Önemli olan 100 yıl mı, 20 yıl mı yaşadığın değil. Mesele, bu sürede ne yaptığındır.
Hayat Oyununda “Game Over” Demeden Önce: Süreni Nasıl Kullanıyorsun?
Arkadaşlar, bir düşünün; her oyunun bir süresi var, değil mi? Futbolda maç bittiğinde hakem bitiş düdüğünü çalar, diğer spor dallarında da durum aynıdır. Bilgisayar oyunlarında ise ekran kararır ve o meşhur yazı çıkar: “Game Over”. Yani sürenin sonuna gelmişizdir. Eğer bir maç 90 dakikaysa, o 90 dakika içerisinde yapılacak ne varsa yapılmalıdır. Düdük çaldıktan sonra atılan golün bir hükmü yoktur.
Kur’an-ı Kerim’de Fâtır Suresi 37. ayet, bize tam da bu “süre” meselesiyle ilgili çok net ve sarsıcı bir soru soruyor:
“…Size, düşünecek olanın düşünebileceği kadar bir ömür vermedik mi? Üstelik size uyarıcı da gelmişti…”
Bu ayet bize şunu söylüyor: Mazeret üretmek ya da bahane bulmak için vaktimiz yok. Bize düşen; düşünmek, akıl ve zekâyı kullanmaktır. “Ben kimim?”, “Nereye gidiyorum?”, “Bu dünyada ne yapmalıyım?” sorularının cevaplarını bulmak zorundayız. İnsana verilen ömür kaç yıl olursa olsun, bu soruları cevaplaması için kendisine yeterli zaman tanınıyor.
Bilgeler ve Uzmanlar Ne Diyor?
Sadece bu ayet değil, insanlık tarihinin büyük düşünürleri de aynı gerçeğe parmak basıyor. Ünlü filozof Seneca der ki: “Hayatın kısa olmasından yakınırız ama aslında zamanın çoğunu boşa harcarız.” Ona göre hayat, eğer kullanmayı bilirsen fazlasıyla uzundur. Yani mesele kronometredeki rakam değil, senin o sürede “oyuna” ne kadar dahil olduğundur.
İbn Sina — “İnsan, amacını gerçekleştirmek için vardır”
Farabi — “Erdemli hayat yaşanmayan ömür eksiktir”
İbn Rüşd — “Akıl kullanmak zorunluluktur”
İbn Kayyim el-Cevziyye — “Zaman öldürmek, aslında kendini öldürmektir”
Psikolojik Bir Bakış: Anlam Arayışı
Psikoloji dünyası da bu konuda benzer bir şey söyler. Varoluşçu psikolojinin dev ismi Viktor Frankl’a göre; insanın asıl ihtiyacı rahatlık değil, uğruna çabalayacağı bir **”anlam”**dır. Eğer bir genç; “Ben kimim?” gibi soruları sormayı sürekli erteliyorsa, psikolojik olarak kendi potansiyelini hapsediyor demektir. Sorumluluktan kaçmak için üretilen her mazeret, aslında insanın kendisine olan haksızlığıdır.
Sonuç Olarak…
Oyunun bitiş düdüğü çaldığında; “Kramponum sıkıyordu” veya “Güneş gözümü alıyordu” demek skoru değiştirmiyor. Hayat sahasında hakem (yani zaman) bize o 90 dakikayı her türlü engeli aşacak, doğruyu bulacak ve kendimizi geliştirecek kadar cömertçe veriyor.
Şimdi dur ve kendine sor:
- Kendi hayat oyunumun neresindeyim?
- Tribünden başkalarını mı izliyorum, yoksa sahada “düşünen ve sorgulayan” bir oyuncu muyum?
Unutma; saat işliyor ve “düşünecek olanın düşünebileceği kadar” vaktin var. Sahne senin!
“Düşünebilmek İçin Verilen Ömür”
“Size, orada öğüt alacak olanın öğüt alabileceği kadar bir ömür vermedik mi? Üstelik size uyarıcı da gelmişti…”
Bu ayet, insanın hayatına çok net bir soru soruyor: “Gerçekten düşünmek için yeterince zamanın olmadı mı?”
Aslında hepimiz biliyoruz ki insan, doğruyu da yanlışı da ayırt edebilecek bir akla sahip. Küçük yaşlardan itibaren bize neyin iyi, neyin kötü olduğu anlatılıyor. Ailemizde, okulda, çevremizde ve hatta iç sesimizde bile sürekli bir “doğruyu bulma” çağrısı var. İşte ayette geçen “uyarıcı” tam da bunu ifade ediyor. Bu bazen bir öğretmen, bazen bir arkadaş, bazen de içimizdeki vicdan oluyor.
Ama çoğu zaman şöyle düşünüyoruz:
“Daha gencim.”
“Sonra düşünürüm.”
“Şimdi eğlenme zamanı.”
İşte bu ayet, bu düşünceyi sarsıyor. Çünkü diyor ki: “Sana zaten düşünebileceğin kadar zaman verildi.”
Yani mesele zamanın az olması değil, zamanı nasıl kullandığımız. İnsan bazen saatlerce telefonda vakit geçirirken, hayatı hakkında 5 dakika bile ciddi şekilde düşünmeyebiliyor. Oysa hayat, sadece yaşanıp geçilecek bir süreç değil; aynı zamanda anlaşılması gereken bir yolculuk.
Bu ayet bize şunu hatırlatıyor:
Bir gün herkes yaptıklarıyla yüzleşecek. Ve o gün geldiğinde “Keşke biraz daha düşünseydim” demenin bir faydası olmayacak.
O yüzden önemli olan, o gün gelmeden önce durup kendimize şu soruyu sormak:
“Ben gerçekten doğru olanı bulmaya çalışıyor muyum?”
Elhamdülillah