Fahri Sarrafoğlu
Hiç sürpriz yumurta aldınız mı? Dışı parlak, renkli ve son derece dikkat çekicidir. Paketini açtığınızda önce tatlı bir çikolata karşılar sizi, ardından içinden küçük plastik bir kapsül çıkar… En nihayetinde ise insanı heyecanlandıran o sürpriz oyuncakla buluşursunuz. Aslında bu basit ve eğlenceli ürün, bizlere eğitim adına çok önemli bir gerçeği fısıldar: İnsan, yalnızca merak ettiği şeyi öğrenmek ister.
İşte bu yüzden günümüzde eğitim, bir anlamda “sürpriz yumurta” mantığıyla yeniden tasarlanmalıdır:
İlgi ve Estetik (Dış Kabuk)
Günümüz dünyasında bilginin dış kabuğu estetik, eğlenceli ve dikkat çekici olmak zorundadır. Gençlerin dilinden anlayan, teknolojiyi etkin kullanan ve sınıfların sıkıcı duvarlarını yıkan bir tasarım… İlk adımda gencin dikkatini çekmeli ve ona, “Burada tam da benim ilgimi çeken bir şey var!” dedirtebilmeliyiz.
Öğrenmenin Keyfi (Çikolata)
Eğitim süreci bir ceza, baskı veya zorunluluk değil; tıpkı çikolata gibi tatlı ve cazip bir deneyim olmalıdır. Öğrenirken keyif almak, merakı beslemek ve her adımda yeni bir şeyler keşfetmenin tadına varmak, bu sürecin en lezzetli kısmıdır.
Benzersiz Karakter ve Öz (Kapsül ve Oyuncak)
Yumurtanın en korunaklı, en merkezî yeri o küçük kapsüldür. İşte eğitimin asıl ve nihai amacı da burasıdır: Evrenselliğe ve köklere zarar vermeden, her gencin içindeki o benzersiz “sürprizi”, yani kendi potansiyelini ve şahsiyetini ortaya çıkarmak. Dıştaki eğlence ne kadar modern ve yenilikçi olursa olsun, merkezdeki o sağlam karakter yapısı her zaman titizlikle korunmalıdır.
Gönülleri Merkeze Toplamanın Yolu
Eğitimde tatlı, yumuşak ve cazip bir dil kullanmanın, insan ruhunun derinliklerindeki o güzel cevheri (sürprizi) ortaya çıkarmadaki hayati önemini Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de bizlere şöyle bildirmektedir:
“Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi…” (Âl-i İmrân Suresi, 159. Ayet)
Demek ki yöntemi tatlılaştırmak ve üslubu güzelleştirmek, insanları ortak bir değer etrafında toplamanın ve onlara hitap edebilmenin ilk şartıdır.
İçimizdeki “Öz”ü Keşfetmek
Dünyaca ünlü eğitimci ve yazar Sir Ken Robinson, eğitim dünyasında çığır açan ve Türkçeye de kazandırılan “Öz: Hayatınızı Değiştiren Eğilimi Bulmak” (The Element: How Finding Your Passion Changes Everything) adlı kitabında tam olarak bu sürpriz oyuncaktan bahseder. Robinson’a göre:
“Eğitimin temel amacı, bireyleri tek bir tip kalıba sokmak değil; onların iç dünyalarında saklı olan benzersiz yetenekleri ve ‘öz’ü keşfetmelerine rehberlik etmektir. Her insanın içinde keşfedilmeyi bekleyen bir sürpriz vardır.”
Tam da bu noktada, topraklarımızın yetiştirdiği en kıymetli insan insana iletişim uzmanı ve psikolog Doğan Cüceloğlu’na göre her çocuk, içi doldurulacak bir kap değil, kendi potansiyeliyle açılmayı bekleyen muazzam bir tohumdur. Eğitmenin görevi, o tohumun içindeki saklı “öz”ün güvenle ve sevgiyle dışarı çıkabileceği o şefkatli iklimi sunmaktır.
Yöntemi Değiştirmek Eğitmenlerin Elinde
Aslında eğitmenlerin işi sanıldığı kadar zor değil; tek yapmamız gereken yöntemi değiştirmektir. Süreç; önce öğrencinin ilgisini çeken dinamik bir girişle başlamalı, ardından adım adım ilerlemeli ve en sonunda öğrenci, “Ben bunu başardım ve öğrendim!” diyerek haklı bir tatmin duygusu yaşamalıdır.
