İnsanı Küçülten Kibir, Büyüten Bilgelik

İnsan, “Başkalarından ne kadar üstünüm?” diye sormak yerine, “Birilerine ne kadar faydalı olabiliyorum?” diye sormaya başlar. Bu iki soru insanı tamamen farklı yerlere götürür. Birincisi rekabet, ikincisi ise ilişki ve anlam üretir.

Bu üstünlük hissi, bazen farkında bile olmadan düştüğümüz bir tuzaktır. Sessiz bir fısıltı da olsa “Ben eğitimliyim, o değil” gibi düşünceler geçer zihnimizden. Böyle olunca insan kendini farklı görür, fark etmeden yeni tecrübelere, bilgilere, hayat derslerine kapatır kapılarını.

Peki sizce bu davranış ile 20 sene sonra hangi seviyede olur insan? “Ben eğitimliyim” diyerek çıktığı bu yolda kibirle inşa ettiği bir kulenin tepesinde mi kalır; veya hayatın sunduğu en samimi, en hakiki bilgilerden mahrum mu ayrılır?

Bu soruya güzel bir yön vereceğini düşündüğüm Sokrates’in şu meşhur sözüyle devam etmek istiyorum:

“Bildiğim tek şey, hiçbir şey bilmediğimdir.”Sokrates 💭

Bildiğiniz üzere Sokrates, zengin ve eğitimli bir aileden ziyade mütevazı bir yaşamdan gelen; heykeltıraş bir baba ile ebe bir annenin çocuğudur. Bütün hayatını, Atina sokaklarında dönemin en “eğitimli” ve kendinden emin insanlarıyla konuşarak geçirmiştir. Onlara sorular sorup kendi cehaletlerini fark ettirdiğinde ulaştığı temel hakikat şu olmuştur: Gerçek bilgelik, insanın kendi sınırlarını ve bilmediğini kabul etmesiyle başlar.

Sokrates, Atina sokaklarında dolaşırken gördüğü her insanı bir eğitmen olarak görmüştür. Gururun ve kibirin arınmış bir halde hareket ederek, bizlere insanın bir duruşu, sabrı veya tek bir cümlesi hayatın en derin derslerini verebileceğini göstermiştir. Kendi cehaletini kabul eden insan, her karşılaştığı ruhu bir hikmet kapısı olarak görür.

Özdeki Hazineyi Görebilmek

Eğitim ve ilim, insanı başkalarıyla rekabete sokup üstünlük hissettiriyorsa egoya hizmet eder; insanı mütevazı yapıp herkesten öğrenmeye açık hale getiriyorsa ruha hizmet eder.

Evet arkadaşlar bizler de kendimize soralım, yoldan geçen biri, selamlaştığım bir otobüs şöförüyle ya da senelerdir komşuluk yaptığım o yaşlı teyzeye iletişimimizde egomuzla mı yaklaştık, yoksa gönlümüzün zenginliğiyle mi muhabbet ettik?

Şöyle tatlı bir hikayeyle devam edelim..

Bir gün Akşehir’in beyleri hocayı yemeğe davet etmişler. Hoca nereden bilsin; davete, günlük kıyafetiyle katılmış. Katılmış ama ne hoş geldin, ne sefa getirdin diyen var. Herkes, allı pullu kıyafetlilere el pençe duruyormuş. Hoca, bir koşu evine giderek, sandıktaki işlemeli kürkünü giyip yemeğe geri dönmüş. Az evvel hoş geldin bile demeyenler, önünde yerlere kadar eğilmişler. Hoca’yı, yere göğe sığdıramayıp baş köşeye oturtmuşlar. Kuzunun en hasını önüne koymuşlar. Herkes Hoca’nın yemeğe başlamasını bekliyormuş.

Hoca, bir taraftan kürkünün kolunu sofrada sallamaya, bir taraftan da “Ye kürküm ye, ye kürküm ye!” demeye başlamış.

– İlahi Hoca, demişler, kürkün yemek yediğini kim görmüş?

Hoca taşı gediğine koymakta gecikmemiş:

Kürksüz adamdan sayılmadık… İtibarı o gördü, yemeği de o yesin.

İşte bizler de bir insanla muhatap olduğumuzda, çoğu zaman farkında bile olmadan dinine, ırkına, eğitim seviyesine veya hangi cemaate bağlı olduğuna bakıyoruz. “Ben kimseyi ayırt etmem” desek de derinlerde o gizli üstünlük hissini beslemeye devam ederiz. Yok zannettiğimiz o ses aslında usulca fısıldar: “İyi ki ben onun gibi değilim, iyi ki ben çok dikkat eden bir insanım, bu mu eğitim verecekmiş, iyi ki benim ortamım onlar gibi değil…”

Bu düşünceler, bize kendimizi teselli eden veya motive eden cümleler gibi görünse de aslında insanlara eleştirerek ve küçümseyerek bakmamıza neden olur.

Oysa önceliğimiz; insanın kaşına gözüne, kıyafetine, üslubuna, makam ve şöhretine bakmak değildir. Her şeyden önce o insandaki ruhu görmektir; onun da Allah’ın bir kulu olduğunu bilerek kalıpların ardında gizlenen o hazineyi keşfetmektir.

Bir bakışında, sabrında, küçük bir cümlesinde veya yürüyüşünde saklıdır bize ulaşacak bilgi; belki de söylediği tek bir cümledir gönlümüzü ferahlatacak olan…

Mevlana Hazretlerinin söylediği gibi ; 🌹

Kardeşim sen düşünceden ibaretsin, 

Geriye kalan et ve kemiksin, 

Gül düşünür, gülistan olursun, 

Diken düşünür dikenlik olursun.

Seçim bizim…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website