Star Trek – “This Side of Paradise” bölümü üzerinden insan, ihtiyaç, huzur ve anlam arayışı

Star Trek – “This Side of Paradise” bölümü, aslında bir uzay macerasından çok daha derin bir soruyu ortaya koyar: İnsanın bütün ihtiyaçları karşılanır, hiçbir acısı kalmaz ve hiçbir şeyi istemez hâle gelirse gerçekten mutlu mu olur; yoksa insan olmasının önemli bir bölümünü mü kaybeder?

Omicron Ceti III gezegenindeki insanlar, bitkilerden yayılan sporların etkisi altına girdikten sonra sağlıklı, huzurlu, mutlu ve kaygısız bir hayat yaşamaya başlarlar. Artık savaşmak, çalışmak, mücadele etmek, daha fazlasını istemek veya gelecekle ilgili endişelenmek zorunda değildirler.

Kaptan Kirk bu hayatı gördüğünde temel soruyu sorar:

“Bu mu cennet?”

Koloninin yöneticisi Sandoval’ın cevabı ise dikkat çekicidir:

“Hiçbir ihtiyacımız veya arzumuz yok.”

İşte bölümün felsefi düğümü tam burada ortaya çıkar:

İnsanın bütün ihtiyaçlarının ortadan kalkması gerçekten mutluluk mudur?

Kirk’e göre değildir. Çünkü insan yalnızca rahat etmek ve ihtiyaçlarının karşılanmasını beklemek için yaşamaz. İnsan aynı zamanda ister, merak eder, mücadele eder, öğrenir, başarır, başarısız olur ve yeniden dener.

Kirk’ün düşüncesi kabaca şu noktada toplanır:

İnsanın gelişebilmesi için yalnızca rahatlığa değil, amaçlara, meraka ve aşılması gereken engellere de ihtiyacı vardır.

Sandoval ise ona karşı çıkar:

“İhtiyacımız olan her şeye sahibiz.”

Kirk’ün cevabı ise son derece kısa ve anlamlıdır:

“Bir meydan okuma dışında.”

Buradaki “meydan okuma”, insan hayatının önemli bir parçasını temsil eder. Çünkü insanın önünde aşılması gereken bir engel, ulaşılması gereken bir hedef veya çözülmesi gereken bir problem olduğunda hareket eder, düşünür, üretir ve gelişir.

Bu nedenle bölüm bize önemli bir ayrım gösterir:

Huzur başka şeydir, hayatın anlamı başka şey.

İnsanın hastalıktan, açlıktan, korkudan ve gereksiz acılardan kurtulması elbette değerlidir. Ancak bütün arzuların, amaçların, merakın ve çabanın ortadan kalkması, insanın gelişme ve üretme yönünü de zayıflatabilir.

İHTİYAÇ VARSA İNSAN DA VARDIR

Burada “ihtiyaç” kelimesini yalnızca açlık, susuzluk veya barınma gibi temel ihtiyaçlar anlamında düşünmemek gerekir.

İnsan için merak etmek, öğrenmek, sevmek, üretmek, anlam aramak, bir hedefe ulaşmak ve kendini geliştirmek de önemli insani yönelimlerdir.

Bu açıdan şöyle bir zincir kurulabilir:

İhtiyaç → arzu → hareket → mücadele → öğrenme → gelişme

İhtiyaç insanı harekete geçirir. Hareket insanı değiştirir. Değişim ise öğrenmeyi ve gelişmeyi mümkün kılar.

Dolayısıyla ihtiyaçların tamamen ortadan kaldırıldığı bir dünyada insan fiziksel olarak yaşamaya devam edebilir. Fakat amaç, merak, seçim ve üretme arzusu da ortadan kalkarsa insanın gelişen ve üreten yönü körelebilir.

Ancak burada önemli bir ayrım vardır:

İnsanın gelişmesi için acı çekmesi şart değildir.

Mesele acının kendisi değil; amaç sahibi olmak, seçim yapabilmek, öğrenmek, üretmek ve hayatla ilişki kurabilmektir.

 

CENNET Mİ, MÜCADELE Mİ?

Bölümün sonunda McCoy, insanların ikinci kez cennetten kovulduğunu söyler.

Kirk ise buna karşı çıkar:

“Hayır, Bones. Bu kez kendi isteğimizle çıktık.”

Ardından bölümün en güçlü düşüncelerinden birini dile getirir:

“Belki de biz cennet için yaratılmadık.”

Burada anlatılmak istenen, huzurun kötü olduğu değildir.

Asıl mesele şudur:

İnsan yalnızca rahatlıkla yaşayabilir mi?

İnsan bazen mücadele ederek, hata yaparak, düşerek ve yeniden ayağa kalkarak kendisini oluşturur. Fakat insanı insan yapan şey yalnızca acı çekmek değildir.

İstemek, merak etmek, seçmek, üretmek, öğrenmek ve anlam aramak da insan olmanın parçalarıdır.

Bölümün metaforik anlatımıyla ifade edecek olursak; insan yalnızca huzurun sessizliğiyle değil, zaman zaman hayatın “davul sesleriyle” de yol almak zorundadır.

Fakat bölüm burada da tek taraflı bir sonuç vermez.

Spock, gezegendeki yaşamdan ayrılırken çok önemli bir itirafta bulunur:

“Hayatımda ilk kez mutluydum.”

Bu cümle bütün meseleyi yeniden düşündürür.

