Hazırlayan: Fahri Sarrafoğlu

Kişinin gelişimi, kendine tutunmak veya yerinde sabit kalmakla değil, kendini önce tanıyıp sonra aşmakla başlar. Kişilik gelişimi üzerine konuşurken çoğu zaman, insanın kendi potansiyelini keşfetmesi, güçlü yönlerini ortaya çıkarması ve benliğini inşa etmesi vurgulanır. Ancak bu sürecin bir yerinde, belki de en çetin eşikte, kişinin kendisinden el çekmesi gerekir. Çünkü insan yalnızca kendini kurarak değil, kendini aşarak olgunlaşır.

BENLİĞİNİ TANIMAK KENDİ OLMANIN İLK KURALIDIR

İnsanın iç dünyasında kurduğu “ben” bazen o kadar güçlü bir yapıya bürünür ki, artık gelişmenin değil, duraklamanın sebebi haline gelir. Ego şiştikçe ruh daralır; kişi kendi etrafında döner durur. İşte bu noktada bir kırılma gerekir: Benlikten çıkmak, daha büyük bir varoluşa açılmak için bir geri çekiliş. Bu, pasif bir siliniş değil; bilinçli bir arınmadır. Modern psikolojide buna “ego transcendance” denir: Benliğin ötesine geçmek. Sufiler ise bunu “nefsin terbiyesi” olarak tanımlar.

ÖLDÜRMEK DEĞİL, EĞİTMEK ESASTIR

Kur’an’da insanın bu içsel yolculuğuna işaret eden pek çok ayet vardır. Örneğin:

“Nefsini temizleyen kurtuluşa ermiştir. Onu kirleten ise ziyana uğramıştır.” (Şems Suresi, 9–10)

Sanılanın aksine ego (nefs) öldürülmez; eğitilir ve diriltilir. Yeniden eğitilmiş bir ego ile maddi-manevi yolculuk daha sağlıklı ilerler. Kur’an’daki bu ayet, dışarıya değil, içeriye bakmamız gerektiğini gösterir. Gerçek zafer, kendi içimizdeki tanrılığın farkına varmak ve onun kul olduğunu hatırlamaktır. Gelişim; sadece çok okumaktan, öğrenmekten ibaret değildir. Aynı zamanda benlik putunu kırmaktan, yani “kendinden el çekmekten” geçer.

İNZİVA: TEMBELLİK Mİ, KAÇIŞ MI, YOKSA GELİŞİM Mİ?

Kimi zaman “kendinden el çekmek” yanlış anlaşılır. Bu, bir köşeye çekilmek ya da hayattan vazgeçmek değildir. Bilakis, hayata daha derin bir anlamla katılmak için yapılan bir içsel hazırlıktır. Çünkü insan, ancak kendi gölgesini tanırsa başkalarına gerçek ışık olabilir.

Mevlânâ der ki:

“Sen kendini bir hiç olarak gördüğün an, gerçek varlıkla buluşmuşsundur.”

Bu söz, gelişimin paradoksunu özetler: İnsanın kendisiyle dolu olması, hakikate kapalı olması demektir. Boşalan gönül, hakikatle dolar.

GERÇEKTEN İNSAN ÖZEL Mİ, YOKSA…?

Bugün kişisel gelişim adı altında benliği sürekli besleyen yöntemler revaçta. “Kendini sev”, “Kendini öncelik yap”, “Sen bir tanesin”, “Sabah kalkınca aynaya bak, kendini selamla” gibi mesajlarla birey adeta bir benlik denizine sokuluyor. Ama bu deniz insanı dibe çeker ve sonunda kişi kendi içinde boğulur.

Oysa gerçek gelişim, manevi gelişimle birlikte olur. Sadece benliği parlatmak değil, gerektiğinde susturmak ve sınırlarını görebilmekle mümkündür. Kişinin kendinden el çekmesi, kendine düşman olması değil; kendini yok etmesi de değil, daha büyük bir hikâyenin parçası olarak konumlamasıdır. Evren büyük bir yapboz ve biz de bu yapbozun bir parçasıyız. Bu, hem ruhsal bir yüceliş hem de kişilik olarak incelik kazanma sürecidir.

NEDEN İNSAN ÖNCE DIŞ DÜNYAYI MERAK EDER?

“İnsanın kendine yolculuğu” yazısında Vefa Taşdelen şunları söylüyor:

“Vico’nun şu sözü hep anlamlı gelmiştir bana: İnsanın kafası gövdesine gömülü olduğu için gözleri ilk önce kendini değil dış dünyayı görmüş, kendinden önce dış dünyayı merak etmiştir.”