Eğitim biliminde bu yaklaşımı destekleyen çok güçlü akademik temeller mevcuttur:
- Jerome Bruner ve Keşfederek Öğrenme: Amerikalı psikolog Jerome Bruner, öğrenmenin temelinde merakın yattığını savunarak “Keşfederek Öğrenme” (Discovery Learning) yaklaşımını ortaya koymuştur. Bruner’e göre öğrenci bilgiyi hazır almak yerine, soru sorarak ve bizzat keşfederek öğrenirse, o bilgi zihinde çok daha kalıcı ve anlamlı hale gelir. (Kaynak: Jerome S. Bruner, The Act of Discovery, Harvard Educational Review, 1961)
- John Keller ve ARCS Motivasyon Modeli: Motivasyon alanındaki çalışmalarıyla tanınan John Keller, bir öğrencinin derse tam anlamıyla bağlanabilmesi için dikkat, ilgi ve tatmin duygusunun şart olduğunu belirtir. Eğitim literatüründe “ARCS Motivasyon Modeli” olarak bilinen bu yaklaşıma göre; öğrenci derste heyecan duymazsa, gerçek anlamda öğrenme gerçekleşemez. (Kaynak: John M. Keller, Motivational Design for Learning and Performance, 2010)
Bizim “Sürpriz Yumurta Eğitim Modeli” olarak adlandırdığımız yaklaşım da tam olarak budur: Dersin dışı (yani sunumu) ilgi çekici olmalı, içeriği sağlam ve nitelikli kalmalı, sonu ise öğrenciye başarı ve keşif hissi yaşatmalıdır.
Eğlence İçinde Evrenselliği ve Bilgiyi Korumak
Ancak burada gözden kaçırılmaması gereken çok hassas bir denge vardır: Eğitim süreçleri eğlenceli ve cazip hale getirilirken, merkezin kaybolmasına asla izin verilmemelidir. Yani evrensel değerler, bilimsel gerçekler ve doğru bilgiler kesinlikle korunmalı; öğrencinin eğlenirken temel ahlaki ve zihni değerleri zarar görmemelidir.
Bu Modelin Psikolojik Dayanağı: Çok Katmanlı İnsan
Peki, bu “sürpriz yumurta” modeli neden bu kadar etkilidir ve insan ruhunda nasıl bir karşılık bulur? İşte bu noktada, Psikiyatrist Dr. Mustafa Merter’in insan psikolojisine dair ufuk açıcı tespitleri devreye girmektedir.
Dr. Merter, insanı “dokuz yüz katlı bir varlık” olarak tanımlar. Yani her birimiz, yüzeydeki görünümümüzün çok ötesinde, derinlerde keşfedilmeyi bekleyen sayısız potansiyele ve farklı özelliklere sahibiz. Eğitimde kullandığımız sürpriz unsurlar ve merak uyandıran yöntemler, işte bu dokuz yüz katlı yapının kapılarını tek tek açacak tılsımlı birer anahtar görevi görür.
Bu Model Hayata Nasıl Geçer?
Sürpriz Yumurta Modeli, elbette sınıfta öğrencilere sadece çikolata dağıtmak anlamına gelmez; bu yaklaşımın felsefesi çok daha derindir. Bu modeli pratik eğitim hayatına entegre etmek için şu adımlar atılabilir:
- Dersleri Birer Maceraya Dönüştürmek: Örneğin tarih dersinde öğrencileri sadece kronolojik bilgilere boğmak yerine, onları bir padişahın ya da komutanın yerine koyarak stratejik kararlar aldırmak, bir olayın sonuçlarını drama yoluyla simüle etmek dersi bir macera haline getirir.
- Merak Uyandıran Sorular Sormak: Bir fen bilgisi dersine doğrudan konuya girerek başlamaktansa, “Ya dünya gerçekten düz olsaydı, şu an hayatımız nasıl değişirdi?” gibi kışkırtıcı bir soru sormak, öğrencinin zihninde dev bir sürpriz yumurtanın kapılarını aralar.
- Başarısızlığı da Bir Sürpriz Olarak Görmek: Unutmamalıyız ki her sürpriz yumurtadan her zaman tam istediğimiz oyuncak çıkmaz; bazen birbirinin aynısı oyuncaklara da denk gelebiliriz. Eğitimde de her deneme ilk seferde başarıyla sonuçlanmayabilir.
Dünyayı Değiştirecek O “Öz”e Dokunmak
Sürpriz Yumurta Modeli bizlere, öğrencinin kalbine giden yolun estetik bir sunumla açıldığını, sürecin tatlı bir keşif yolculuğuyla yürütülmesi gerektiğini ve nihai hedefin o benzersiz karakteri koruyarak içteki “öz”ü uyandırmak olduğunu gösterir.
“Kur’ani Bakış Açısıyla”
-
“Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (Zümer 39/9)
-
“Allah sizden iman edenlerin ve kendilerine ilim verilenlerin derecelerini yükseltir.” (Mücadele 58/11)
-
“Rabbim! İlmimi artır.” (Tâhâ 20/114)
-
“Onlar ayakta, oturarak ve yanları üzerine yatarken Allah’ı anarlar ve göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler.” (Âl-i İmrân 3/191)
-
“Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır.” (Nahl 16/125)
-
“Şüphesiz bunda kalbi olan veya kulak verip şahit olan kimse için bir öğüt vardır.” (Kâf 50/37)
-
“Biz bu Kur’an’da insanlar için her türlü örneği verdik.” (Kehf 18/54)
-
“Onlara ayetlerini okur, onları arındırır, onlara Kitabı ve hikmeti öğretir.” (Bakara 2/151)
-
“Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme.” (İsrâ 17/36)