Uluğ Bey’in ibretlik hayat hikâyesi

Hazırlayan: Fahri Sarrafoğlu

Uluğ Bey, değimiz zaman onu çoğumuz bir bilim adamı olarak biliriz ki doğrudur. Ama O, aynı zamanda bir hükümdar ve aynı zamanda bir baba. Uluğ Bey, Kur’an-ı Kerim’i yedi farklı kıraatle ezbere okuyabilen ve bilginleri ve âlimleri himaye eden bir hükümdar olarak karşımıza çıkar . Onun, gerçek ismi nedir, hayat hikayesi nedir ve bütün olumlu hasletlerine rağmen acaba “Uluğ Bey’in” ölümü nasıl olmuştur? İşte başka bir hakikat yolcusunun daha hayat hikayesini sizlere sunuyoruz.

ÂLİMLERİ SEVEN VE YANINDAN AYIRMAYAN BİR HÜKÜMDAR
Babası, Timur’un küçük oğlu Şâhruh Mirza olan Uluğ Bey, iyi bir yönetici olmanın yanı sıra büyük bir bilgin; ilim, fikir ve sanat dostu idi. Uluğ Bey’in gerçekte ismi Mehmet Taragay’dır. Fakat bu isim hemen hemen hiç kullanılmamıştır. O, Uluğ Bey, ismi ile bilinmektedir. Bunun da sebebi, eski Türklerde erkek torun, anne ve baba tarafından değil Büyükbaba ve Büyükanne tarafından yetiştirilirdi. Anne ve baba bazen kendi öz çocuğunun yüzünü göremez veya çok nadir görür hatta annesi bile yüzünü unuturdu. Öte yandan, Türklerin Müslümanlığı kabulünden sonra özellikle Muhammed/Mehmet ismi edep olarak söylenmediği için Uluğ Bey, ismi kullanılır olmuştur. Timur, diğer oğulları ölünce kendi yerine aslında Uluğ Bey’i hazırlamış ama bunu görmeye ömrü yetmemişti.

KURAN-I YEDİ KIRAAT ÜZERİNE OKUYAN BİR HAFIZDI
O, sarayda dinî ilimleri, ardından da mantık, matematik ve astronomi tahsili gördü. Bu yüzden, özellikle matematikçi ve astronom olarak tanındı. Uluğ Bey, Kuran-ı anlayarak okumaya önem veren bir alim olarak karşımıza çıkıyor. O’nun sık sık okuduğu ve dilinden düşürmediği ayet Nisa Suresi 162.ayetiydi: “ …Fakat içlerinden ilimde râsih (derinlik sahibi) olanlar ve müminler, sana indirilene ve senden önce indirilene inanırlar. Onlar, namazı kılanlar, zekâtı verenler, Allah’a ve ahiret gününe inananlar… İşte onlara büyük bir mükâfat vereceğiz.”  Uluğ Bey, bu ayetin de işaret ettiği gibi yanından alimleri, bilim adamlarını ayırmamıştır.

ASTRONOMİNİN TEMELİNİ OLUŞTURDU
Uluğ Bey, astronomi çalışmalarının temelini teşkil eden trigonometri ilmi üzerinde de geniş çalışmalar yaptı. Kendisinden önceki Doğu ve Batı dünyasının tahmini bilgilerini bir kenara bırakıp, bilimsel esasları tespit ederek, trigonometride yeni bir araştırma yolu açtı. Dünya onu, astronomi alanındaki eseriyle tanıdı. Semerkant’taki rasathanesinde yapılan çalışmalar, bugünkü astronomiye hala ışık tutmaktadır. Zîc-i Ulûgî denilen cetveli, diğer ilmî eserleri ve rasatları, akademiden farkı olmayan sarayındaki çalışmalarının sonucudur. Zîc-i Ulûgî, diğer adı “Gûrgânî Takvimi” olan bu cetvel, o devrin ilmî esaslara dayanan yegâne takvimi sayılmaktadır.


AY YÜZÜNDE BİR KRATERE ONUN ADI VERİLDİ
 Batı bilim dünyası, Uluğ Bey’e “XV. yüzyıl Astronomu” unvanını layık görürken, Milletlerarası Astronomi Derneği de Ay yüzeyindeki bir kratere onun adını verdi. Beş ülkenin astronomlarından ve özellikle Ay’a uydu gönderen ülkelerin uzmanlarından oluşan bir komisyonun hazırladığı Ay Haritasında, üç Türk astronotunun adları da yer alır. Büyük bir kratere Uluğ Bey adı verilmiştir. Ay atlasında adları bulunan diğer iki Türk bilgini, Bîrûnî ve Nasireddîn Tûsî’dir.