Sokrates ve Augustinus gibi filozoflar, insanın kendini bilmesine işaret etmişlerdir. Yunus Emre de insanın kendini tanımasının önemine dikkat çekmiştir.

İNSAN HEP VARDİYADA (HAYATIN İÇİNDE) OLMALIDIR

Kendinden el çekmenin en doğru yolu, hayatın içinde olarak bir şeyler üretmektir — ama evren için. İnsan, yaratılışı itibariyle boş durmayan, hareket isteyen bir yapıya sahiptir. Toplumdan izole bir şekilde yaşamak ancak bir değerin, bir inancın ve iyi niyetin eşliğinde kişiyi olgunlaştırabilir. Aksi halde bu durum, kişiyi toplumdan ve toplumsal sorumluluklardan koparır. Zamanla insanları sevmemeye dönüşen hastalıklı bir eğilim gelişebilir.

KENDİNDEN EL ÇEKMENİN ÜÇ FAYDASI 

  1. Gözlemci Benliği Geliştirmek:
    Düşüncelerini, duygularını tarafsızca izle. “Ben öfkeliyim” demek yerine, “Öfke var” de. Bu, seni duygularının kölesi olmaktan kurtarır.

  2. Kabul ve Teslimiyet:
    Hayat planladığımız gibi gitmeyebilir. Direnmek yerine “Bu da geçecek” diyebilmek bir bilgeliktir.

  3. Hizmet ve Sevgi:
    Kendini aşmanın en güzel yolu, başkaları için var olmaktır. Unutma ki nehrin berraklığı, kendini denize adadığındadır.

SONUÇ: BOŞLUKTA DOLULUK

Kendinden el çekmek, bir eksilme değil; büyük bir doluluğa kapı aralamaktır. Rumi’nin dediği gibi:

“Dün akıllıydım, dünyayı değiştirmek istedim.
Bugün bilgeyim, kendimi değiştiriyorum.”

Kendi küçük “ben”inin sınırlarından çıkıp evrenle bir olabilmen dileğiyle…

Landscape with Milky Way and silhouette of a hiker man

PSİKOLOGLAR NE DİYOR?
Kendinden El Çekmek Üzerine Psikolojik Yaklaşımlar

  1. Carl Jung – “Gölge” ile Yüzleşme
    Carl Jung’a göre bireyin kişilik gelişimi (bireyleşme süreci), ancak içindeki “gölge”yle yüzleşerek tamamlanabilir. Gölge; bastırılmış arzular, kusurlar ve kabul etmek istemediğimiz yönlerdir. Bu süreçte kişi benliğini şeffaflaştırmak zorundadır. Bu da “kendinden el çekme”ye yakındır: Yani idealize edilmiş ‘ben’ imajını bırakmak ve sahici yönleriyle yüzleşmek.
    📘 Kaynak: Jung, C. G. (1959). Aion: Researches into the Phenomenology of the Self. Princeton University Press.

  2. Viktor Frankl – Anlam İçin Benlikten Vazgeçmek
    Frankl, logoterapi adlı yaklaşımında bireyin anlam bulma yolculuğunda kendi arzularını, hırslarını bir kenara koyabilmesinin önemli olduğunu vurgular.

“Kendini gerçekleştirme, bir yan etki olarak ortaya çıkar; doğrudan amaçlandığında gerçekleşmez.”
📘 Kaynak: Frankl, V. E. (2006). Man’s Search for Meaning. Beacon Press.

  1. Abraham Maslow – Kendini Aşmak (Self-Transcendence)
    Maslow’un meşhur ihtiyaçlar hiyerarşisinin en üst basamağı self-transcendence (kendini aşma) olarak güncellenmiştir. Bu aşamada birey, kişisel ihtiyaçları aşarak daha büyük bir bütünün parçası olmayı arzular.
    📘 Kaynak: Maslow, A. H. (1971). The Farther Reaches of Human Nature. Viking Press.

  2. Erich Fromm – “Olmak” Üzerine Kurulu Bir Hayat
    Fromm’a göre modern insanın bunalımı, sürekli “sahip olmaya” yönelmesinden kaynaklanır. Gerçek mutluluk ve gelişim, beklentisiz ve arzusuz “olmak” haliyle mümkündür.
    📘 Kaynak: Fromm, E. (1976). To Have or To Be? Harper & Row.

