GERÇEK HOCA AHMED YESEVİ’Yİ NE KADAR TANIYORUZ?
Hoca Ahmet Yesevi’nin İnsana Bakış Açısı
Hoca Ahmet Yesevi deyince ilk aklımıza gelen onun yüce gönüllü oluşu ve Türkistan bölgesinin İslam’la tanışmasına gösterdiği katkıdır. Nasıl damla, denize ulaşınca huzur buluyorsa, Ahmet Yesevi’de denize ulaşmaya çalışan damla gibi dünyada çalışarak insanlık için uğraşmıştır. Adeta tüm insanlık için kendini hak yolunda feda etmiştir.
Yesevi’nin Divan-ı Hikmet adlı eserine baktığımız zaman Önce İnsan öğesinin öne çıktığını görürüz… Bakın ne yıllar önce bizlere verdiği mesaj şöyle:
Kulu görsem, kulu olup hizmet eylesem ,
Toprak gibi yol üstünde yolu olsam ,
Aşıkların yanıp uçuşan külü olsam ,
Hem dem olup yer altına girdim ben işte. (Divan-ı Hikmet, 27).
“Hazreti Bektaş Veli, Ahmed Yesevi’ye, kulu Allah’a götüren yol nasıldır, diye sordu. O da: – Sana müjdeler olsun. Eğer sen onun yolunda olmasaydın bu soruyu sormaz, Allah da sana bu soruyu sordurmaz dı, (Kitabü’l-Fevaid, 28′ den naklen öztürk, 289.)
HOCA AHMED YESEVİ’TANIYOR MUYUZ?
“Dini dosdoğru ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin.”
(Şûrâ Sûresi, 13)
Hoca Ahmed Yesevî, Hazretleri, ne sadece bir mutasavvıf, ne yalnızca bir şair, ne de tarih kitaplarında kalmış bir “veli”dir. O, Türk toplumunun İslam’la kurduğu iletişimin en sahici, en dengeli ve en kalıcı biçimini inşa eden bir kurucu akıldır.
Yesevîlik, bireyi dönüştürmeden toplumu; toplumu dönüştürmeden medeniyeti inşa edilemeyeceğini savunan evrensel bir düşüncedir.
Türkler İslam’la karşılaştığında “boş” değildi. İnanç, ahlak, töre, manevî rehberlik, ritüel ve sembol dili zaten vardı. Hoca Ahmed Yesevî’nin başarısı, bu yapıyı yıkmak değil; onu tevhid, ahlak ve ibadet merkezli bir çizgide yeniden kurabilmesidir. Bu yüzden Yesevîlik, zorlayıcı değil; benimsetici olmuştur.
Yesevî tasavvufu, hayattan kaçan bir maneviyat değildir. Aksine, hayatın tam ortasında duran, göçebe toplumu anlayan, halkın dilini konuşan, şiiri ve hikmeti eğitim aracı olarak kullanan aktif bir tasavvuftur. Yani halkın içindedir ve halk onu sevmiştir. Divân-ı Hikmet bu yüzden bir edebiyat eseri olmaktan çok, yaşayan bir eğitim programı gibidir.
Onun hakkında bugüne kadar yazılanlar diğer Allah dostları Veliler gibi, Yesevî’yi “keramet anlatıları”na sıkıştırmıyor. Onu, sosyal düzen kuran, ahlak normları oluşturan, bireyin iç disiplinini sağlayan bir toplum mimarı olarak okuyor. Yesevî dervişi; inzivaya kapanan değil, obadan obaya dolaşan, insanlarla yaşayan, onları dönüştüren bir figürdür. Bu yüzden Yesevîlik, bir tarikat olmanın ötesinde bir sosyal ağ gibi işlemiştir.
Bugün yaşadığımız yüz yılda anlam, ahlak ve medeniyet krizleri yeni değildir. Modern dünyada bilgi var ama hikmet yok; güç var ama ahlak zayıf. Merhum Hoca Ahmed Yesevi Hazretlerinin önerdiği şey tam da burada anlam kazanıyor:
Bilgiyi ahlakla, gücü merhametle, maneviyatı sorumlulukla dengelemek.
Yesevîlik geçmişte kalmış bir model değil. Yesevî düşüncesinin bugünde geçerlidir ve onu anlayanlar için, uygulayanlar için sonsuza kadar faydalı olacak olan görüşlerdir. Yesevi düşünce, eğitimde değerler, toplumda dayanışma, dinde samimiyet, medeniyette insan merkezlilik. Ama bunun için Yesevî’yi sadece anmak değil, yeniden düşünmek ve üretken kılmak gerekiyor.
Ahmed Yesevî, Türklerin Müslüman oluş sürecinde bir “ara halka” değil; dengeyi kuran ana eksendir. Ne kültürü yok sayar, ne dini sulandırır. Ne aklı dışlar, ne kalbi ihmal eder. Onun yolu, uçların değil vasatın ve hikmetin yoludur. Zaten Kuran’ı Kerim ne diyor, bizim vasat, dengeli ümmet olmamızı istiyor. Sizi dengeli bir ümmet olarak yarattım diyor yaratıcımız. “Böylece sizi vasat (dengeli, adil, örnek) bir ümmet kıldık ki, insanlara şahit (örnek) olasınız ve Peygamber de size şahit olsun.” (Bakara Suresi, 143. ayet)
Bu yüzden Yesevîlik, tarihte kalmamış;
Anadolu’da Yunus olmuş,
alperen olmuş,
medeniyet olmuş
ve bugün hâlâ bize “başka bir yol mümkün” demeye devam etmektedir.
“Halka hizmet kılmayanın Hakk’ta yeri yok.”
(Divân-ı Hikmet)
Mal mülk seni tutmasın, gönlün Hakk’ta olsun.”
(Divân-ı Hikmet)
Yazık, insan kendi kadrini kendi bilmez;
Benlik kılıp iyileri göze iliştirmez
Hû sohbetini kuran yere kaçıp gelmez;
O vefasız ahde ne diye vefa eylesin?
İnsan odur, fakir olup yerde yatsa,
Toprak gibi âlem onu basıp geçse,
Yusuf gibi kardeşi köle diye satsa;
Kulun kulu, o gün ne diye heva eylesin?