Hızlı mı yaşamalı, yavaş mı? Kur’an’ın ışığında zamanın içinde insan olmak

Bazen bir bilimkurgu hikâyesi, insanın kendi hayatına bakmasına vesile olabilir.

Uzay Yolu dizisinin “Wink of an Eye” bölümünde Scalos gezegeninin insanları, normal insanlardan çok daha hızlı bir zaman içinde yaşamaktadır. Onlar için bizim dünyamız neredeyse durmuş gibidir. Biz onları göremeyiz; onlar ise bizi çok yavaş hareket eden varlıklar olarak görürler.

Bu elbette bir bilimkurgu fantezisidir. Fakat güzel bir soru ortaya çıkarır:

Acaba biz kendi hayatımızı ne kadar hızlı yaşıyoruz?

Ve daha önemlisi:

Hızlandıkça gerçekten daha çok mu yaşıyoruz, yoksa hayatın kendisinden bazı şeyleri kaçırıyor muyuz?

HIZLI YAŞAMAK, ÇOK YAŞAMAK DEĞİLDİR

Bugünün insanı sürekli bir yerlere yetişmeye çalışıyor.

Bir iş bitmeden diğerine geçiyor.
Bir telefon kapanmadan başka bir telefona bakıyor.
Bir hafta bitmeden diğer haftayı planlıyor.
Bir yıl bitmeden gelecek yılı düşünüyor.

Fakat insan bazen o kadar hızlı yaşar ki yaşadığı ânı yaşamayı unutur.

Kur’an bize insanın büyük bir yanılgısını şöyle hatırlatır:

“Asra yemin olsun ki, insan gerçekten ziyan içindedir.”
(Asr, 103/1-2)

Buradaki “asr”, zamanı hatırlatır.

İnsan için en büyük sermayelerden biri paradır, maldır, makamdır sanılır.

Oysa insanın elindeki en geri döndürülemez sermaye:

zamandır.

Para kaybedilir, yeniden kazanılabilir.
Bir eşya kırılır, yenisi alınabilir.
Bir yol kaçırılır, başka bir yol bulunabilir.
Ama geçen bir an:
geri gelmez.

ZAMANIN İÇİNDE DEĞİL, ZAMANIN FARKINDA YAŞAMAK

İnsan zamanın içinde doğar, büyür ve yaşlanır.
Fakat herkes zamanın farkında yaşamaz.
Kur’an, insanın gaflet hâlini çok çarpıcı bir ifadeyle anlatır:

“İnsanların hesap verme zamanı yaklaştı; onlar ise gaflet içinde yüz çeviriyorlar.”
(Enbiyâ, 21/1)

Buradaki mesele sadece ölüm değildir.
Mesele gaflettir. İnsan önündeki hayatı görmeden yaşayabilir.

Günler geçer.
Aylar geçer.
Yıllar geçer.

Fakat insan ne yaşadığını, neyi kaybettiğini, neyi ihmal ettiğini ancak geriye baktığında fark edebilir.
Belki de hayatın en büyük tehlikesi budur:

Zamanın geçmesi değil, zaman geçerken insanın kendisini fark etmemesidir.

YAVAŞLAMAK TEMBELLİK DEĞİLDİR

Yavaşlamak demek çalışmamak değildir.
Tam tersine, bazen yavaşlamak daha bilinçli yaşamaktır.
Bir insanla konuşurken gerçekten onu dinlemek…
Bir çocuğun gözlerine bakmak…

Bir dostun derdini acele etmeden dinlemek…

Bir nimetin farkına varmak…

Bunlar dışarıdan bakıldığında “boşa geçen zaman” gibi görünebilir. Ama insanın ruhu açısından belki de en değerli zamanlar bunlardır.

Kur’an şöyle buyurur:

“Onlar ayakta iken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah’ı anarlar ve göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler.”
(Âl-i İmrân, 3/191)

Dikkat edelim:

Ayakta… otururken… yatarken…

Yani hayatın her hâlinde insanın düşünmesi ve fark etmesi mümkündür.

Demek ki hayat yalnızca “bir şeyler yapmak” değildir.

Hayat aynı zamanda anlamaktır.

BİR NEFES KADAR

Belki hayatın sırrı “çok hızlı” veya “çok yavaş” yaşamak değildir.

Dolu yaşamaktır.

Bir nefesi fark ederek…
Bir lokmanın nimet olduğunu bilerek…
Bir insanın kıymetini hayattayken anlayarak…
Bir iyiliği ertelemeden…
Bir kötülüğü büyütmeden…

Bir anı kaçırmadan…

Fahri Sarrafoğlu

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website