  3. Thomas Moore – Ruhun Bakımı
    Psikoterapist ve teolog Moore, ruhsal gelişimin ancak benlikten geri çekilerek, içsel boşlukla barışarak ve “ruhun sessizliğine kulak vererek” mümkün olduğunu savunur.
    📘 Kaynak: Moore, T. (1992). Care of the Soul: A Guide for Cultivating Depth and Sacredness in Everyday Life. HarperPerennial.


KAYNAKLAR

  1. Kur’an-ı Kerim, Şems Suresi, 9–10

  2. Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevî

  3. Viktor Frankl, İnsanın Anlam Arayışı

  4. Erich Fromm, Sahip Olmak ya da Olmak

  5. Seyyid Hüseyin Nasr, İslam ve İnsan

  6. Vefa Taşdelen, “İnziva: İnsanın Kendine Yolculuğu”

8 thoughts on “KİŞİNİN KENDİNDEN EL ÇEKMESİ

  1. Makalenin özü, “kişinin kendinden el çekmesi” kavramı etrafında dönüyor ve bu kavramın farklı disiplinlerde nasıl ele alındığını inceliyor. İşte makaleden çıkarılabilecek temel dersler:
    1. Gerçek Gelişim Kendini Aşmakla Mümkündür:
    * Kişisel gelişim, sadece güçlü yönleri keşfetmek ve benliği inşa etmekle sınırlı değildir. Asıl olgunlaşma, kendini aşmaktan, yani benlik putunu kırmaktan geçer.
    * Şişen ego, gelişimi durduran bir engel haline gelebilir. Bu durum, daha büyük bir varoluşa açılmak için bilinçli bir arınma süreci gerektirir.
    2. Nefs Öldürülmez, Terbiye Edilir:
    * İslam tasavvufundaki “nefsin terbiyesi” kavramı, modern psikolojideki “ego transcendance” (benliğin ötesine geçme) ile benzerlik gösterir.
    * Buradaki amaç, nefsi yok etmek değil, onu eğiterek maddi ve manevi yolculukta daha sağlıklı bir rehber haline getirmektir.
    3. İçsel Yolculuk, Dışsal Başarıdan Önce Gelir:
    * Gerçek zafer, kendi iç dünyasına bakmak ve “benlik”in aslında daha büyük bir bütünün parçası olduğunu anlamaktır.
    * Kendinden el çekmek, hayattan soyutlanmak değil, hayata daha derin bir anlamla katılmak için yapılan bir içsel hazırlıktır. Tıpkı bir nehrin berraklığı için kendini denize adaması gibi, insanın da berraklaşması için kendinden başkasına hizmet etmesi gerekir.
    4. Kendini Sevmek ile Benliğe Tapmak Arasındaki Fark:
    * Günümüz kişisel gelişim akımlarının aksine, makale, benliği sürekli yüceltmenin bireyi kendi içinde boğabileceğini savunuyor.
    * Gerçek gelişim, benliği parlatmak yerine, gerektiğinde onu susturabilmek ve sınırlarını görebilmektir.
    5. Kendinden El Çekmenin Somut Faydaları:
    * Gözlemci Benliği Geliştirmek: Duygu ve düşünceleri tarafsız bir şekilde izleyerek onların kölesi olmaktan kurtulmak.
    * Kabul ve Teslimiyet: Hayatın getirdiklerine direnmek yerine, bilgelikle kabul edebilmek.
    * Hizmet ve Sevgi: Başkaları için var olarak kendi benliğini aşmak.
    6. Psikolojik Yaklaşımlar da Bu Fikri Destekler:
    * Jung: Gölge ile yüzleşerek idealize edilmiş benlikten vazgeçmek.
    * Frankl: Anlam bulma yolculuğunda kişisel arzuları bir kenara bırakmak.
    * Maslow: İhtiyaçlar hiyerarşisinin en üst basamağına “kendini aşma”yı (self-transcendence) ekleyerek bireyin daha büyük bir bütünün parçası olma arzusunu vurgulamak.
    * Fromm: “Sahip olmak” yerine “olmak” üzerine kurulu bir hayatı benimsemek.

  2. Yazı çok güzel hazırlanmış. İnsan kendini, çevresini anlama ve anlatmada her zaman zorluklar yaşamıştır. Bu yazı işte bu bakımdan oldukça kıymetli.

