Yazan: Fahri Sarrafoğlu

İki arkadaş ikisi de üniversiteden iyi derece ile mezun olmuşlar, birisi Türkiye’nin önde gelen bir şirketinde çalışmaya başlamış diğer arkadaşı da aynı şekilde başka ünlü bir holdingde çalışmaya başlamıştı. İkisi de hırslıydı. Kısa sürede kariyer dedikleri o cilalı, süslü ve biraz da abartılan basamakları birer ikişer çıkmak istiyorlardı. Adeta birbirleri ile yarış ediyorlardı. Aldıkları maaşlar, ikramiyeler, sosyal hakları, nerede yiyip, nerede içtikleri adeta bir yarış halinden çıkmış rekabet haline gelmişti. Öyle ki sosyal medyanın da gücü ile neredeyse her anlarını paylaşarak birbirlerini de takip ediyorlardı.

Öte yandan ikisinin de bilmedikleri daha doğrusu unuttukları bir şey vardı. Yıllardır onlara burs vererek okumalarını sağlayan Muhittin Amcaları. Bu iki arkadaşı gölge gibi takip ediyor, bu yarışın sonu nereye varacak merak ediyordu. Ne olmuştu bu iki çocuğa, ikisi de mahallenin güzide çocuklarındandı, birinin annesi küçükken ölmüş diğerinin de hem annesi hem de babası yoktu. Mahallelinin ve tabi Muhittin Amca’nın desteği ile okumuşlardı. Gel gelelim bu güç rekabeti, kariyer rekabeti onlara geçmişini unutturmuştu.

Muhittin Amca, ikisini de bir araya getirecek bir çare bulmuştu. Güzel bir davetiye bastırdı. Bu bir açılış daveti idi. Davetiye de şunlar yazıyordu. “ Siz Sayın …….. ….İstanbul’un en yeni, en farklı ve çok özel lokantasının  açılışını onurlandırmanız…..” evet, her ikisine de aynı davetiyeyi bizzat kurye ile göndermişti.  İstanbul’un en lüks en yeni lokantası olacak da buraya gidilmeyecek.  Her iki arkadaş da davetiyeyi alınca birbirlerinden habersiz, bu ilginç lokantaya gitmek için yola çıktılar. Her ikisi de birbirlerini atlattıklarını düşünüyor, ne kadar sükse yapacaklarını, sosyal medyadan nasıl paylaşacaklarını planlıyorlardı.

 

Davetiye de yazan adrese gelmişlerdi, gelmişlerdi ama oda ne geldikleri yer İstanbul’un dışında bir şantiyeydi. Acaba yanlış mı gelmişlerdi. Adres ararken birbirleri ile karşılaştılar, her ne kadar bozulsalar da göstermelik olarak tokalaştılar, galiba ikimiz de yanlış geldik dediler.

Tam o anda Muhittin Amca göründü ve “Yok çocuklar yanlış gelmediniz, doğru geldiniz, burası en yeni lokanta gelin bakalım” dedi. Her iki arkadaş da şaşırmıştı. Mahcup bir şekilde Muhittin Amcanın elini öptüler. Muhittin Amca onları iki tane plastik tabure verdi ve gelin oturun. Şu vinç operatörünü seyredin bakalım dedi.

Geldikleri yer büyük bir inşaat şantiyesiydi. Büyük bir kule vinç operatörü, yaklaşık 100 metre yükseklikte ki vinçin kumanda merkezine merdivenlerden adım adım tırmanıyordu. Vincin en tepesine çıkması 20 dakika sürdü. Dinlene dinlene çıktı. Yükseldikçe daha sık dinleniyor. Aşağıya bakarak, geldiği yeri takip ediyordu. Başının dönmemesi lazımdı. Nihayet en tepeye kule dedikleri, vinci kullanacağı yönetim merkezine ulaştı. Vinç operatörü o kadar güzel kullanıyordu ki vinci,  360 derece döndürüyor, sağa, sola, ileriye, aşağıya yukarıya kaldırıyordu. 1 tondan tutun da 100 tona kadar ağır yükleri kolaylıkla kaldırabiliyordu.  Muhittin Amca ve birbirleri ile kariyer rekabeti yapan iki arkadaş bir müddet izlediler bu vinç operatörünü. Sonra, vinç operatörünün işi bitti yine öğle yemeği molası için adım adım vincin merdivenlerinden aşağıya indi.