 BAŞKA BİLİM ADAMLARININ YETİŞMESİNE VESİLE OLDU
Astronomiye olan ilgisinin küçük yaşlarında Meraga Rasathanesi’ne yapılmış bir yolculukla uyandığı düşünülen Uluğ Bey, sadece kendisinin değil birçok bilim adamının da yetişmesine vesile oldu. Hükümdarlığı sırasında o dönemin gözde şehirlerinden olan başkent Semerkand’a medrese, cami ve rasathane yapılmasını emretmiş ve bu kurumlara da yine o dönemin en ünlü âlimleri ve bilginlerini atamıştır. Bu âlim ve bilginlerin arasında Kadızade Rumî, Gıyaseddin Cemşid el-Kaşî, Ali Kuşçu, Muinuddin Kaşanî, Abdülalî Bircendî ilk akla gelenler arasındadır.

Uluğ Bey, Semerkant’ta iki medrese yaptırıp, bunları vakıf eserleriyle destekledi. Medresedeki derslere iştirak ettiği gibi zaman zaman kendisi de ders verdi. Merâga’dan sonra en büyük rasathâneyi Semerkant’ta kurdu. Burada yapılan çalışmalar ilim dünyasına öncülük etti. Uluğ Bey Zîci adlı eserini burada yazdı. Uluğ Bey’in döneminde Semerkant, dinî ilimlerin yanı sıra diğer ilimlerde de önemli bir merkez haline geldi. Sanat ve edebiyat en parlak dönemini yaşadı. Burada Nakşibendîlik önemli potansiyel oluşturdu.

İLİMDEKİ BAŞARILARI
Başlıca başarılar şöyleydi: Kübik denklemlerin doğru yaklaşık çözümleri için yöntemler, iki terimli teorem ile çalışma; Uluğ Bey’in sekiz ondalık kesre kadar doğru olan kesin sinüs ve kosinüs tabloları; küresel trigonometri formülleri ve özellikle önemli olan Batlamyus’unkinden beri ilk kapsamlı yıldız cetveli olan, Uluğ Bey’in Yıldızlar Cetveli.

TİMUR GİBİ BAŞBUĞ OLAMADI AMA İLİMDE ÖNCÜ OLDU
Uluğ Bey hiçbir zaman dedesi Timur gibi büyük bir başbuğ olamadı. O bilime, sanata ve avcılığa meraklıydı. Özellikle av için özel kuşlar yetiştirir onların adlarını ve cinslerini bir deftere yazardı. Derler ki bir gün bu defterini kaybetmiş. Fakat bütün kuşların adları kuvvetli hafızasındadır.  Hepsini bir bir yazdırmış ve sonradan defter bulununca bunları karşılaştırmışlar. Aralarında bir eksiklik yokmuş. Uluğ Bey yenilikçi ve aydın bir insan olduğunu her yönüyle belli ediyordu. Nitekim yaptırdığı medresenin kapısına ağır üsluplu ayetler ve övgü sözleri yazdırmak yerine ‘‘İlim tahsil etmek her Müslümana farzdır”  hadisini yazdırdı.

VE İBRETLİK ÖLÜMÜ…
Uluğ Bey’in hayatı çok verimli çalışmalar gerçekleştirilmesiyle ilginç olduğu kadar ölümü daha da ilginçtir. Uluğ Bey, babasının ölümünden sonra devlet yönetimini ele alınca oğlu Abdüllatif’e hazineden verilmesi gereken hisseyi vermemişti. Bu yüzden oğlu ile arasında bir kırgınlık oluşmuştu. Babasının Herat’tan ayrılmasını fırsat bilen Abdüllatif, babasına karşı bir ordu devşirerek onunla mücadeleye girişti. Oğluyla giriştiği mücadelede yenik düştü. Oğluna teslim olmak zorunda kaldı. Uluğ Bey hükümdarlık hak ve iddiasından vazgeçerek, sıradan bir insan gibi oğlunun egemenliği altında yaşamaya razı oldu ve oğlu Abdüllatif’ten hacca gitmek için izin istedi. Verilen izin üzerine Semerkant’tan ayrıldıysa da kumandanlar, bu durumun sakıncalı olduğu hususunda Abdüllatif’i ikna ederek Semerkant’a bir-iki günlük mesafede onu öldürdüler (ö. 853/1449).  Aradan bir yıl bile geçmeden  bir suikast sonucu Abdüllatif’i de  öldürdüler. İki gün sonra da küçük oğlu Abdülaziz öldürüldü.

ÖLÜMÜNÜN ARKASINDA YATAN SEBEPLER
Uluğ Bey’in hayatının trajik şekilde sonlanmasının görünürdeki başlıca sebepleri olarak şunları saymak mümkündür:
1.Hükümdar olunca, oğlu Abdüllatif, Herat’ı istediği halde onu Belh valiliğine tayin etmesi sonucu aralarının açılması.
2. Diğer hükümdarlar gibi yapmayıp, halktan toplanan vergileri kumandanlarına ve çevresindekilere dağıtmayıp, vergi gelirlerini halkın yararına olmak üzere ilmî araştırmalara, medrese, kütüphane ve rasathane gibi hususların yapımına harcamasıdır.
3. Uluğ Bey’e tuzak kuran kumandanlar, Abdüllatif’i babası aleyhine kışkırtmışlar ve aralarında gerçekleşen savaşın en kritik anında, Uluğ Bey’i bırakıp oğlunun safına geçmişlerdir (Abdülmüteâl es-Saîdî [ö. 1370/1950], el-Müceddidûn fi’l-İslâm, Kahire, ts., Mektebetü’l-âdâb, s. 339).

