Bugün, bana değer veren ve tecrübelerini benimle cömertçe paylaşan bir eğitimci büyüğümüzle yaptığımız bire bir eğitim sırasında, üzerinde uzun uzun düşünmeye değer bir kavramla karşılaştım: Hayatın portföyü.

“Portföy” kelimesini hepimiz biliyoruz. İş hayatında, eğitimde, sanatta ve finansta sık sık kullanıyoruz. Ben de özellikle öğrencilere zaman zaman, “Portföyünüzü çıkarın. Nerelere gittiniz, neler yaptınız, neler öğrendiniz, hangi tecrübeleri yaşadınız? Bunları görünür hâle getirin.” diyorum.

Kendi hayatıma bu gözle baktığımda, örneğin bugüne kadar 44 ülke gezmiş olmam da bir portföy. Fakat bugün fark ettiğim asıl nokta şu oldu: Hayatın portföyü yalnızca gezdiğimiz yerlerden, yaptığımız işlerden veya elde ettiğimiz başarılardan oluşmuyor.

Eğitimimizin, aile ve evlilik hayatımızın, işimizin, sosyal çevremizin, özel hayatımızın ve manevi dünyamızın ayrı ayrı portföyleri var. Asıl mesele ise zaman zaman bunların karşısına geçip kendi hayatımızı seyredebilmek.

Kendi Hayatımızı Seyredebilmek

Bazen kendimizi bir tiyatro salonunda, koltuğumuza oturmuş ve sahnede oynanan kendi hayatımızı seyrediyormuş gibi düşünmemiz gerekiyor.

Eğitim hayatımıza bakalım: İlkokul, ortaokul, lise, üniversite, aldığımız eğitimler, okuduğumuz kitaplar, öğrendiğimiz yeni şeyler… Bunların hepsi eğitim portföyümüzün içerisinde. Peki bugün bu portföyün neresindeyiz? İlerliyor muyuz, yoksa durmuş muyuz? Bugün kendimize yeni bir şey katıyor muyuz?

Aynı şekilde aile hayatımızı düşünelim. Evlilik, çocuklar, birlikte geçirilen yıllar, seyahatler, sevinçler, sıkıntılar ve oluşturulan hatıralar… Bunların tamamı aile portföyümüzün parçaları.

Burada sorulması gereken soru aslında çok basit: Ben kendi hayatımın neresindeyim?

Hayatımda İrade Ne Kadar Bende?

Hayat portföyünü çıkarmanın belki de en önemli faydası, insanı şu soruyla karşı karşıya bırakmasıdır:

“Hayatımın ne kadarına gerçekten ben müdahilim?”

Hayat akıp gidiyor. Bazı şeyler bizim tercihlerimizle gerçekleşiyor, bazıları ise bizim dışımızda gelişiyor. Önemli olan bunları birbirinden ayırabilmek.

Nerede “Ben buna müdahilim.”, nerede “Bu benim kontrolümde değil.” diyebiliyorum? Ve daha önemlisi, bunu kendime dürüstçe itiraf edebiliyor muyum?

Çünkü insan bazen hayatın içinde olduğunu düşünürken aslında yalnızca hayatın akışına kapılmış olabilir.

Gelişiyor muyum, Yoksa Sadece Devam mı Ediyorum?

Hayat portföyünün karşısına geçtiğimizde kendimize sormamız gereken bir başka önemli soru şudur:

“Ben kendimi gerçekten geliştirebiliyor muyum?”

Sadece yaşıyor muyum, yoksa yaşarken değişiyor, öğreniyor ve gelişiyor muyum?

Hayatın bazı dönemleri öylesine hızlı geçiyor ki yaşadığımız hâlde ne yaşadığımızı anlayamıyoruz. Görüyoruz ama fark etmiyoruz; oradayız ama o anın içerisinde gerçekten bulunamıyoruz.

Belki de bazı bunalımlarımızın ve içimizde oluşan boşlukların nedenlerinden biri budur: Hayat geçiyor ama biz hayatın geçtiğini sonradan fark ediyoruz.

Bazen Hayatı Durdurup Geriye Sarmak Gerekir

Bir film izlediğimizi düşünelim. Film bittikten sonra bir sahnenin gerçek anlamını fark eder ve “Demek mesele buymuş!” deriz. Sonra filmi geri sarıp o sahneyi yeniden izleriz. İkinci defa baktığımızda daha önce gözümüzden kaçan ayrıntıları görmeye başlarız.

Hayatın portföyünü çıkarmak da biraz buna benziyor.

Zaman zaman hayatımıza bir “pause” yapmak ve geriye bakmak gerekiyor: Neler yaşadım? Neleri fark ettim? Neleri kaçırdım? Nerede benim iradem vardı, nerede hayat beni sürükledi? Nerede gerçekten yaşadım, nerede yalnızca günleri geçirdim?

İnsan hayatını bu şekilde geriye doğru taradığında, daha önce göremediği birçok şeyi fark edebilir.

Hayat Portföyünün Üç Temel Ölçüsü

Hayatın portföyünü değerlendirirken üç temel kavramın özellikle önemli olduğunu düşünüyorum: İrade, yönetebilme ve lezzet.

