Yazan: Fahri Sarrafoğlu

Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesinde okuyordum. Sene 1987 yılı. Yani 3.sınıfın birinci dönemindeydim. Tüm derslerden geçmiş ama bir dersten bütünlemeye kalmıştım. “Aman Allah’ım bir dersten bütünleme mi? ” Evet, aynen böyle tepki vermiştim. Halkla ilişkiler dersiydi hayatımda ilk bütünlemeye kaldığım ders. Hem de 2 puan  ile yani 50 alsam geçecekken 48 ile kalmıştım. İmtihan sonucunu aldığımda Aksaray’daydım büyük şok geçirmiştim. Şimdi gülüyorum, belki sizde gülüyorsunuzdur eminim. Fakat daha 20 yaşındayım ve benim için bütünlemeye kalmak o kadar önemli ki, hani başımdan aşağı kaynar sular dökülmesi az bile adeta yıkıldım. Veee hoop hemen depresyona girmeye hazır biriydim artık.  Niye mi?  Çünkü ilkokul, ortaokul, lise ve üniversite derken hiç bütünleme görmemişim. Benim için şok olmuştu bu.

O akşam hiç unutmam efendim, çok değerli bir büyüğüm o zamanlar saygı duyduğum, fikirlerine değer verdiğim ağabeyim şimdi ise biricik kardeşim Ferhat ağabeyime konuyu açtım. Üzüntülü ve ağladı –ağlayacak halimle. Yani benim için hiç abartmıyorum hayatın sonu. Öyle ya hiç başarılı bir öğrenci bütünlemeye kalır mı? Ayrıca benim tüm o zamanlar yakın arkadaşlarım geçmiş bir ben kalmışım. Aman Allah’ım üff durum çok vahim. Tabi ben abarttıkça abartıyorum.

Ferhat Kardeşimle birlikte Aksaray’dan Ulucami önünden başladık yürümeye ve yaklaşık hemen hemen 8 km kadar yürüdük. Bu arada hep ben konuştum. Ferhat kardeşim, önce beni hiç kesmeden sonuna kadar etkili dinleme dediğimiz bir metotla dinledi ve sonra başladı konuşmaya:
“ Fahriciğim,  evet, senin anlattıklarını önemsiyorum. Gerçekten de senin için ne kadar önemli bütünleme kalmak. Hayatında ilk defa bütünlemeye kalıyorsun. Bütünlemeyi geçemezsem diye de korkun var. Ki bu çok daha vahim olur. Alttan ders almak zorunda kalacaksın.  Eminim kafanda birçok soru işaretleri daha vardır.  Egon da tabii bu olayı biraz abartıyor ve vesvese ile birlikte bu kocaman bir problem haline gelmesini sağlıyor. Sonuçta işin içinden çıkılamaz bir hale geliyor. Peki, düşünebiliyor musun Hazreti Peygamber çok sevdiği eşini kaybettiğinde, çok sevdiği amcasını kaybettiğinde, çocuklarını kaybettiğinde, Uhud savaşında büyük bir problem yaşadığında hep yanında kim vardı? Kim onu teselli etti? Neden en ufak bir şekilde mahzun olmadı?”

-Bilmem dedim? Kim teselli etti?

“Kuran’a bak cevaben ne diyor? Peygamber (s.a.v) yanında hep Allah’ın sevgisi vardı. Hani mağarada iken arkadaşına ne diyordu: “Üzülme!  Allah bizimle beraber! (Tövbe suresi 40.ayet)  Bir insan Allah’ın sevgisini kazandıktan sonra veya Allah’ın sevgisini kazanmak için çalıştıktan sonra ya da bu yolda gayret içerisinde olduktan sonra hiç üzüntü kalır mı?  Kur’an-ı  Kerim’de Karun’dan bahseder hani sadece hazinelerinin anahtarlarını bile develer taşıyordu. Peki, sonu ne oldu? Hüsran. Hz Süleyman’a birçok kimseye verilmeyen mülk verilmişti. Daha sonra Allah Sad suresinde şöyle bir olay anlatır: ““Ant olsun biz Süleyman’ı imtihan ettik. Tahtının üstüne bir ceset bıraktık” Bazı tasavvuf büyükleri bu ayeti. Allah’ın sevgisi gittikten sonra insan adeta ceset gibidir. Allah’ın sevgisi olmadığı zaman cesetten fark yoktur diye tefsir ederler. Yani Allah’ın rızası Allah’ın sevgisi her şeyden üstündür.”

Ferhat ağabeyim, Kuran’ana daha çok okumamı tavsiye ederek konuşmasını şöyle tamamladı:
“Allah ile dostluk olmadıktan sonra dünyanın tamamı senin olsa ne olur ki? Düşün bir dünyada çok sevdiğin bir dostunu iki gün görmesen üzülüyorsun. Mektup yazıyorsun, postaneye gidip telefon açıyorsun. Özlüyorsun. Peki, Allah’ı hiç özledin mi Fahriciğim? Esas olan endişemiz dünyada bütünlemeye kalmak değil. Dünyada iken Allah’ın sevgisini hissedememek, Onun dostluğunu Onun muhabbetini kazanamadan dünyadan ayrılmak olmalı. Sabahtan beri yemek yemiyorum diyorsun. Niye? Çünkü iştahın yok. Üzülüyorsun?  Allah’ın seni sevmesi her şeyden üstün değil mi? O zaman onun sevgisini kazanmak için tahsil yapmamız lazım. İşe giden, amir, memur, işçi, ev hanımı, patron hepimiz Allah’ın sevgisini öğrenmek için tahsil yapmalıyız. Bunun da yolu önce kendimizin farkında olmak, insanları olduğu gibi kabul etmek, ayrımlaştırmamak ve DOSTLUĞA  önem vermekten geçer

Evet, sevgili kardeşimin bu sözleri ile Allah’ın sevgisinin ilk tohumları kalbimize atılmış oldu. Kendisine hep müteşekkir kalacağım. Rabbim kardeşliğimizi ebedileştirsin inşallah

 

Kısaca:
Dünyaya biz niye geldik Allah ile dost olmaya ama önce kendimiz iyi bir dost olacağız.Dünyadaki üzüntüler ve vesveseler şeytandır. Bilinçaltımızın oyunudur.

“O kötü fısıltılar ancak şeytandandır, (bu da) iman edenleri üzmek gayesiyledir. Hâlbuki Allah’ın izni olmadıkça o (fısıldaşmalar ve şeytan), onlara hiçbir şekilde zarar verici değildir. O halde mü’minler Allah’a güvenip dayansınlar….” {Mücadele Suresi Ayet – 10}

 

“Ey kavmim. Şayet Allah’a (gerçekten) inandıysanız ve O’na teslim olmuş iseniz, artık ancak O’na güvenip dayanın.”{Yunus Suresi Ayet – 84}

Size o haberi getiren) ancak şeytandır, (sadece) kendi dostlarını korkutabilir. Onlardan korkmayın, eğer mümin iseniz benden korkun. (Ali İmran 175)

Kim Allah’ı, O’nun Resulünü ve müminleri dost edinirse, (iyi bilsin ki) Allah’ın taraftarları galip geleceklerdir.(Maide Suresi:56)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website