Demek ki bölüm bize “mücadele iyidir, huzur kötüdür” demiyor.

Asıl soru şudur:

İnsan için yalnızca huzur yeterli midir?

Belki de cevap şudur:

İnsanın hem huzura hem de amaca ihtiyacı vardır. Hem sevilmeye hem üretmeye; hem dinlenmeye hem de gerektiğinde çaba göstermeye ihtiyacı vardır.

Çünkü insanı insan yapan şey yalnızca acı çekmesi değildir; aynı zamanda istemesi, merak etmesi, seçmesi, üretmesi ve anlam aramasıdır.

BÖLÜMÜN ÖZÜ

İhtiyaç → arzu → hareket → mücadele → öğrenme → gelişme

Fakat bu zincirin sonunda yalnızca “başarı” değil, anlam da vardır.

İnsan sadece daha çok şeye sahip olmak için değil, sahip olduklarıyla ne yapacağını anlamak için de yaşar.

KUR’ANÎ BAKIŞLA

Kur’an, insanı pasif ve hiçbir şey yapmadan bekleyen bir varlık olarak anlatmaz. Tam tersine, insanın çabasına, değişimine, sorumluluğuna ve yeryüzündeki faaliyetlerine dikkat çeker.

  1. Değişim, insanın kendi içindeki değişimle başlar

Kur’an’da şöyle denilir:

“Şüphesiz Allah, bir topluluk kendilerindeki durumu değiştirmedikçe onların durumunu değiştirmez.”

Ra’d Suresi, 13:11

Bu ayet, insanın kendi hayatı üzerinde düşünmesini ve değişimin bir parçası olmasını gündeme getirir.

Star Trek’teki “meydan okuma” fikriyle burada bir düşünce paralelliği kurulabilir:

İnsan değişime açık olduğu sürece hareket eder; hareket ettikçe kendisini ve çevresini değiştirme imkânı bulur.

  1. Kur’an’da insanın çabası önemlidir

Necm Suresi’nde şöyle buyurulur:

“İnsan için ancak çalışmasının karşılığı vardır.”

Necm Suresi, 53:39

Hemen sonraki ayette de insanın çabasının görüleceği belirtilir:

“Onun çalışması ileride görülecektir.”

Necm Suresi, 53:40

Burada önemli olan nokta şudur:

Kur’an’ın anlattığı insan, hiçbir amacı olmayan pasif bir insan değildir. İnsan çaba gösteren, sorumluluk alan ve yaptığı şeylerin sonucuyla karşılaşan bir varlıktır.

  1. Zorluk, hayatın tek amacı değildir; fakat zorlukla beraber kolaylık da vardır

Kur’an şöyle buyurur:

“Şüphesiz güçlükle beraber bir kolaylık vardır.”

İnşirah Suresi, 94:5

Aynı ifade 94:6’da tekrar edilir. Ardından gelen ayet ise insanı yeniden gayrete yöneltir:

“Öyleyse bir işi bitirince diğerine koyul.”

İnşirah Suresi, 94:7

Buradan önemli bir sonuç çıkarabiliriz:

Kur’an, insan hayatını yalnızca acı ve mücadeleden ibaret görmez. Fakat insanı durağanlığa da mahkûm etmez.

Zorluk vardır; kolaylık da vardır. Dinlenmek vardır; yeniden çaba göstermek de vardır.

  1. Yeryüzünde hareket etmek ve rızkı aramak da hayatın bir parçasıdır

Cuma Suresi’nde namazdan sonra şöyle buyrulur:

“Yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan nasip arayın.”

Cuma Suresi, 62:10

Mülk Suresi’nde de:

“Yeryüzünde dolaşın ve O’nun rızkından yiyin.”

Mülk Suresi, 67:15 denilir.

Dolayısıyla Kur’anî bakışta insanın dünyadan elini çekmesi, hiçbir şey yapmadan yaşaması veya hayatı yalnızca konfor içinde geçirmek istemesi temel yaklaşım değildir.

İnsan yeryüzünde hareket eder, çalışır, arar, üretir ve rızkını arar.

MERAKLISINA NOT: STAR TREK

Bugün “Star Trek” adıyla bilinen yapımın ilk dizisi, aslında başlangıçta yalnızca Star Trek adıyla yayımlanan ve daha sonra diğer Star Trek yapımlarından ayırt edilmesi için Star Trek: The Original Series adıyla anılan Amerikan bilimkurgu dizisidir.

Dizinin yaratıcısı Gene Roddenberry‘dir. Amerikan televizyonunda NBC’de 8 Eylül 1966’da yayın hayatına başladı ve 1969’a kadar sürdü. Toplam 3 sezon ve 79 bölüm yayımlandı.

Başrollerde William Shatner (Kaptan James T. Kirk), Leonard Nimoy (Spock) ve DeForest Kelley (Dr. McCoy/Bones) bulunuyordu.

Star Trek’in temel hikâyesi, USS Enterprise adlı uzay gemisinin 23. yüzyıldaki keşif yolculuklarını anlatıyordu. Ancak dizinin asıl dikkat çekici tarafı, uzay maceralarının arkasına insanlık, savaş, barış, ırkçılık, teknoloji, özgürlük, ahlak, toplum ve insanın geleceği gibi konuları yerleştirmesiydi.

DİZİNİN BU BÖLÜMÜNÜ İZLEMEK İÇİN. https://ok.ru/video/4873566620239

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website