Allah dostlarının hayatını okuruz, mezarlarını, türbelerini ziyaret ederiz. Mesela Yunus Emre, mesela Hacı Bayram Veli veya Somuncu Baba ve diğerleri gibi. Peki, hiç düşündük mü ? Acaba bir Yunus Emre daha gelmiş mi? Ya da bir Somunca Baba gibi yaşayan başka Allah dostu olmuş mu? Evet, yolumuz geçenlerde Amasya’ya düştü. Amasya-Gümüşhacıköy’de Yunus Emre gibi yaşamış, halkın gönlünü kazanmış bir Allah dostu var dediler. Bizde mezarını ve hayatında iken kullandığı eşyalarının saklandığı müzeyi ziyaret ettik.  Gümüşhacıköy ilçesi, Gümüş beldesinde bulunan Halîliye Medresesinin bahçesinde Garip Hafız denilen bu gönül insanının özel eşyalarının bulunduğu odayı ziyaret ettiğimizde garip bir duygu içimizi kapladı. Allah Allah Yunus Emre’ler demek her devirde gelirmiş. Tıpkı Yunus Emre gibi yaşayan O’nun gibi “HAKİKAT YOLCUSU” olan bir zat: Garip Hafız. İşte onunla hayatıyla ilgili derlediklerimiz ve hissettiklerimiz şöyle:

DÜNYADA GARİP OLARAK YAŞADI
İbni Ömer radıyallahu anhümâ şöyle dedi: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem benim iki omuzumu tuttu ve: “Dünyada sanki bir garip veya bir yolcu gibi ol” buyurdu. Peygamber Efendimiz, İbni Ömer’e dünyada bir garip, bir yolcu gibi yaşamayı öğütlerken, dünyaya ve insanlara çok bağlanıp kalmamasını, dünyayı ebedî bir vatan gibi görmemesini, insanlarla çok fazla iç içe olmamasını tavsiye etmiş oluyordu. Bir garib gibi veya bir yolcu gibi olan kimsenin, başkalarına karşı hasedi, kini, düşmanlığı, kavgası, kötü düşünce ve davranışları olmaz. İşte Garip Hafız olarak halkın gönlüne taht kuran İbrahim Hakkı Gül’de böyle biriydi. 1903 (H.1321) senesinde Erzurum’un Cedid mahallesinde doğdu. İsmi, İbrâhim Hakkı’dır. Erzurumlu İbrâhim Hakkı hazretlerinin neslindendir. Anne tarafından dedesi HacıMâhir Efendi, Rıfâî tarîkatı şeyhiydi.

ARAPÇA VE KURAN-I KERİM HOCALIĞI YAPTI
Garip Hâfız, Erzurum’da Mustafa Niyâzi Efendiden Kur’ân-ı kerîm dersi aldı ve ezberledi. Hacı Ahmed Efendiden hat sanatını öğrendi. Kur’ân-ı kerîmi çok güzel okurdu. Mustafa Niyâzi Efendi, GaripHâfız’ı talebeliğe kabûl etmeden önce istihâreye yatmasını ve rüyâda ne gördüğünü söylemesini istedi. Rüyâsında hocası Mustafa Niyâzî Efendi elinden tutarak câmiye götürdü. Câminin içerisinde on iki âlim yarım dâire, halka kurup oturmuşlardı. Mustafa Niyâzi Efendi câmideki âlimlere; “Efendiler bu çocuk kırâat ilmini öğrenmekte talebe olmak ister. Ne buyurursunuz?” diye sordu. Onlar; “Oku Hâfız! Oku!” dedi. Ertesi gün Garip Hâfız rüyâsını Mustafa Niyâzi Efendiye anlattı ve ona talebe olarak kırâat ilmini öğrendi. On iki yaşına geldiğinde annesini kaybeden Garip Hâfız, Erzurum’dan Sivas’a gitti. Burada Kazancızâde Emin Edip Efendinin sohbetlerine devâm etti ve ondan feyz aldı. Sivas Dâr-ül-muallimîn okulunda Arapça ve Kur’ân-ı kerîm hocalığı yaptı.

HALİLİYE MEDRESİNDE DERS VERDİ
Sivas’tan Merzifon’un Gümüş kasabasına gelerek Halîliye Medresesinde ders vermeye başlayan Garip Hâfız, senelerce güzel ahlâkı Müslümanlara öğretti. Garip Hâfız; çok kibar, nâzik ve yumuşak idi. Kimseyi katiyen incitmezdi. Birisinin hatâsını görse onu başka yollardan duyurur; “Sen böyle yapıyorsun.” diyerek yüzüne vurmazdı. İbadetlerini çok gizli yapardı. Dikkati çeken her şeyden sakınırdı. Son derece edepli, hayâ sâhibiydi. Sohbetlerinde kimseyi sıkmazdı. Bütün hayâtını diz üstü oturmakla geçirdi. Sohbetine gelenler ne murâd ederlerse, sormadan cevâb alırlardı.
Garip Hâfız, ömrünün sonlarına doğru Merzifon’a yerleşti. İlim öğretmeye burada da devâm etti. 1976 (H.1396) senesinde Ankara’da vefât eden Garip Hâfız, Gümüş’de Halîliye Medresesine defnedildi. Vefâtında mezarının üzerine türbe yapılmamasını vasiyet etti.

YAŞAYIŞINDAN ÖRNEKLER
Garip Hâfız’ın ziyâretine gelen bir zât; “Hoca Efendi! Ben de sizin gibi olmak istiyorum.” deyince;
“Pazarda satılsa otuza kırka
Ben de alırım vücûduma öyle bir hırka.”cevabını verdi.

Taşovalı Kadir Hâfız bir gün iki arkadaşı ile ziyaretine geldi ve; “Efendim! “Nefsini tanıyan, Rabbini tanır.” hadîs-i şerîfi üzerine sohbet buyurursanız, memnun oluruz.” dedi. Garip Hâfız; “Evlâdım! Bu makam çok yüksek bir makamdır. Siz şeraitin emirleri ile iktifâ edin. Basamak basamak çıkın bu makâma.” Der.

Daha sonra; “Bâzıları, kendisi bu halde, bu makamda olmadıkları halde, buralardan söz ederler. İnsana faydalı olan iki türlü ilim vardır. Biri ilm-i diyânet, diğeri ilm-i tebâbettir.” dedikten sonra Kadir Hâfız’a dönerek; “Sen o gün görürsün, o vakitte dağların paramparça olduğunu.” meâlindeki âyet-i kerîmeyi okudu. O zât içinden; “Ben nefsden sual arzettim. Efendi bana dağların yıkılacağından bahsetti.” diye geçirirken, Garip Hâfız; “Nefs dağı, görmüş olduğun dağlardan kavidir, kuvvetlidir. Nefs dağlarının parçalanması ile dosta kavuşma yolları açılır.” buyurdu.
NEDEN ESER BIRAKMADI?
Kendisine sık sık neden eser yazmıyorsunuz ya da eser bırakmadınız sorusuna verdiği cevap oldukça manidar ve ilginçtir: “ Ben bir din bilgini olarak benden istenen her şeyi İSTEYENE vermeye çalışıyorum.” Yani bilgi istenene verilir, bilgi talebe olana verilir. Talip eden bilgiyi alır, demek istiyor. Yine O’nun sözlerinden: “İtimada layık olan kimseler daima dostluğa layık kişilerdir.” Yani kendisinden emin olan kişiye emanet verilir. İlim de bir emanettir.

Kaynak: Garip Hafız/ Emin Özgümüş Ankara 2007

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website