ŞEREF OĞUZ AĞABEYİN VERDİĞİ HAYAT DERSİ
Değerli dostlar,
Hayat, bizlere her zaman okul gibi dersler sunar. Bazıları zamanla unutulur, bazıları ise insanın içine işler. Ben de yıllar önce yaşadığım ve unutamadığım bir hayat dersini sizlerle paylaşmak istiyorum.
1994 yılında, MÜSİAD’da basın müşaviri olarak görev yapıyordum. O dönem basın kuruluşlarını ziyaret ediyor, kurumumuzu tanıtıyorduk. Bu ziyaretlerden birinde, Milliyet Gazetesi Ekonomi Müdürü olan kıymetli gazeteci Şeref Oğuz Bey’i ziyaret ettik. Kendisine, MÜSİAD logosuyla özel olarak hazırlanmış porselen bir tabağı kurum adına küçük bir hatıra olarak takdim ettik.
Bir müddet sonra, ilki İzmir’de yapılan ve ardından daha büyük ölçekte İstanbul’da düzenlenen MÜSİAD Fuarı’nın hazırlıklarına başladık. Basın mensuplarına davetiyeler gönderirken zarif bir not da iliştirdim:
“Değerli basın mensubu kardeşlerimiz, çıkışta fuarımızın ikramı sizlere takdim edilecektir.”
Ancak bu iyi niyetli not, beklemediğim derecede ciddi bir etki yarattı. Bugün bile bu uyarının ne kadar değerli olduğunu düşünür, o günkü farkındalığı sağlayan Şeref Oğuz Ağabeye içten teşekkür ederim.
Basın bültenini gazetelere göndermemin üzerinden çok geçmeden, Milliyet Gazetesi’nden özel bir kurye geldi. Şeref Oğuz Bey, daha önce takdim ettiğimiz tabağı iade etmişti. Notunda şu ifadeler yer alıyordu:
“Bir gazeteci olarak sen bunu nasıl yazarsın? Bu, haber çıksın diye hediye vermek anlamına gelir. Ben bunu kabul edemem.”
O an adeta şok olmuştum. Bugünün Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat, o dönem MÜSİAD Genel Sekreteriydi. Tabağı görünce o da şaşırmış, ancak Şeref Ağabeye hak vermişti. Yapılanın niyetten bağımsız olarak etik açıdan ne kadar sorunlu olduğunu o anda kavradım. Üstelik o notu bizzat ben yazmıştım; sorumluluk tamamen bana aitti.
Hiç vakit kaybetmeden taksiye atlayıp Şeref Oğuz Bey’in yanına gittim. Özrümü yüz yüze ilettim. Sağ olsun, büyük bir olgunlukla karşıladı ve sarıldık. O gün, meslek hayatımda önemli bir dönüm noktasıydı. Etik duruşun ne kadar kıymetli olduğunu ilk elden öğrendim. O günden bu yana Şeref Ağabey ile olan kardeşlik bağımız hiç kopmadı. Aradan 30 yılı aşkın süre geçmesine rağmen hâlâ görüşürüz.
Geçtiğimiz günlerde Ekonomi Gazetecileri Derneği (EGD) toplantısında tekrar bir araya geldik. Bu olayı kendisine yeniden anlattım. Gülümsedi ve şöyle dedi:
“Bunu mutlaka yaz, gençler de bilsin.”
Ardından bir anekdot daha paylaştı:
“Fahriciğim senden sonra hediyeler yine gelmeye devam etti. Hediyeler geliyor… Neden? Çünkü gazeteciyim, çünkü o koltuktayım. O koltukta olmasam gelir mi? Gelmez. Önce gelen hediyeleri tek tek geri göndermeye başladım. Ama kurye ücretleri çok tutuyor. Sonra dedim ki, bunları çalışanlara dağıtayım, bölümün girişinde sergileyelim ihtiyacı olan alsın. Fakat bu kez de ‘Bu benim olsun, şu benim olsun’ tartışmaları çıktı. En sonunda onu da kaldırdık.Kısaca kardeşim Hediyeler makama gelir, kişiye değil.”
Bu sözler, insanın iç dünyasında uzun uzun düşünmeye sevk ediyor. Gerçekten de, makamlar geçicidir; asıl olan, insanın duruşu, ahlâkı ve karakteridir.
Bu yazıyı okuyan genç meslektaşlarıma ve öğrencilere içten bir tavsiyem var:
Unvanınız, konumunuz ne olursa olsun, etik değerlerinizi asla göz ardı etmeyin. Günün sonunda hatırlanan; ne aldığınız hediyeler ne de size yazılan övgülerdir. Hatırlanan tek şey, duruşunuzdur.
Şeref Oğuz Ağabey, bu sohbetin sonunda tüm okuyucularımıza bir mesaj iletmemi istedi. Yazıyı, onun bu anlamlı sözleriyle bitirmek istiyorum:
FAHRİCİĞİM SANA VE ÖĞRENCİLERİNE TAVSİYEM
Güzelliğin zekâtı: İffet
Saygınlığın zekâtı: Tevazu
Zenginliğin zekâtı: Paylaşmak
Gücün zekâtı: Adalet
Bilginin zekâtı: Öğretmek, aktarmak
Dini ölçülere göre her şeyin bir zekâtı vardır. Ama bilginin zekâtı %100’dür. Çünkü bilgi paylaştıkça azalmaz; aksine çoğalır, bereketlenir.
Kendisine ve bu yazının oluşmasına emeği geçen herkese SİZ DEĞERLİ OKUYUCULARIMA da teşekkür ediyorum.
Fahri Sarrafoğlu-2026 İstanbul




