Yazan: Fahri Sarrafoğlu

Ayşen Hanım, yine sabah bağırarak kalkmıştı. Hemen hemen bir haftadır aynı rüyayı görüyor, sırf bu rüyayı görmemek için geç yatıyor ama uykusuzluğa dayanamadığı için yine uykuya teslim oluyordu. Sabah kalkarken de bağırarak kalkıyordu. Eşi, Muhittin Bey, endişelenmeye başladı, bunun bir anlamı olmalıydı. Eşini zar zor ikna ederek psikiyatriden  randevu aldı ve  beraber görüşmeye gittiler. Uzman Psikiyatr, Ayşen Hanımı dinlemiş ama açıkçası ona fayda sağlayacak bir somut neden açıklayamamıştı. Hafif bir sakinleştirici ilaç vererek tekrar görüşme için randevu verdi.

Muhittin Bey ve Ayşe Hanım, ikisi de şaşkın bir şekilde görüşmeden çıktılar. Çözümü ilaç değildi elbette, bunun bir sebebi olmalıydı. Son zamanlarda ne olmuştu da daha önce bu tür kâbus görmeyen Ayşen Hanım sık sık kabus görmeye başlamıştı. Hem de aynı kâbusu..

Yol üzerinde bir kafeye oturarak sıcak bir içecek sipariş ettiler. İçeceklerinin gelmesini beklerken etrafa bakıyorlardı. Kafe sakin ve etrafı bol çiçeklerin olduğu adeta bir bahçe ortamıydı. Dışarıda uçan kuşların sesi de ayrı bir güzellik katıyordu ortama.  Ayşen Hanım, başını yan masaya çevirince bir de ne görsün? Aa, çocukken komşuları olan Hocahanım teyzeydi bu. Bir çay söylemiş, elindeki kitabını okuyordu. Hatırlamıştı, okula giderken kendisine devamlı okumasını tavsiye edip, kitap okumayı sevdiren Hocahanım teyzeydi bu. Niye Hocanım teyze diyorlardı, çünkü kendisi emekli bir öğretmendi. Yaşı sekseni geçmesine rağmen hala dinç ve okumaya olan azmi de hiç sönmemişti. Bunu ikisi de görebiliyorlardı. Asıl ismi Zehra’ydı ama herkes ona Hocanım diyordu.

Nezaket ve hürmetle ikisi de ayağa kalkıp elini öptüler. Hocahanım teyze, Ayşen Hanım’ı tanımıştı. Onun üniversiteye gidip mimar olmasına vesile olmuştu. Kısa bir tanışma ve sohbetten sonra yılların tecrübelisi olan Hocahanım teyze, bir sıkıntıları olduğunu fark edip anlatmak isterlerse dinleyebileceğini söyledi. Zaten Ayşen Hanım dünden hazırdı anlatmaya ve başladı :”Hocam uzun bir süredir aynı rüyayı görüyorum. Rüya değil bu adeta kâbus, çünkü yataktan kalkarken bağırarak kalkıyorum. Rüyamda bir şehir kanalizasyonunda yürüyorum. Ayaklarım hep şehir lağımına bata çıka ilerliyorum. Hatta bazı yerlerde lağım belime kadar geliyor. İşin daha kötüsü etrafta bana gülen lağım fareleri görüyorum. Evet, dişlerini ısıracak gibi göstererek üzerime geliyorlar. Uzun ince kuyrukları tenime değdikçe ben bağırıyorum. İçlerinden en büyük olan lağım faresi hem gülüyor hem de bana şaşırarak bakıyor ve şöyle diyordu. Sen kendin istedin buraya gelmeyi, seni biz mi çağırdık? Sen merak ettin, işte buradasın, hem de korkup bağırıyorsun.

Düşünün Hocahanım teyzem, etrafımda irili ufaklı hatta yavru lağım fareleri var ve bana merakla bakıyorlar. Üstelik küçük lağım fareleri özellikle bana daha da yaklaşmak için geliyor ve etrafındakilere beni gösteriyorlardı. Bak bak, bizi merak etmiş, bizimle yaşayacakmış diyorlardı. Ben, hayır burada yaşamak istemiyorum, buradan çıkmak istiyorum dedikçe daha da lağım içinde ilerliyor ve neredeyse boyuma kadar lağıma batıyordum. Bu arada kurtulmak için çabalıyor sonra da bağırarak uyanıyordum.“

Hocahanım, Ayşen Hanım’ı dinledi ve tebessüm ederek, ona televizyon izleyip izlemediğini sordu. Evet, dedi Ayşen Hanım, bir haftadır izne ayrıldığımdan beri evde can sıkıntısından TV izliyorum. Hocahanım, bir soru daha sordu. Peki, en sık hangi programları izliyorsun? Ayşen Hanım, biraz utanarak, hocam dedi, magazin programlarını daha çok izliyorum. Açıkçası kafamı dağıtsın istiyorum.

