Bu nedenle insanın zaman zaman eski haline dönmesi şaşırtıcı değildir.
Fakat insan ile metal arasındaki en büyük fark tam burada ortaya çıkar: Metal hangi şekle döneceğine karar veremez. İnsan verebilir.
İnsan alışkanlığını sorgulayabilir, çevresini değiştirebilir, yeniden başlayabilir, yardım isteyebilir ve düştüğü yerden tekrar kalkabilir. Belki de değişimin sırrı hiçbir zaman eskiye dönmemek değildir. Eskiye döndüğümüzü fark ettiğimizde yeniden doğru yöne dönebilmektir.
Çünkü gerçek değişim bir defa “dümdüz olmak” değil, hayat boyunca istikametini yeniden bulabilme iradesidir.
Bu konfor alanımız da Ateşin demiri erittigi gibi kendi alişkanlıklarımızda ruhumuzu bedenimizi eritiyor
ateşin demiri erittigi gibi alışkanlıklarımız da bedenimizi ruhumuzu eritiyor