PASLANMIŞ DEMİRİN HİKÂYESİ:
Bazen yıkılması gereken bina değil, içimizdeki eski yapıdır
Bir inşaatın yıkıldığını düşünelim. Yıllarca insanlara yuva olmuş bina artık ömrünü tamamlamış, taşıyıcı sistemi zayıflamış ve güvenli olmaktan çıkmıştır. Bina yıkılırken içinden paslanmış demirler çıkar. İlk bakışta insanın aklına şu gelir: “Bu demirler artık işe yaramaz.” Oysa gerçek hiç de öyle değildir. Bu demirler toplanır, ayrıştırılır, temizlenir, fabrikalarda eritilir ve yeniden çeliğe dönüştürülür. Sonra belki başka bir binanın taşıyıcı sisteminde, belki bir köprüde, belki başka bir yapıda yeniden hayat bulur.
Demir kaybolmamıştır; yalnızca eski biçimini kaybetmiştir. İşte bu durum, insanın manevi yolculuğu için de güçlü bir anlam taşır. Bazen yıkılan insan değildir; insanın eski yapısıdır.
Pas, demirin kendisi değildir
Demirin üzerinde pas oluşabilir; fakat pas demirin kendisi değildir. İnsan için de benzer bir durum söz konusudur. Yıllar içerisinde üzerimizde öfke, kibir, haset, kırgınlık, aşırı hırs, korku, yanlış alışkanlıklar ve hatalar birikebilir. İnsan bazen bunları kendi kişiliğiyle özdeşleştirerek “Ben artık böyleyim” diye düşünür. Oysa insanın yaptığı hata ile insanın kendisi aynı şey değildir. Pas vardır, demir vardır.
Kur’an-ı Kerim, insanın hiçbir zaman Allah’ın rahmetinden ümidini kesmemesi gerektiğini bildirir: “Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin.” (Zümer, 39/53.) Bu bakış, insanın kendisini geçmişteki hatalarına mahkûm etmemesi açısından da önemlidir. Geçmişte hata yapmış olmak, insanın gelecekte değişemeyeceği anlamına gelmez.
Eski bina yıkılmadan yeni bina yapılamaz
Hayatımızda bazen artık bizi taşımayan düşünceler, alışkanlıklar ve davranış biçimleri vardır. Fakat insan, alıştığı yapıyı bırakmakta zorlanır. Çünkü eski yapı her ne kadar sorunlu olsa da tanıdıktır; yeni olan ise belirsizdir. Manevi gelişimin önemli aşamalarından biri, insanın önce kendi içindeki yanlış yapıyı fark etmesidir.
Kur’an-ı Kerim’de, “Şüphesiz Allah, bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe onların durumunu değiştirmez.” (Ra’d, 13/11) buyurulur. Değişim, insanın kendi iç dünyasına bakmasıyla başlar. İnsan önce “Bende neyin değişmesi gerekiyor?” sorusunu sormalıdır.
Ateş bazen dönüştürür
Hurda demir yeniden kullanılabilmek için yüksek sıcaklıkta eritilir. Dışarıdan bakıldığında bu bir yok oluş gibi görünür. Oysa demir yok olmamakta, eski biçiminden kurtulmaktadır.
İnsan hayatında da buna benzeyen dönemler vardır. Kayıplar, hayal kırıklıkları, başarısızlıklar, yalnızlıklar ve pişmanlıklar bazen insanı adeta ateşten geçirir. Bu süreçlerin tamamını “kesinlikle hayırlıdır” diye değerlendirmek doğru değildir. Ancak insan, yaşadığı acılardan ders çıkarabilir ve onları kendi gelişimi için bir vesileye dönüştürebilir.
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulur: “Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey sizin için hayırlıdır; olur ki sevdiğiniz bir şey de sizin için kötüdür. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Bakara, 2/216.) İnsan bazen yaşarken anlam veremediği bir olayın kendisine yıllar sonra ne öğrettiğini fark eder.
Yıkılmak, yok olmak değildir
Bir bina yıkıldığında içindeki bütün malzemeler yok olmaz. Demir ayrılır, taş ayrılır, cam ayrılır ve kullanılabilecek malzemeler yeniden değerlendirilir. İnsan hayatında da geçmiş tamamen çöpe atılacak bir şey değildir. Yaşadığımız acılar tecrübe, yaptığımız hatalar ders, kayıplar ise hayatın kıymetini anlamamıza vesile olabilir.
İnsan geçmişini değiştiremez; fakat geçmişine verdiği anlamı değiştirebilir. Bu nedenle manevi gelişim, geçmişi silmek değil, geçmişi anlamlandırarak ondan daha olgun bir insan olarak çıkabilmektir.
Aynı demir, yeni bina
Eski binadaki demir ile yeni binada kullanılan demir, sonuçta aynı hammaddedir. Değişen demirin özü değil, biçimi ve kullanım alanıdır. İnsan da hayatının farklı dönemlerinde değişir. Çocuklukta farklı düşünür, gençlikte farklı kararlar verir, olgunluk döneminde olaylara başka bir gözle bakar. Manevi olgunlaşmayla birlikte insanın dünyaya, insanlara ve kendisine bakışı da değişebilir.
Tasavvuf açısından burada “nefs terbiyesi” önemli bir kavramdır. Amaç insanı yok etmek değil; insanın içindeki kötü eğilimleri terbiye ederek onu daha dengeli, merhametli, adil ve bilinçli bir hâle getirmektir. Yani mesele insanı değiştirmekten çok, insanın içindeki iyiliğin üzerindeki pası temizleyebilmektir.
