Bazen gerçek gözününüzün önünde ap açık duruyordur !

Değerli kardeşlerim,

Bugün sizlerle, yıllar önce yaşadığım ve hayatımın akışını değiştiren küçük ama ibretlik bir hatıramı paylaşmak istiyorum. Yıl 1989… Londra’da dil eğitimi için bulunduğum yıllardı. Türkiye’ye dönmeden önce kısa bir süreliğine eğitim almak üzere İskoçya’nın Glasgow kentindeki Glasgow Kelvin College‘a gitmiştik.

O okulun ana giriş kapısında çok ilginç bir düzenek vardı. Camekanlar içerisinde sergilenen çeşitli değerli taşlar, pırıl pırıl elmaslar vardı. İnsanlar onlara hayran hayran bakıyor, korundukları için onları çok kıymetli sanıyordu. Ama asıl şaşırtıcı olan, kapının girişinde, üstü açık, korumasız ve etrafında hiçbir güvenlik önlemi olmayan bir başka sergi daha vardı. İşin garibi, kimse o taşlara bakmıyor, hatta ellerini bile sürmüyordu. Herkes onların imitasyon, yapma olduğunu zannederek dikkatsizce geçip gidiyordu.

✨ Peki Ya Ben?

Ben dayanamadım ve o korumasız taşların başında durdum. Elimle tuttum, ışığa tuttum, inceledim. İçimden şöyle dedim: “Madem bunlar da sergileniyor, neden bu kadar önemsiz ve korumasız bırakılmış?” Çünkü gördüm ki, bunlar gerçek elmastı. Doğaldılar, işlenmemişlerdi ama cevherleri ortadaydı.

Tam o sırada, benim taşı elime alıp dikkatle incelediğimi gören bir yetkili yanıma geldi ve gülümseyerek beni tebrik etti. Dedi ki:

“Tebrikler. Bu, yeni öğrencilerimiz için hazırlanmış küçük bir farkındalık testidir. Herkes camekanın içindekileri korunduğu için kıymetli sanıyor; oysa kapının girişindeki gerçek elmasları imitasyon zannedip geçiyor. Peki, siz gerçek olduğunu nasıl anladınız?”

Ben de çok basitçe: “Doğal ve insan eli değmemiş, tıraşlanmamış hallerinden ve yüzeylerindeki doğal çizgilerden anladım” gibi birkaç teknik terim söyledim.

 

🌟 Hikâyenin Asıl Sırrı

İşte bu anıyı niye anlatıyorum sevgili kardeşlerim?

Bazen Yüce Rabb’imiz, en kıymetli olanı – tıpkı o elmaslar gibi – apaçık önümüze serer. Ama biz, dikkatsizliğimizden, aceleciliğimizden veya gözümüzün alışkanlığından dolayı onu taklit, imitasyon ya da değersiz sanarız. Oysaki asıl korunanlar, camekan ardındakiler gibi gösterişli ama özünde sahte olanlardır.

Allah (C.C.) bu dünyada bize en büyük hazineyi, Kur’an’ı ve imanı sunmuştur. Ne yazık ki çoğumuz gözümüzle bakar, kalbimizle görmeyiz. Oysa Yüce Mevla’mız buyuruyor ki:

“Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı ki, onlarda akıl edecek kalpleri ve işitecek kulakları olsun. Ne var ki gözler kör olmaz, asıl göğüslerin içindeki kalpler kör olur.”
(Hac Suresi, 46)

Rabb’imiz bizden, eşyaya ve olaylara yüzeysel değil, ibret nazarıyla bakmamızı istiyor. Çünkü hakikat çoğu zaman gösterişin değil, sade ve mütevazı olanın içinde saklıdır. Tıpkı o okulun girişinde, korumasız duran gerçek elmaslar gibi. İman da öyledir; ziynetli bir camekan içinde değil, bazen en sade kalplerde parlar.

Peygamber Efendimiz (S.A.V.) de bir hadislerinde şöyle buyurur:

“Allah, sizin suretlerinize ve mallarınıza değil, kalplerinize ve amellerinize bakar.”
(Müslim, Birr, 34)

Demek ki mesele, neye baktığımız değil; neyi gördüğümüz ve nasıl baktığımızdır. Yeter ki bakalım. Yeter ki gönül gözüyle görelim. O zaman anlarız ki, asıl korunan şeyler genelde imitasyon, asıl değerli olanlar ise çoğu zaman sade ve ulaşılabilirdir.

💎 Kalp Gözüyle Bakabilmek

Peki, gerçek ile sahteyi nasıl ayırt edeceğiz? Nasıl olup da camekanın ardındaki parıltıya değil de, önümüzdeki cevhere bakacağız?

İşte tasavvufun ve Kur’an’ın bize öğrettiği en büyük ders buradadır: Dış görünüşe değil, öze bakmak.

“Biz onlara ufuklarda ve kendi nefislerinde ayetlerimizi göstereceğiz ki, onun hak olduğu kendilerine apaçık belli olsun.”
(Fussilet Suresi, 53)

Yani Rabb’imiz, en büyük hakikati bizden saklamamıştır. Aksine göklere, yere, vicdanımıza, yaratılışımıza ve Kur’an’a apaçık yerleştirmiştir. Fakat birçok insan, gözünün önündeki hakikati sıradan gördüğü için fark edemez.

Başka bir ayette ise Rabbimiz şöyle buyuruyor:

“Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde akıl sahipleri için elbette ibretler vardır.”
(Âl-i İmrân Suresi, 190)

Ve yine:

“Yeryüzünde kesin olarak inananlar için nice deliller vardır. Kendi nefislerinizde de öyle. Hâlâ görmüyor musunuz?”
(Zâriyât Suresi, 20-21)

🌹 İşte bu yüzden, hayatınızda camekanların ardındaki parıltılara aldanmayın. Belki de en büyük cevher, en sade görünenin içinde saklıdır.

Unutmayın:

“Camekan korur ama gösterir; gönül açılırsa, korumasız elması bile fark eder.”

Ve en önemlisi: Gerçek elmas, vitrinde değil; onu fark eden gözdedir.

Dualarımla ve muhabbetle kardeşiniz. 🤲

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website