
Yorgundum.
Gerçekten de… hem ruhum hem bedenim yorgundu. Günlerdir yoldaydım. Avrupa’dan Türkiye’ye dönüyordum. Macaristan-Sırbistan yolu… bildiğin o uzun, ıssız ve tek şeritli otoban…
Gözüm hep ileride, kulağım müzikteydi. İçimden tesbihat yapıyor, ama bir yandan da “Acaba şuradan nasıl geçeceğim, bir sonraki dinlenme tesisinde çay bulur muyum?” diye hesap yapıyordum.
Yani… hem zikir, hem de zikirden uzaklık. Öyle bir çelişki.
Ve sonra…
Bir araba selektör yaptı. “Hayırdır?” dedim.
İkincisi… üçüncüsü… derken beş araba arka arkaya selektör yaptı.
Kimse korna çalmıyor ama hepsi uyarıyor gibiydi.
Sonra bir araç önüme geçti, beni yavaşlattı. Bir başkası kenara kırdı.
Ve ardından bir polis arabası… mavi-kırmızı ışıklar, işaret…
Durduk.
Polis yaklaştı:
“Farlar kapalı. Gecenin ortasında görünmezsin… Ne yapıyorsun sen?”
Farlar kapalı mıydı?
Şaşkınlıkla panele baktım.
Evet… Gerçekten de lambaları açmamışım.
Tüm gece… karanlıkta sadece başkalarının ışığında gidiyormuşum.
Kendi ışığım yokmuş.
“Allah, dilediğini doğru yola iletir.”
(Bakara, 213)
İşte o an…
İçimden bir cümle yankılandı:
“Bir Müslüman, diğer Müslümanın aynasıdır.”
(Hadis-i Şerif — Ebû Hüreyre radıyallâhu anh)
Bana ayna tutmuşlardı. Beş kez, üç kez, bir kez…
Ama ben hâlâ anlamamıştım.
Gaflet işte. Ne kadar ibretlik bir durum.
“Onlar yeryüzünde dolaşmadılar mı ki, kalpleriyle düşünsünler, kulaklarıyla işitsinler? Ama gerçek şu ki, gözler değil, sinelerdeki kalpler kör olur.”
(Hac Suresi, 46)
Belki de bu sadece bir trafik hatası değildi.
Belki de…
🔹 Allah beni bir şeye davet ediyordu.
🔹 “Bak!” diyordu, “Sen farkındalığını kaybettin. Başkalarının ışığında gidiyorsun. Kendi nurun yok, sadece onların aydınlığıyla yol almaya çalışıyorsun.”
🔹 “Ben sana işaret ettim. Ama sen hâlâ uyanmadın.”
Sonra… araba birden stop etti.
Her şey karardı.
İşte orada, zifiri karanlıkta, farlarım da yokken, kendi içime gömüldüm.
Ve o anda, acziyetimi gördüm.
Nefsimin sesini, gafletin perdelerini… yalnızlığı…
“Nefsini bilen, Rabbini bilir.”
(Hz. Ali – k.v.)
Allah istemeseydi, hatırlatmazdı.
Ama bazen hatırlaman için de acizlik gerekir.
O kibirli “Ben bilirim” sesi bir dursun diye bazen kesilir yol, kapanır ışık, donar motor.
Ve o zaman anlarsın:
“İnsanın en büyük karanlığı, kendi nurunu kaybetmesidir.”
İbn Atâullah el-İskenderî:
“İşaretler sürekli gelir ama gönül körse asla görmez.”
(Allah’ın işaretleri vardır; mesele onları okuyabilmektir.)
KAYNAK: BEYTULLAH SAKİN/BELÇİKA -LİEGE

Cok guzel yazi
Allah razı olsun