Futbolcu gol attığında tribüne koşar.
Tiyatro oyuncusu sahnenin sonunda seyirciyi selamlar, alkış bekler.
Peki biz bir iyilik yaptığımızda nereye koşuyoruz?
İnsanların takdirine mi, yoksa Rabbimizin rızasına mı?
Kur’ân, iyiliğin özünü Leyl Suresi’nin 19–20. ayetlerinde net biçimde ortaya koyar:
“Malını Allah yolunda verir ve böylece arınır.
Onun nezdinde, karşılığı şükranla ödenecek hiçbir nimet yoktur.
O, yalnızca Rabbinin rızasını aramak için verir.”
(Leyl 19–20)
Bu ayet, tek cümleyle şunu söyler:
İyilik, ancak Allah için yapıldığında makbuldür.
Bir teşekkür edilmese de olur.
Bir “aferin” duyulmasa da fark etmez.
Çünkü gerçek ödül, insanlardan değil; Allah’tan gelen “kulum” hitabıdır.
“Az Bir Bedel” Uyarısı
Kur’ân’ın dikkat çekici bir ikazı daha vardır:
“Semenen galîlâ.” – Az bir bedel karşılığında değiştirmek.
Bu ifade Kur’ân’da özellikle şu ayetlerde geçer:
Bakara 2/41, Âl-i İmrân 3/77, Nahl 95.
Anlamı şudur:
İyiliği, küçük bir takdir uğruna değersizleştirmeyin.
Bir teşekkür, bir alkış, bir sosyal medya paylaşımı için yapılan iyilik; niyetin safiyetini zedeler.
Bir Karikatürün Sessiz Uyarısı
Eski bir karikatürde Sovyet döneminden bir Rus generali çizilir. Üniforması baştan sona madalyalarla doludur. Küçük bir çocuk ona bakar ve şu soruyu sorar:
“Amca, senin kalbin nerede? Hiç görünmüyor.”
Madalya yığını kalbi kapatmıştır.
İnsanın aferin beklentisi de aynı etkiyi yapar:
Kalbi görünmez hâle getirir.

Asıl Kazanç: Rabbin Rızası
Kur’ân’ın en güçlü ölçülerinden biri:
“Ve rıdvânun minallahi ekber.”
“Allah’ın rızası her şeyden üstündür.”
(Tevbe 72)
Mümin için gerçek alkış, insanların değil; Rabbimizin hoşnutluğudur.
Son Söz
Gol attıktan sonra tribüne koşmak futbolcunun işidir.
Bizim değil.
Mümin, iyiliğini gizler; beklentiye girmez ve kalbinin üzerinde madalya birikmesine izin vermez. Çünkü iyilik, alkışla değil; Allah rızasıyla değer kazanır.