Yazan: Fahri Sarrafoğlu

Abdülkadir Geylani Hazretleri, devamlı yanında bulunan, her sohbetini dinleyen bir müridini başka bir yere görevli olarak gönderdi ve kendisi çağırana kadar da orada kalmasını istedi. Bu genç mürit Gavzul Azam Abdülkadir Geylani Hazretlerinin emrini yerine getirerek yaklaşık bir ay mesafede olan bir medresede hocasından öğrendiklerini aktarmak için görevlendirilmişti. Gel gelelim bu genç mürit daha giderken bile buruk ayrılıyor, ayakları aslında geri geri gidiyordu. Öyle ya, yıllardır beraber olduğu hocasından ayrılmak kolay mıydı? İstemeyerek de olsa vazifelendirildiği yere gitti ve göreve başladı.

Genç mürit görev yeri olan yere vardığı günden itibaren hocası Abdülkadir Geylani Hazretlerine sık sık mektup yazıyor ve onu ne kadar özlediğinden bahsediyordu. O kadar özlemişti ki, ne tarafa baksa hocasını görüyordu. Yemek yerken, otururken, kalkarken hem hocasının sesini duyuyordu. Sohbet halkalarını, ders arkadaşlarını gözünün önünden birer birer geçiriyordu. Gizli gizli ağlamaya da başlamıştı. İstiyordu ki hocası mektup yazsın gel artık desin, ama Abdülkadir Geylani Hazretleri aslında onun eğitilmesini istiyor, insani kamil olmasını istiyordu. Bizim bu genç mürit artık mektup yazma işini neredeyse  alışkanlık haline getirmeye başlamıştı.H Her gün mektup yazıyordu.   Ve bir gün beklenen mektup geldi. Abdulkadir Geylani Hazretleri, onun yazdığı hiçbir mektuba cevap vermezken nihayet son mektubuna cevap verdi. Son mektubunda müridin burada garip kaldığını söylüyordu. İşte bu mektup üzerine Abdülkadir Geylani Hazretleri O’nu  tekrar eğitim gördüğü medreseye çağırdı.

Nihayet, özlem de gariplik de bitmişti. Sevinçle hemen hazırlandı ve kervanla yola çıkarak biran evvel hocasının yanına vardı. Onu gördü, elini öptü ve ders halkasına tekrar başladı. Artık yüzü gülüyordu. Hocasıyla beraberdi, her gün ders dinliyordu. Ama kısa bir müddet sonra garip bir şey olmuştu, artık sohbetlere seyrek gelmeye başlamıştı. O özleyen, her gün mektup yazan mürit gitmiş, yerine daha farklı birisi gelmişti. Üstelik genç kendisindeki bu halin değişiminden haberi bile yoktu.

Ve bir gün Abdülkadir Geylani Hazretleri O’nun da bulunduğu bir sohbette şöyle bir konuşma yaptı:

Ey insanoğlu, sen dersin ki Rabbimi özledim, Rabbimi istiyorum. Fakat Rabbin seni dünyaya eğitime göndermiş ki eğit, tekâmülünü tamamla ve O’nunla birlikte ol. Allah bizden nefsimizi eğitmemizi, eğitilmiş bir nefis ve selim bir kalple O’nun huzuruna varmamızı istiyor. Ama biz ne yapıyoruz? Küçük bir çocuğun annesini özlemesi gibi ağlıyor, bağırıyor, çağırıyoruz anne gelince de susuyor sanki, anne orada yokmuş gibi davranıyor bu seferde onu görmezden geliyoruz. İşte bu çocuğun hali ile bizim halimiz aynı değil mi? Hani özlemiştin? Özlem öyle değildir. Özlem görmeyle bitmez. Özlem Allah’ı görünce de bitmez, hep devam eder. Çünkü Aziz ve Celil olan Allah her an bir oluşum içindedir. Kul, onun yanında olsa bile özlemi bitmez artarak devam eder. Ama kulun dünyada iken yaptığı garipsemedir. Gurbete giden birisi ne yapar? Garipser, ama bir müddet sonra çevresine alışır, arkadaş bulur ve garipsediği şeyi unutur. Gurbetten geldiğini unutur. Tıpkı ağlayan çocuğa oyuncak verilmesi gibi, çocuk eline oyuncağı alınca unutur. İşte ey kardeşlerim biz öyle olmayalım, Aziz ve Celil olan Allah’a olan özlemimiz hep devam etsin. Şu kısacık dünya hayatının oyun ve eğlencesi bizim özlemimizi gidermesin… Biz dünyaya tıpkı memleketinden okumaya gelen bir medrese öğrencisi gibiyiz. Eğitimimizi tamamlayıp Allah ile birlikte olacağız .”

 

Kısaca : Sevgili dostlar, sık sık duyarız değil mi, garipsedim, özledim ya da ösedim diye halk sözlerini. Ama özlediğimiz ya da garipsediğimiz şeyi görünce de unutuveririz onu. Sanki hiç özlememiş gibi sanki hiç onun için ağlamamış gibi.

Allah’a olan özlem hep devam eder, nasıl etmez ki? Ne diyor Aziz ve Celil olan Allah:

“Her nerede olursanız olun ben sizinle beraberim” yine başka bir ayette de “Ben size şah damarınızdan daha yakınım, “ Allah hep bizimle birlikte ama biz kiminleyiz.?  Dilimizde Allah ismi var, peki, kalbimiz ne ile  meşgul. Maide 54.ayette Allah C.C şöyle buyuruyor: “Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, bilsin ki Allah yakında öyle bir toplum getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler; müminlere karşı yumuşak, kâfirlere karşı da onurlu ve şiddetlidirler; Allah yolunda mücahade eder, hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar. Bu, Allah’ın bir lütfudur, onu dilediğine verir. Allah, geniş ihsan sahibidir, her şeyi çok iyi bilendir. “

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website