Yazan: Fahri Sarrafoğlu

MÜSİAD’da (Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği) çalıştığım yıllarda, çok değerli iş adamları ile karşılaştım. MÜSİAD benim için ayrı bir okul gibiydi. Zaman zaman üye ziyaretlerimiz olurdu. Bu üye ziyaretlerimizin birinde 1974 yılından beri İstanbul’daki iş yerinde cami minber, mihrap, ve ahşap çerçeve işi ile uğraşan bir ağabeyimizin dükkanına gittim. Yıllarını bu işe vermiş, işini seven gerçek bir ustaydı. Kendisini tanıdığım zamanlarda 70 yaşındaydı. MÜSİAD’dan geldiğimi bildiği için benimle çok özel ilgilendi. Elimden tuttu, çok özenle yapılmış, tek tek ince testere ile desen verilmiş çerçeveleri bana gösteriyordu:
-“Bak Fahri’ciğim şu çerçeve için bir ay çalıştım. Kenarlarına çok detaylı çalıştım. Gel gel, bir de şuna bak. Bu çerçevem ise çok nazlı bir çocuk gibidir adeta. İki ayda anca bitirdim. Çünkü üzerindeki bu desen başka bir yerde yok. Kendi kafamdan yaptım.“ diyerek anlatıyordu.
Çerçeveci ustamız, kendi gibi sanatçı olan oğlunun:- “ Baba bırak da misafirimize önce bir şeyler ikram edelim. Daha yeni geldi, hemen dükkânı gezdiriyorsun,” sözünü bile duymamıştı. Çünkü işini o kadar seviyordu ki, bu anlatışından, gözlerindeki ışıltıdan belli oluyordu.


Ustamız birden durdu, diğer eliyle elimden tutarak, dükkânın en arka tarafında duran bir çerçeveyi gösterdi. Bu çerçeve gerçekten harikaydı. Çok ünlü bir hattatın elinden çıkmış bir hattın çerçevesiydi. Ustamız:
-“ Bu çerçeveyi yapmak için tam bir yılımı harcadım. Evet, tam bir yılımı harcadım. Çok kişi istedi satın almak için ama satmıyorum. Ölene kadar da satmayacağım. “ dedi.

– “Neden Ustam, niye satmıyorsun?“ diye sorunca
-“Çünkü bu çerçeveyi her gördüğümde utanıyorum. Başımı önüme eğip tefekkür ediyorum. Allah’a karşı yaptığım isyanlarım, hatalarım, kusurlarım aklıma geliyor.  Zira çerçeve bana her gün adeta konuşuyor. Diyor ki; Ey Usta! Ben bir odun parçasıydım. Sen odunu aldın, işledin. Ona bir yılını verdin. Desenler döşedin. Beni odunluktan kurtardın. Çok iyi bir hattatın eserini korumam için beni yine onurlandırdın. Sana teşekkür ederim binlerce kere. Beni yanmaktan kurtardığın için.  Ustam, ben yanmaktan senin sayende kurtuldum, senin sayende bir sanat eseri oldum. Ya sen? Ya sen hiç kendini inşaa ettin mi? Beni sanat eseri haline getirdiğin gibi kendini de sanat eseri haline getirdin mi? Seni yoktan yaratan Rabbimiz seni bu dünyaya kendini inşaa et diye göndermedi mi? Sen 70 yaşındasın. Rabbimizin yanına geri döndüğünde ne diyeceksin? Bol bol çerçeve yaptım, para kazandım, kendimi inşaa edemedim, kendimi eğitemedim mi diyeceksin? O zaman vakit varken kendini de yetiştir. Kendini de eğit. Bu dünya kullar için bir okuldur. Senin için de bir okul olsun.

Evet,  ustamız bunları söylerken gözlerinden de yaşlar geliyordu. Bunları söylediğine göre elbette ustamız aslında kendini yetiştirmişti. Çünkü farkındaydı. Çünkü Allah’ın ne için yarattığını biliyordu. Çünkü tefekkür ediyordu ve gayret ediyordu.
Kısaca:
“Yaratan Rabbin adıyla oku. O, insanı bir alak’tan yarattı. Oku, Rabbin en büyük kerem sahibidir Ki O, kalemle (yazmayı) öğretendir.  İnsana bilmediğini öğretti.(Alak  1-5)

“Elbette nefsini eğitip,  temizleyip parlatan kurtulmuştur. Onu kirletip gömen de ziyan etmiştir.”(Şems Suresi 9-10)

Biz gerçekten insanı en güzel biçimde yarattık. (Tin 4)

“Yoksa siz bizim sizi abes-boşuna yarattığımızı ve bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız? (Müminun, 115)

“İnsan başıboş bırakılacağını mı sanıyor? “(Kıyame , 36)

O ki, hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır. O, mutlak galiptir, çok bağışlayıcıdır. (Vakıa 2)

Biz Allah’a muhtacız:  ““Ey insanlar! Siz Allâh’a muhtaçsınız. Allah ise hiçbir şeye ihtiyâcı olmayan ve övülmeye lâyık olandır.” (Fatır, 15.)

“Onlar ayakta, oturarak ve yanları üzerine yatarken Allâh’ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler..” (Âl-i İmrân, 191.) “Kur’ân’ı derinlemesine düşünmüyorlar mı? Yoksa onların kalpleri üzerinde kilitler mi var?” (Muhammed, 24.)

“Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmet oldunuz. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırsınız ve Allâh’a inanırsınız.” (Âl-i İmrân, 101.)

De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu ? Bunu ancak akıl sahipleri düşünüp öğüt alır.(Zümer 9)

10 thoughts on “Kendimizi inşaa edebiliyor muyuz?

  1. Değerli dostum,
    Ellerine sağlık. Rabbim bizlere de kendisini inşaa eden ve rızasına nail eden kullar olmayı nasip etsin inşallah.

    • Sayın Abim elinize,yüreğinize sağlık asıl olan rıza ilahiye doğrultusunda hareket etmek, bu yolda bir günümüzün diğerine eşit olmadan çalışmak ve gene çalışmak

  2. İnsana kendini tanıtan,yaratılış gayesini hatırlatan güzel bir anı.

  3. Gerçekten güzel bir tabir, odun olmaktan kurtardın bir şaheser yaptın.

  4. Fahrimiz(iftihar duygularımızın müşahhas hali,medar-ı iftiharımız)kaleminize zeval,ilminize/irfanınıza halel getirmesin Rabbimiz.Daha nice yıllar hizmet edesin.Amin…

  5. İşini sadece beden gücüyle yapana işçi, yaptığı işe işçilik, aklını katarsa usta ve yaptığı işe ustalık, gönlünü , ruhunu, hülyalarını ve rüyalarını da katarsa sanatkar ve yaptığı işe de sanatkarlık denermiş. Her ne yaparsak yapalık ruhumuzla, bir sanat anlayışıyla ve sanatkarlık ruhuyla yapabilmek…Buna ihtiyacamız diye düşünüyorum. Ne dersiniz? Adanmışlık, Samuray ruhu bu galiba. Muhabbetle kalınız. Gönül tarlanızın suyu olan sevginiz hiç azalmasın. Muhabbetle kalınız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website