  3. Yazı derinlikli ve ilham verici , “kendinden el çekmek” kavramı ve “ego” çok boyutlu ele alınabilir. Sufizm ile modern psikoloji arasındaki farklar güzelce dile getirilmiş. Makale, içsel yolculuk üzerine düşündürmeye değer güçlü bir çağrı sunuyor. Emeğine sağlık Agbim

  4. Kişinin kendindinden el çekmesi anladığım kadarıyla dış etkenlerin ve kendi çabalarımızla oluşturduğumuz karakterleri bir kenara bırakıp Allah’ın bizlerdeki muradını bulmaya veya yaradılışımızdaki bizlerde yüklü olanı görmeye çalışmak ona imkan vermek

  5. Yunus Emrenin dediği gibi  “İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir. Sen kendini bilmezsen ya nice okumaktır?”. Önce kendimizi bileceğiz içimizdeki beni nefsimizi tanıyacağız. Nefsimiz egomuz ve ego şiştikce benliğimiz kabarır. Herşey anlamsız gelmeye başlar ve ebedi hüsrana duçar eder. Benliğimizden (nefsin menfî ve çirkin halleri) arınmanın yolu “ölmeden evvel ölünüz” sırrına mashar olabilmekle mümkündür. Tevbe, zühd, tevekkül, kanâat, uzlet, zikir, teveccüh, sabır, murâkabe, rızâ ve tefekkür-i mevt (Osman Nuri Topbaş Muhabbetteki sır kitabından). Ölü iken dirilmenin kendini aşıp ve nokta-i süveydâ kapısından geçmenin yolu budur. Nefsini öldüremezsin ama terbiye edebilirsin, ona bir hiç olduğunu öğretebilirsin. Hiç olmaktan maksat herşeyi eksiksiz yaratan Hay, Kayyum, Celal ve ikram sahibi Allah’ın rahmetiyle var olduğumuzu kavramaktır. İnsan madde ve mâna, beden ve ruh olmak üzere iki yönlü yaratılmıştır. Maddesi topraktan, mânası ise “Ona kendi ruhumdan üflediğimde” (Hicr 15/29) beyânında ifadesini bulduğu şekliyle kendisine Allah tarafından üflenen ruhtandır. Cenâb-ı Hakk’ın, “rûhumdan” buyurarak insan ruhunu kendi zâtına izâfe etmesi, insanın esas şeref, kerem ve üstünlüğünün bedenî cihetinden değil, ilâhî nefha olan ruhî cihetinden geldiğini gösterir. (Ömer Çelik tefsîri) Insanı Hz. Insan yapmasının sebebi budur. Herşey Allah a ait ve sen bu yapbozun içinde ki küçücük bir parçasın. Yapbozun tamamlanması için seninde oyuna (hayata) dahil olup evrenle bir olman gerek. Nefs tezkiyesi kalp tasfiyesi.. hoş gör ya hu.. evdeyken kendi kendimiz hoşgörülü olmak kolay. Peki iş te iken, alışverişte iken, yolculuk ta iken nasılız? Araba ile trafikte, yolda yürürken, arkadaşımızla, akrabalarımızla nasılız? Ozaman da hoşgörülü olabiliyormuyuz? Birine yardım ederken kendi menfi çıkarımız içinmi yardım ediyoruz yoksa Allah ın rızasını kazanmak için mi ? Mârifet attığın her adımdan gördüğün duyduğun herşeyden Allah ın ayetlerini okuyabilmekte. Evrenin her zerresi Kuran dan bir ayet ve sende o ayeti okuyan Hz Insan..
    Rabbi’miz, kâinâtı ilahî muhabbet gözlüğüyle temâşâ edebilmeyi, onu şuur, duygu, vicdan ürperişleri ve îmânî heyecanlar zâviyesinden seyredebilmeyi, gözlerden akan nedâmet şebnemleri ile ğufrân iklîmlerine ulaşmayı ve “ölmeden evvel ölünüz” sırrına ererek hakîkat âlemine uyanmayı nasîb eylesin.(Dua: Osman Nuri Topbaş Muhabbetteki sır kitabından) Âmîn..

  6. Hz Mevalan cok guzel ozetlemis, insan kendi benliginden vaz gectigi anda hakikate ulasir.

    Ikinci soz ise , cok etkileyici. Insan baskalari icin var olunca aslinda o anda hicligin manevi tadina ulasabilir.

  7. bu yöneliş de 40 yaşının da bi önemi oldugunu düşünüyorum, insan bi nevi manevi reşit oluyor, mânâ arayışı başlıyor. ahkam 15 ayetinde de buna değiniliyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website