İrade: Bize verilen iradeyi ne kadar kullanıyoruz? Kararlarımızı gerçekten biz mi veriyoruz, yoksa çevremiz, alışkanlıklarımız ve hayatın akışı mı bizim adımıza karar veriyor?

Yönetebilme: Hayatı bir araba kullanmaya benzetebiliriz. Direksiyonda biz varız; fakat arabayı gerçekten biz mi kullanıyoruz? Ne zaman hızlanacağımızı, ne zaman yavaşlayacağımızı biliyor muyuz? Yoksa direksiyonda oturuyor görünsek bile bizi hayat mı götürüyor?

Lezzet: Bütün bunları yaparken hayattan tat alabiliyor muyuz? Çünkü yaşamak yalnızca görevleri yerine getirmek değildir. Çalışmak, kazanmak, seyahat etmek, sorumluluklarımızı tamamlamak önemlidir; fakat bütün bunların içinde zevk, haz, lezzet ve anlam yoksa bir şeyler eksik kalıyor demektir.

Asıl soru şudur: Yaşadığım hayatı gerçekten yaşayabiliyor muyum?

Sürekli Meşgul Olmak, Yaşamak mıdır?

Hayatımızı zaman zaman gözden geçirmezsek, nerede olduğumuzu sorgulamazsak ve kendi portföyümüzü çıkarmazsak zaman içerisinde bir boşluk duygusu oluşabilir.

Bunun tam tersine insan, bu boşlukla karşılaşmamak için sürekli koşturmayı da seçebilir. Hep meşgul olmak, bir iş biter bitmez diğerine başlamak, sürekli bir yerlere yetişmek…

Çünkü bazen durduğumuz anda kendimizle karşılaşırız.

İşte burada önemli bir ayrım ortaya çıkıyor: Meşgul olmak ile yaşamak aynı şey değildir.

Dışarıdan bakıldığında insan çalışıyor, geziyor, konuşuyor, üretiyor ve hayatına devam ediyor olabilir. Fakat kendi gerçekleriyle yüzleşmeden, adeta kendisine verilmiş bir rolün içerisinde de yaşayabilir.

Ve günün sonunda insanın karşısına oldukça ağır bir soru çıkabilir:

“Ben bütün bunların içinde gerçekten kimim?”

Ölümden Önce Yaşadığının Farkına Varmak

Hayatın kaçınılmaz gerçeklerinden biri ölüm. Fakat mesele yalnızca ölümün varlığı değil; nasıl bir hayatın ardından ölüme ulaştığımızdır.

Bir hiçlik ve yokluk duygusuyla mı? Yoksa hayatın içerisinde gerçekten bulunarak, fark ederek, öğrenerek, hissederek, severek ve üreterek mi?

Buradaki amaç ölümü düşünerek hayatı karartmak değil. Tam tersine, ölüm gerçeğini bilerek hayatın değerini daha iyi fark edebilmek.

Hayatın içerisinde hüzün de var, sıkıntı da, kayıp da… Fakat bunların yanında sevinç, sevgi, anlam, lezzet ve güzellik de var.

Mesele, bütün bunların farkında olarak yaşayabilmek ve sonunda Evren’in Sahibi ile olan randevuya, hayatının farkına varmış bir insan olarak ulaşabilmek.

Üç Soruyla Kendi Portföyümüze Bakalım

Belki uzun listelere bile ihtiyacımız yok. Zaman zaman kendimize şu üç soruyu sormamız yeterli:

İrade: Hayatımdaki seçimleri ne kadar bilinçli yapıyorum?

Yönetim: Hayatımın direksiyonunda gerçekten ne kadar ben varım?

Lezzet: Bütün bunları yaşarken hayattan tat alabiliyor muyum?

Hayat portföyünü çıkarmanın özü belki de tek bir cümlede toplanabilir:

Hayatı yalnızca tamamlamak değil; fark ederek, müdahil olarak ve tadını alarak yaşamak.

Çünkü hayatın portföyü, kaç yıl yaşadığımızın değil; o yılların ne kadarında gerçekten var olduğumuzun kaydıdır.

“PORTFÖY” NE DEMEK?

Portföy, en basit anlamıyla bir kişinin belirli bir alanda zaman içerisinde oluşturduğu birikimlerin, çalışmaların, deneyimlerin ve ortaya koyduğu sonuçların bütünü demektir.

Bir öğrencinin aldığı eğitimler ve yaptığı çalışmalar eğitim portföyünü; bir insanın yaptığı işler ve ürettikleri mesleki portföyünü oluşturur. Aynı kavramı hayata uyguladığımızda ise çok daha geniş bir anlam ortaya çıkar.

Okuduklarımız ve öğrendiklerimiz eğitim portföyümüzü; yaptığımız işler ve ürettiklerimiz iş portföyümüzü; ailemizle oluşturduğumuz hatıralar aile portföyümüzü; dostluklarımız sosyal portföyümüzü; inancımız, sorgulamalarımız ve anlam arayışımız ise manevi portföyümüzü oluşturur.

Dolayısıyla “hayatın portföyü”, insanın yalnızca kaç yıl yaşadığını değil, o yılların içini nasıl doldurduğunu görebilmesidir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website