HASSAS BİR YAPIYA SAHİPTİ
1426′ da Özbek Hanı olan Buruk Oğlan’ ın saldırısı üzerine Uluğ bey büyük bir yenilgiye uğramıştı. Bu olay onu, intihar edebilecek derecede üzmüştü. Çok ince ve hassas bir ruha sahip olan Uluğ Bey, aslında “hükümdarlığı” sanki bir zorunluluk gibi yapıyordu. İmkân olsa da tüm vaktini bilime ayırabilseydi fakat O, bu tercihi yapmakta biraz geç kalmıştı.

ÖLÜMÜ BİLİM DÜNYASINI DERİNDEN ETKİLEDİ
Uluğ Bey’in öldürülmesi, sadece siyasî istikrar bakımından değil, Semerkant’ta çok şeyi değiştirmiştir. Zira şehir, idarî merkez olarak kullanılmakla birlikte, bir daha böyle parlak bir dönem yaşamamıştır. Uluğ Bey’in ölümünden sonra, bu alim hükümdarın mesai arkadaşı, yakın dostu ve sırdaşı olan Ali Kuşcu, önce Akkoyunlu sonra da Osmanlı sarayına intisab etti.

SONUÇ: İLAHİ YASALARDA KİNE YER YOKTUR
Uluğ Bey, bilgindi ve iyi bir insandı. Zamanının çoğunu düşünmekle ve bilginler topluluğunu toplamakla geçirirdi. Çevresine zamanının en büyük düşünürlerini ve bilginlerini toplamıştı: Kadızade, Gıyasettin Cemşit’ ten başka devrin ünlü ozanlarından ( şairlerinden) Hoca İsmetullah Buhari, Mevlana Bedahşii Semerkandi; nakli ilimlerde ünlü olan Mevlana Celaleddin Neffasi, Uluğ Bey meclisinin sürekli konuklarıydı. Uluğ Bey’ in güçlü bir hafızası vardı. Matematik ve astronomi ile doğrudan ilgileniyordu. Ama o zamanlarda çok revaçta olan müneccimlik ( astroloji, fal bakma) hevesinden de kendisini kurtaramamıştı. Hareketlerinin bazılarını, müneccimlerin verilerine göre yapmak gibi bir huyu vardı. Hatta bir sohbetinde kendisinin oğlu tarafından öldürüleceğini de söylemiş onun için küçük oğlunu yerine veliaht tayin etmişti.

Duygusallık ve kin, işte bu iki zafiyet kişiyi bazen kalbinden ve aklından ayırarak egonun(nefsin) eline düşürür ve kişide hiç beklenmeyen hataların yapılmasına sebep olur. Uluğ Bey, belki de küçük oğluna olan düşkünlüğü ve hükümdar olarak verdiği veya vermek zorunda olduğu kararlarda “adalet üzere “ davranmaması yüzünden halktan pek de olumlu tepkiler almamıştır. Bu kadar ilmi çalışmaları olan birisinin HALKLA İLİŞKİLER ANLAMINDA yeterli bir çalışma ortaya konduğunu göremiyoruz. Zira eğer halk tarafından yaptığı çalışmalar işlevsel olduğu anlaşılsa ve kabul görseydi belki de sığındığı kale komuta tarafından içeriye alınırdı.  O ilme evet gerçekten çok önem vermiş fakat bu ilmi çalışmaların faydaları ve halka getirdiği kolaylıkların neler olduğunun anlatıldığını söylemek pek de mümkün görünmüyor.
AYETLER IŞIĞINDA YÖNETİCİLERE TAVSİYELER
* O (Allah’tan hakkıyla korka)nlar, bollukta ve darlıkta Allah için harcarlar, öfkelerini yutarlar, insanları affederler. Allah iyilik edenleri sever.(3.134)
*Onlar bollukta ve darlıkta Allah yolunda harcayanlar, öfkelerini yenenler, insanları affedenlerdir. Allah, iyilik edenleri sever.(Ali İmran 134)
*Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet. Onlar için Allah’tan bağışlama dile. İş konusunda onlarla müşavere et. Bir kere de karar verip azmettin mi, artık Allah’a tevekkül et, (ona dayanıp güven). Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.(Ali İmran 159)

  1. Kaynaklar:
    https://onedio.com/haber/delilik-derecesinde-zeki-olan-fakat-cogumuzun-tanimadigi-turk-bilim-insani-ulug-bey-709808
  2. Uluğ Bey Kimdir, Hayatı ve Resimleri https://www.msxlabs.org/forum/bilim-tr/10353-ulug-bey.html#ixzz4gnQA3DBI

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website