Hocahanım, Ayşen Hanım’ın ellerini tuttu ve tebessüm ederek şöyle dedi: “Güzel kızım, aslında o lağım faresi sana doğruyu söylemiş. Lağım farelerinin çok önemli bir işi vardır. Hatta belediyeler lağım farelerini bilerek kanalizasyonlara atarlar ki hem temizlesinler hem de bir tıkanıklık olduğu zaman tıkanıklığın nerede olduğunu bulmak için gayet güzel bir yol göstericidir lağım faresi. Şimdi sen başkalarının özel hayatını merak ederek, onların ne yediğini, nerede kaldığını, kiminle olduğunu merak ederek onların özel hayatına müdahale ediyorsun. PİS OLAN BİR ŞEYE TALİP OLUYORSUN… Lağım faresi işte bunu diyor, pisliği temizlemek bizim işimiz. İNSANIN İŞİ TEMİZ OLMAKTIR… İNSANLAR BAŞKALARININ ÖZEL HAYATINI MERAK EDEREK YA DA GİZLİ SIRLARINI İFŞA EDEREK ADETA LAĞIM FARESİ GÖREVİNİ ÜSTLENMİŞ OLUYORLAR… BU ALLAH’IN İSTEMEDİĞİ EN ÇİRKİN OLARAK ADDETTİĞİ BİR İŞTİR. BİZE NE HANGİ SANATÇININ KİMİNLE KAVGA ETTİĞİ BİZE NE NEREDE NE YEDİĞİ KİMİNLE BİRLİKTE OLDUĞU EVLİ Mİ -BEKÂR MI- HAMİLE Mİ DEĞİL Mİ? BUNLAR TÜM DİNLERİN YASAKLADIĞI ÇİRKİN İŞLERDENDİR… ALLAH KURAN’DA ÖZEL HAYATA MÜDAHALEYİ YASAKLAMIŞTIR.  Sende artık yapma… Yapma ki rahat rahat uyuyasın. İnsan olmak için geldik biz buraya, dünyada LAĞIM FARELİĞİ YAPMAK İÇİN DEĞİL!

Kısaca:
Hucurat Suresi 11 ayet. “ Ey iman edenler! Zannın birçoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerini arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir.”

Hümeze :1 –        Mal toplayıp onu tekrar tekrar sayan, insanları arkadan çekiştirip, kaş göz hareketleriyle alay edenlerin (hümeze ve lümezenin) vay haline!

Kur’an’da özel hayatın gizliliği konusunda en açık ve yoruma yer bırakmayacak biçimde belirtilen husus “konut dokunulmazlığı”dır. Bakara 2/189’da “evlere kapılarından girin” diye emredilerek evlere gizlice, arkadan girmek yasaklanmıştır.

Hadis-i Şerifte Hz. Peygamber s.a.v: ““Her kim rızaları olmaksızın bir kavmin konuştuklarını dinlerse kıyamet gününde onun kulaklarına kurşun dökülecektir.” Demektedir.

Hucurat sûresinin 11’inci ayetinde de buyruluyor ki: “Ey müminler; çoğu zandan sakınınız. Zannın bazısı günâhtır. Başkalarının ayıplarını ve içyüzünü öğrenmek için göz kulak olmayın. Birbirinizin arkasından konuşmayın. Hanginiz ölen kardeşinin etini, ikrahla dahi olsa, yemek ister!”

Mücadele Suresi : 10. Ayet: “Gizli konuşmalar şeytandandır. Bu, iman edenleri üzmek içindir. Oysa şeytan, Allah’ın izni olmadıkça, müminlere hiçbir zarar veremez. Müminler Allah’a dayanıp güvensinler.”

2 thoughts on “Dünyada lağım faresi gibi yaşamak mı?

  1. Eğer el emeği ile ekersen toprağı el emeğiyle verdiğin su ise yeşillenir
    Hayır ektiğin kin nefret fitne ise verdiğin su yerine zehir ise bekliyedur toprak sana toprak olarak geri dönerde sen ey insan oğlu halen amlamazsın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website