Yazan: Fahri Sarrafoğlu
Osmanlı Döneminde tekkelerin her birisi ayrı bir okul gibidir. Her tekke, kendisine gelen insanlara önce meşrebine göre bakar ve ona göre bir eğitim metodu uygular. Yani bugünkü gibi herkese aynı eğitim uygulanmaz. Eğitim dediysek, defteri, kitabı olan bir eğitim değildir. Tıpkı fabrikaların “vardiyalı” çalışma sistemi gibi, fiziksel çalışması da vardır. Her gelen tekkeye hizmet eder, bir yerde çalışır.

İşte,  İstanbul’un Fatih-Karagümrük ilçesinde de yıllar öncesinde beri Kabakulak Tekkesi vardır. Bu tekkenin son dervişlerinden olan Erzurumlu Hüseyin  Amca ile tanıştım geçtiğimiz günlerde. Kendisi halen Akseki Caddesinde oturuyor.  Yaşı da 100’ü çoktan geçmiş ama kendisi ne kadar geçtiğini söylemiyor ki nazar değmesin diye. 🙂 Evet, işte Hüseyin Amcamızın tekke eğitimi ile ilgili güzel bir hikayesi var. Kendi başından geçen hikayesi bakın şöyle:

“Evladım, tekkeye geldim, daha gencim o zamanlar 32 yaşındayım.  Tekkede bizi ilk önce güzelce bir konuşturdular. Öyle mülakat değil. Benimle ilgilenen başka bir derviş ki bu tecrübelidir. Güzelce dinledi, beni. Saatlerce değil. Üç gün boyunca anlattım kendimi.  Evet, tam üç gün ben tekkeye geldim, gittim ve üç gün kendimi anlattım. Niye? Çünkü eğitim metodu ona göre olacak.  Efendim, sonunda şeyhimizin karşısına çıktık ve sadece bir cümle söyledi bize o kadar. Gidebilirsiniz dedi. Sonra sadece bir cümle söyledi evladım. Başka ne bir söz, ne bir işaret yok.  Neydi o söz?

“Hüseyin evladım. Elmas madeninden elmas çıkar. Ama elmastan önce kömür de çıkar. Oğlum sen elmas madenine gidince elmas çıkar. Kömür çıkarmaya uğraşma.”  Evet, aynen bunu söyledi.  Tekkede herkese iş yaptırırlar ama bana iş vermediler. Tam tersi bana bir hürmet, biz izzet ki sorma gitsin. Sohbete gidiyorum en önden yer veriyorlar. Çay geliyor, önce bana veriyorlar. Temizlik, şu bu yaptırmıyorlar. Üstelik şeyh efendi beni yanında tutuyor. Diğer arkadaşlar da gıpta ile bakıyorlar bana ama beni bir tedirginlik aldı ki naslı ifade edeyim bilemiyorum. Sadece sohbet dinliyorum o kadar. Başka hiçbir eğitim yok. Acaba diyorum, beni eğitim vermeye gerek mi görmedi, acaba benden adam olmaz da onun için mi böyle gönlümü hoş ediyor gibi  aklıma bin türlü vesvese geliyor.

Neyse,  bir gün yine tekkeye geldim ki olmayacak bir şey ama yaşlı kadının birisi tekkenin içinde başka bir dervişe öyle bir bağırıyor ki kulakların zarı patlayacak.  Meğer tekkeye komşu olan evden bir tavuk kaybolmuş ve tavuğun da tekkeye girdiğini söylüyor bu yaşlı teyze. ” Siz benim tavuğumu vermiyorsunuz, kestiniz yediniz, ” diyor. Hiç olacak iş mi? Tekkede hırsızlık olur mu? Ama komşu kadın öyle bir bağırış bağırıyor. Öyle bir ağza alınmayacak sözler söylüyor ki bak bugünkü gibi aklımda evladım. Sonra  ben gittim kadının yanına, “Teyze hele otur şuraya buluruz tavuğunu” dedim. Kadın bana döndü bir şeyler söyleyecekti ama birden çenesini tutmaya başladı. Ağzını kapattı.  Ne oldu demeye kalmadan, dişinin ağrıdığını anladım. Hele otur bir bakayım dedim. Zira askerde sıhhiyeci olduğum için, anlıyordum bu tür işlerden. Hemen müdahale edeyim dedim. Kadın ağzını açtı ama aman yarabbim o ağız öyle mi kokar. Kardeşim bak kokusu bile aklıma geldikçe burnumu sızlatıyor. Neyse ben hiçbir şey demedim, önce ağzını güzelce bir yıkadım, temizledim. Sonra da dedim  ya sıhhiyeci olduğum için ufak çantam hep yanımdadır. Dişine bir ağrı kesici verdim. Kadın rahatladı gitti. Biraz da utandı tabii. Şundan utandı:  O yaşlı kadının biraz sonra torunu geldi  tekkeye ve nineeeeeeeee diye bağırarak, tavuğun bahçede olduğunu,  otların arasında olduğu için göremediklerini söyledi.  Hâlbuki teyzemiz demediğini bırakmamıştı dervişlere.

Tam o sırada Allah rahmet etsin şeyh efendi geldi ve ” Oğlum, Hüseyin. Dedik ya sana, elmas madeninde kömür de olur elmas da . Sen kömürle değil elmasla uğraş diye. Bak ilk elması çıkarttın.  Hadi mübarek olsun” dedi.  İşte ben o tekkeye 30 yıl hizmet ettim ta ki tekkeler kapanana kadar. Oradaki görevim ise artık belli olmuştu. Hep insanların dişlerine baktım. Özellikle müritlerin diş temizliği için her gün tek tek uğraşır, ağızlarını temizlemelerini söylerdim. Kızmadan, kokusuna aldırmadan, bazen açıdan bağırır çağırır bana kızarlardı ama aldırmazdım. Çünkü dedik ya elmas madeninden elmas çıkartmayı öğreniyoruz.

Evet, sonra ne mi oldu, sonra o yaşlı komşu kadın var ya, hani tavuğumu aldınız diye şikâyete gelmişti. İşte o teyzem sonra evini tekkeye vakfetti. Ya evladım,  işte budur. Elmas madenin en altındadır. Ama insanlar kömürü görünce elması unuturlar, ya da vazgeçerler kim uğraşacak diye kömüre razı olurlar. Hâlbuki kömür yanar gider, külü sana kalır. Onun için evladım siz siz olun elmasla uğraşın. Yani insanın eğitimi her şeyden evladır….

Not: Bu hikayeyi aktaran Hüseyin Amcamıza teşekkür ediyoruz. Kendisine uzun ömürler versin Rabbim

KISACA: Allah’a çağıran, salih amel işleyen ve “Kuşkusuz ben müslümanlardanım” diyenden daha güzel sözlü kimdir? (Fussilet 33)

2 thoughts on “Elmas Madeninden kömür çıkartan olma

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website