“İşte ” dedi, Muhittin Amca ve ayağa kalkarak konuşmaya başladı. :” Birincisi sevgili yavrularım, sizde bu vinç operatörü gibisiniz. İş hayatında kariyer basamaklarını  böyle adım adım tırmanıyorsunuz, yukarı çıkınca sanki yüzlerce tonluk yükü siz kaldırıyormuşçasına hava atıyor, böbürleniyor hatta birbirinizle yarış ediyorsunuz. Ayın şekilde aşağı inince de bunu kaldırabileceğinizi sanıyorsunuz ama vinç olmayınca tabi ki kaldıramıyorsunuz ve dünyanın altında kalıyorsunuz.  Sizler dünyaya birbirinizle yarış için gelmediniz. Güzel ve faydalı işler yapmaya geldiniz. Sizi yaratan size öyle görev yükledi ama siz misyonunuzu unuttunuz. Allah diyor ki : “O, hanginizin daha güzel iş yapacağınızı denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstündür, bağışlayandır.” (Mülk Suresi 2) İkincisi okulu bitirdiniz, başarılısınız ama bütün bu başarının arkasında sizleri kim destekliyor, size kim güç veriyor bilmeden tıpkı vinç operatörü gibi kaldırıp, indiriyorsunuz. O destek arkanızdan çekilince acizliğimiz ortaya çıkıyor. Tıpkı az önce gördüğünüz vinç operatörü gibi… Allah yine uyarıyor bizi diyor ki “ Biz emâneti, göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar, bunu yüklenmekten çekindiler, (mes’ûliyetinden) korktular. Onu insan yüklendi. Doğrusu o, çok zâlim (ve) çok câhildir.” (el-Ahzâb, 72)

O operatör yukarıda adeta bir güç abidesiydi, aşağıya inince ne oldu? Bir hiç…İşte çocuklar son mesajım ise size şudur: Dünyada insanın bir kaldırma kapasitesi vardır, Allah hiç kimseye kaldıramayacağı yük yüklemez, ancak kul şımarır daha fazla kaldıracağım diye yük altına girerse o başka… Allah hiç kimseye gücünün üstünde bir teklif yapmaz bir görev yüklemez.”(Bakara, 286) yine Allah sizin hakkınızda kolaylık ister, zorluk istemez.”(Bakara, 2/185), Sizi buraya çağırış gayem buydu. Haydi, artık bundan sonra ne yaparsanız yapın, gerisi size kalmış…

Kısaca:

  • Muhakkak Allah büyüklenenleri sevmez.” (Nahl: 23)
  • Allah’ın lütfü ve rahmeti sizin üzerinize olmasaydı ve Allah çok esirgeyici ve çok merhametli olmasaydı, hâliniz nice olurdu?
  • “Bu ahiret yurdunu, yeryüzünde böbürlenmeyi ve bozgunculuğu istemeyen kimselere veririz. (İyi) Sonuç Allah’a karşı gelmekten sakınanlarındır.” (Kasas: 83)
  • “İnsanları küçümseyip yüzünü çevirme, yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Zira Allah kendini beğenip öğünen hiç kimseyi sevmez.” (Lokman: 18)
  • “Onun için gücünüz yettiğince Allah’a karşı gelmekten sakının.”(Tegabun, 64/16)
  •  “İnsan, hayrı istediği kadar şerri de ister. İnsan çok acelecidir!” (el-İsrâ, 11)
  • Hayır! Doğrusu siz âcil olan dünya hayatını seviyorsunuz ve âhireti bırakıyorsunuz.” (el-Kıyâme, 20-21)
    Şüphesiz ahiret de dünya da bizimdir.(Leyl,  13)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website