Yazan: Fahri Sarrafoğlu

Bundan yirmi yıl önceydi dostlarım, Cağaloğlu’nda bir dergide çalışıyordum. Ziyaret amacıyla İzmir’e gittim. İzmir’in manevi şahsiyetlerinden Merhum Dr. Dursun (Aksoy) amcamızı da ziyaret ettim.  Devamlı güler yüzlü ve her zaman tebessüm halinde bir amcamızdı. Dursun Amcamız, bende kafa karışıklığını, ya da telaşımı görmüş olacak ki:

-Kuzum sana bir hikâye anlatayım da beraber istifade edelim, dedi.

“ Zamanın birinde bir semerci varmış. Geçimini semer yapıp sağlıyormuş. Fakat artık şehir hayatının giderek artması yüzünden ne semer yaptıran var ne de semerci ustası kalmış. Hele şehirde kim semer yaptıracak ki, artık ulaşım ve nakliye motorlu vasıtalarla yapılıyor. Bizim semerci ustamız da köyden gelenlerin ihtiyaçlarına göre en fazla haftada bir semer yapar olmuş. Tabi geçim sağlamak zor. Evden çıkarken ayakları geri gidiyor. Fakat yine de işini terk etmemiş. Her sabah dükkânını açmış, semer yapmaya devam etmiş. Bir sabah dükkânını açmış şehirden birisi semer istemiş ondan ama çok hafif olsun, taşınması kolay olsun demiş. O da peki efendim diyerek sevinçle tüm maharetini gösterdiği bir semer yapmış. Ertesi gün ve ondan sonraki günler hep aynı adam semerci dükkânına geliyor bazen bir bazen de dört –beş tane semer siparişi veriyormuş. Artık bizim semerci ustamız semer yapmaya yetişemez olmuş. İlk önce bizim ustamız bunu turistik talep sanmış. Her halde şehirde evlerine ya da bahçelerine dekor olarak koyacaklar da onun için istiyorlar, siparişi veren de toptancı sanmış.  İşe sabahın karanlığında gelip akşamın karanlığında çıktığı için sokakta kimseyi göremiyormuş. Bir gün hanımın istediği bir siparişi almak için sokağa çıkmış. Çıkmasıyla birlikte şaşırmış tabi. Aman Allah’ım insanlar sırtında semerle dolaşıyorlar. Hem de kendi yaptığı semerler. Gözlerine inanamamış. Sokaktan geçen insanlardan bir tanesinin yanına gitmiş dayanamamış sormuş:

-Kardeşim niye sırtında semerle dolaşıyorsun?  Adam bu soru karşısında şaşırmış.
-Ne semeri kardeşim ben katır mıyım? Bir diğerine sormuş,
-Yahu ne semeri ben eşek miyim? Kimisi -Ben öküz müyüm, kimisi at mıyım diyerek sırtında semer olmadığını söylüyormuş.

Bizim semercinin kafası karışmış.  Dükkânına gitmiş ve ertesi sabahı iple çekmeye başlamış. Çünkü kendisine semer siparişi veren adam sabahları geliyormuş.
Sabah semer siparişi veren adam gelmiş bu sefer on tane semer istemiş. Bizim semerci hemen dün gördüklerini adama bir çırpıda heyecanla anlatmış. Adam sakince dinledikten sonra:

“Bak semerci usta. Bu senin semerlerin hafif ve özenerek yapıyorsun. Ben bu semerleri o gördüğün insanların sırtına koyuyorum. Bu gördüğün insanlar daha önce kanaat ehli insanlardı. Fakat sonra kanaat etmedikleri için, hep daha fazla hep daha iyisi hep daha çok dedikleri için hırsa kapıldılar. Dünyaya niye geldiklerini unuttular. Heva ve heveslerini, arzu ve isteklerini ilah yapıp sırtına böyle semer yaptılar. Bunu herkes göremez, anca kalp gözü açık olan, kanaat ehli açık insanlar görür. İnsanlar giderek açgözlü oluyorlar. Gelirlerine göre değil de nefislerinin istediklerine göre yaşıyorlar. Sen de eğer hırsa kapılıp açgözlü olursan bir gün sana da senin yaptığın semeri yapıp yine senin sırtına takılır. “

Ben Merhum Dursun Aksoy Amcamızdan bu hikâyeyi anlattıktan sonra bana yine gülerek döndü ve:

“Kuzum Hz. Peygamber S.a.v şöyle buyurmuştur. “ Gerçekten şu mal çekici ve tatlıdır. Kim onu hırs göstermeksizin alırsa, o malda kendisine bereket verilir. Kim de ona göz dikerek hırs ile alırsa, o malın bereketi olmaz. Böylesi kişi, yiyip yiyip de bir türlü doymayan obur gibidir. Üstteki (veren ) el,  alttaki (alan) elden daha hayırlıdır.” Biz de inşallah açgözlü değil de kanaat ehli olalım inşallah.

Not: Semeri alıp da insanların sırtına takan kim miydi? Bilmem sormadım kendisine. Bence biraz düşünün kim olduğunu bulursunuz diye umuyorum.

Kısaca:

“Dünya dirliği eğlenceden, oyuncaktan ibarettir. Âhiret hayatı hakiki hayattır. Bilselerdi (âhireti tercih ederlerdi)” (el-Ankebût, 29/64)

“Muhakkak ki Allah, inanıp iyi işler yapanları, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar ve inkâr edenler ise (dünyadan) faydalanırlar, hayvanların yediği gibi yerler. Onların yeri ateştir.”47 muhammed 12
“Kendisini nefsinin cimriliðinden koruyan kimseler kurtulmuþ-tur.”Tegâbün sûresi (16)

“Yiyiniz, içiniz, fakat israf etmeyiniz.” (A’raf, 31)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website