“Ben böyleyim” demeden önce
Manevi gelişimin önündeki önemli engellerden biri “Ben böyleyim, değişmem” düşüncesidir. İnsan kendisini öfkeli, kıskanç, kırgın veya affedemeyen biri olarak tanımladığında zamanla bu davranışlarını değiştiremeyeceğine inanmaya başlayabilir. Oysa insanın en önemli özelliklerinden biri değişebilme kapasitesidir.
Kur’an-ı Kerim’de, “Nefsini arındıran gerçekten kurtuluşa ermiştir.” (Şems, 91/9) buyurulur. Arınmak, yepyeni bir insan olmak değildir. İnsanın sahip olduğu güzel tarafları ortaya çıkarmak ve üzerindeki pası temizlemektir.
İnsanları da paslarıyla değerlendirmeyelim
Belki de bu düşüncenin en güzel tarafı, yalnızca kendimize değil başkalarına bakışımızı da değiştirmesidir. Bir insanın öfkesini görüp “kötü insan”, geçmişte yaptığı bir hatayı görüp “değişmez insan” demek kolaydır. Fakat gördüğümüz şey belki de sadece onun üzerindeki pastır.
Kur’an-ı Kerim’de, “Ey iman edenler! Bir topluluk diğer bir toplulukla alay etmesin; belki de onlar kendilerinden daha hayırlıdır.” (Hucurât, 49/11) buyurulur. İnsan, karşısındaki kişinin yalnızca bugünkü hâlini görür; Allah ise onun bütün hayatını, niyetini ve dönüşüm imkânını bilir.
MERAKLISINA NOT: PSİKOLOJİ BU DÖNÜŞÜMÜ NASIL AÇIKLAR?
Tasavvufun “pası temizlemek ve yeniden inşa olmak” şeklindeki yaklaşımı ile modern psikolojiyi aynı şey olarak görmek doğru değildir. Ancak iki alanda insanın değişebilme ve kendisini geliştirebilme kapasitesine ilişkin dikkat çekici benzerlikler bulunmaktadır.
Psikolojide değişimin önemli başlangıç noktalarından biri farkındalıktır. İnsan önce kendi düşüncelerini, duygularını ve davranışlarını fark eder. “Neden bu kadar çabuk öfkeleniyorum?” veya “Neden aynı hatayı tekrar tekrar yapıyorum?” diye sormaya başladığında kişi kendisini dışarıdan gözlemlemeye başlar. Bu, pası fark etmeye benzetilebilir. Fark etmediğimiz bir şeyi değiştirmemiz oldukça zordur.
Bir başka önemli kavram bilişsel yeniden yapılandırmadır. Özellikle bilişsel davranışçı psikolojide kullanılan bu yaklaşım, olaylara ilişkin düşüncelerimizi yeniden değerlendirmeyi ifade eder. Örneğin “Bir kez başarısız oldum, demek ki ben beceriksizim” düşüncesi yerine “Bu konuda başarısız oldum ama bundan öğrenebilirim” diyebilmek, olayın kendisini değil, olay hakkındaki düşüncemizi değiştirmektir.
Psikolojide ayrıca travma sonrası gelişim kavramı bulunur. Bu, acı yaşayan herkesin mutlaka güçleneceği anlamına gelmez. Ancak bazı insanlar ağır yaşam deneyimlerinden sonra hayata daha farklı bakabilir, ilişkilerinin değerini daha iyi anlayabilir veya kişisel güçlerini yeniden keşfedebilir. Böylece yaşanan acı, kişinin hayatındaki tek anlam olmaktan çıkar ve yeni bir gelişimin başlangıç noktası hâline gelebilir.
Bir diğer önemli yaklaşım ise gelişim zihniyetidir. Bu anlayış, insanın bazı yeteneklerinin ve davranışlarının çalışma ve öğrenme yoluyla gelişebileceğini vurgular. “Ben böyleyim, değişemem” düşüncesi yerine “Şu anda böyle davranıyorum ama bunu geliştirebilirim” demek, insanın değişim ihtimaline kapı açar.
SONUÇ: İNSAN PAS DEĞİL, DEMİRDİR
Belki de hepimizin zaman zaman kendimize hatırlatması gereken şey şudur: İnsan pas değildir; paslanmış olabilir. Hata yapabilir, yorulabilir, kırılabilir, yanlış yollara sapabilir. Fakat bunların hiçbiri onun bütün hikâyesi değildir.
Demir paslanabilir, bina yıkılabilir; fakat demir yeniden eritilebilir, temizlenebilir ve başka bir yapının parçası olabilir. İnsan da hatasından dönebilir, kendisini geliştirebilir, kalbini temizleyebilir ve hayatını yeniden kurabilir.
Kur’an-ı Kerim’de, “Şüphesiz Allah, tövbe edenleri ve temizlenenleri sever.” (Bakara, 2/222) buyurulur.
Öyleyse hayatımızda bazı şeylerin yıkılması gerektiğinde hemen korkmayalım. Belki yıkılan biz değiliz; artık bize hizmet etmeyen eski yapımızdır. Belki hayatın enkazı içinde gördüğümüz paslı demir, aslında hâlâ değerini koruyan bir cevherdir.
Çünkü bazen yeniden inşa olmak için önce eski binanın yıkılması gerekir. Ve belki de insanın manevi yolculuğu, kendi içindeki pası fark edip yeniden şekillenmeye razı olduğu gün başlar.