Çok zeki bir insan her zaman doğru kararlar verebilir mi? Çok şey bilmek, aynı zamanda akıllı ve bilge olmak anlamına gelir mi? Peki, Kur’an bilgi, akıl ve hikmet arasında nasıl bir ilişki kuruyor?

Günlük hayatımızda bazı insanları çok zeki, bazılarını ise çok akıllı olarak tanımlarız. Hatta bazen bir insan için “Çok zeki ama aklını doğru kullanamıyor.” deriz. Peki, zekâ ile akıl arasında gerçekten bir fark var mıdır?

Zekâ; öğrenme, kavrama, problem çözme ve yeni durumlara uyum sağlama yetenekleriyle ilgilidir. Akıl ise düşünme, değerlendirme, neden-sonuç ilişkisi kurma ve karar verme süreçlerinde kendisini gösterir. Birbiriyle yakından ilişkili olan bu yetenekler, eğitim ve deneyimle gelişebilir.

Ancak önemli bir soru vardır: Bir insanın çok zeki olması, her zaman doğru düşüneceği ve doğru davranacağı anlamına gelir mi?

BİLGİ OLMADAN ZEKÂ YETERLİ MİDİR?

Çok güçlü ve hızlı çalışan bir bilgisayar düşünelim. Ancak bu bilgisayarda yeterli bilgi ve uygun programlar bulunmuyorsa her sorunun cevabını veremez. İnsan da böyledir. Çok zeki olabilir ama yeterli bilgi sahibi olmadığı bir konuyu anlamakta zorlanabilir.

Örneğin, fizik dersinde henüz öğrenmediği karmaşık bir formülle karşılaşan öğrenci, ilk bakışta hiçbir şey anlamayabilir. Bu durum onun zekâsının yetersiz olduğunu göstermez. Konuyu araştırdıkça, temel bilgileri öğrendikçe ve problemler çözdükçe daha önce anlayamadığı konuları kavramaya başlar.

Demek ki zekâ öğrenmemize yardımcı olurken bilgi de düşünme ve değerlendirme gücümüzü besler. Ancak bilgi sahibi olmak ile bilgiyi doğru kullanmak aynı şey değildir.

KUR’AN BİLGİ VE AKIL İLİŞKİSİNE NASIL BAKIYOR?

Kur’an-ı Kerim’de bilgi ile düşünme arasındaki ilişkiye dikkat çeken ayetlerden biri Ankebût suresinin 43. ayetidir:

“İşte biz, insanlar için bu misalleri veriyoruz; fakat onları ancak bilenler düşünüp anlayabilir.” (Ankebût suresi, 43. ayet)

Bu ayetin öncesinde, Allah’tan başka varlıklara güvenenlerin durumu, kendisine ev yapan örümceğin durumuna benzetilir. Burada verilen örneğin anlamını kavramak için yalnızca okumak değil, üzerinde düşünmek de gerekir.

Bir başka ayette ise şöyle buyrulur:

“De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Ancak akıl sahipleri öğüt alırlar.” (Zümer suresi, 9. ayet)

İnsan öğrendiklerini yalnızca ezberlemekle yetinmemeli, onların ne anlama geldiğini de kavramaya çalışmalıdır.

Örneğin, bir öğrenci adaletin tanımını ezbere söyleyebilir. Ancak arkadaşına haksızlık yapıldığında sessiz kalıyorsa bildiği doğruyu davranışına yeterince yansıtamıyor demektir.

Çünkü bir şeyi bilmek ile bildiğini hayata geçirmek aynı şey değildir.

BİLGİDEN HİKMETE UZANAN YOL

Kur’an’da üzerinde durulan önemli kavramlardan biri de hikmettir. Hikmet; doğru kavrayış, yerinde karar verme ve bilgiyi uygun biçimde kullanma anlamlarıyla ilişkilidir.

Bakara suresinde şöyle buyrulur:

“Allah hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse ona çok hayır verilmiş demektir. Bunu ancak akıl sahipleri anlar.” (Bakara suresi, 269. ayet)

Örneğin, bir doktorun tıp bilgisine sahip olması gerekir. Ancak hastasını dikkatle dinlemesi, durumunu doğru değerlendirmesi ve bilgisini onun yararına kullanması da önemlidir.

Günlük hayatımızda da benzer durumlarla karşılaşırız. Bir insan tartışmada karşısındakini susturacak kadar hızlı düşünebilir. Fakat haklı olmanın her zaman kırıcı konuşmayı gerektirmediğini bilmesi, gerektiğinde susabilmesi ve karşısındakini anlamaya çalışması da önemlidir.

İşte burada zekâ ve bilginin yanında akıl, vicdan ve sorumluluk devreye girer. Hikmet de bu özelliklerin doğru karar ve davranışlara dönüşmesiyle ilişkilidir.

AKILLI İNSAN HER ŞEYİ BİLEN İNSAN MIDIR?

Akıllı insanın önemli özelliklerinden biri, bilmediğini kabul edebilmesidir. Çünkü insan ne kadar öğrenirse öğrensin, her şeyi bilemez.

Kur’an’da şöyle buyrulur:

“Eğer bilmiyorsanız, bilenlere sorun.” (Nahl suresi, 43. ayetten)

Ayetin kendi bağlamında, geçmiş peygamberler hakkında bilgi sahibi olanlara başvurulması söz konusudur. Bununla birlikte, bilmediğimiz konularda güvenilir bilgi kaynaklarına danışmanın önemini de düşündürür.

Bir insan çok sayıda kitap okuyabilir, birçok konuda bilgi sahibi olabilir. Ancak kendisini her zaman haklı görüyor, başkalarını dinlemiyor ve hatalarından ders çıkarmıyorsa bilgisinden yeterince yararlanamıyor olabilir.

Kur’an’da Hz. Peygamber’e öğretilen şu dua da öğrenmenin önemini hatırlatır:

“Rabbim! İlmimi artır.” (Tâhâ suresi, 114. ayet)

Öğrenmek yalnızca okul yıllarıyla sınırlı değildir. İnsan, hayatı boyunca yeni bilgiler edinerek, sorular sorarak ve yanlışlarından ders çıkararak kendisini geliştirebilir.

ÖNEMLİ OLAN YALNIZCA BİLMEK DEĞİL, ANLAMAKTIR

Zekâ, akıl, bilgi ve hikmet birbirleriyle ilişkili olsa da aynı anlama gelmez. Zekâ öğrenmemize ve problemleri çözmemize, bilgi olayları anlamamıza, akıl ise öğrendiklerimizi değerlendirmemize yardımcı olur. Hikmet de doğru kavrayış ve yerinde davranışla ilişkilidir.

Bu nedenle kendimize yalnızca “Ne kadar biliyorum?” sorusunu sormamız yeterli değildir. “Bildiklerimi ne kadar anlıyorum, doğru değerlendiriyor muyum ve hayatımda nasıl kullanıyorum?” sorularını da sormalıyız.

Çünkü çok şey bilmek, her zaman doğru kararlar vermek anlamına gelmez. İnsan bazen bildiklerini sorgulamaya, bazen yanlışını kabul etmeye, bazen de başkalarını dinlemeye ihtiyaç duyar.

Sonuçta önemli olan yalnızca neler yapabileceğimizi bilmek değil, bunları ne zaman, nasıl ve hangi amaçla yapmamız gerektiğini de düşünebilmektir.

www.hakikatevi.net

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website