Yazan: Fahri Sarrafoğlu

Burak Bey ünlü bir holdingin üst düzey yöneticisiydi. İşi icabı sık sık seyahat ederdi. Hatta bazı zamanlar toplantılara yetişebilmek için özel helikopter de kiralamak durumunda kalırdı.   Yeter ki toplantıya zamanında yetişilsin. Bunun için ulaşım konusunda “sıfır mazeret”  sözünü sık sık kullanırdı. Her türlü teknolojiyi ve ulaşım tekniklerinin kullanılmasının gerekliliğini şirket yöneticileri ile yaptığı toplantılarda kendisi de vurgulardı.

O sabah Burak Bey’in toplantısı Şirinevler’de bulunan bir otelde yapılacaktı. Şirketlerinin merkezi Pendik’te olduğu için arabayla erken çıkmasına rağmen E-5 Topkapı Cevizlibağ güzergahında trafik kazası yüzünden, ulaşım neredeyse durma noktasına gelmişti. Arabada durup trafiğin açılmasını bekleyemezdi. Toplantıya mutlaka yetişmeliydi. Kendisi toplantıya zamanında yetişmesi ile iş dünyasında ün salmıştı. Peki, ne yapmalıydı?  Şoförünün aklına hemen ilginç bir fikir geldi:  “ Burak Bey, isterseniz toplantıya metro ile gidin. Bakın şu an Vatan Caddesi Ulubatlı Metro istasyonuna yakınız. Eğer metro ile giderseniz çok daha çabuk gidersiniz. “  Burak Bey, düşündü, evet, şoförü haklıydı. Şu an en akıllıca iş metro ile gitmekti. Şoförü O’na kendi kullandığı İstanbulkartı yani AKBİL’ini verdi. Burak Bey, daha önce hiç kullanmadığı için bunun ne olduğunu bilmiyordu. Şoförü O’na şehir içi ulaşım kartının nasıl kullanılacağı bilgisini verdi. Turnikeden geçerken basacaktı o kadar.

Burak Bey, arabadan hızlı bir şekilde indi ve koşarak en yakın Ulubatlı Metro İstasyonuna girdi. Fakat eyvah ki eyvah!  Şoförü Burak Bey’e İstanbul Kart’ın içinde kontör olmadığını O’na  söylemeyi unutmuştu. Arkasından da arabayı bırakıp koşamazdı.

Burak Bey, metroya girmiş, turnikeden geçmek için İstanbulkartı okutmuştu ama okutur okutmaz şu sesi duydu: “ Yetersiz Bakiye “  Bu neydi şimdi? Tekrar okuttu ama yine aynı ses: “ Yetersiz bakiye”  Hay Allah! İstanbulkartın içine para yüklenmeliydi. Hemen oradaki görevli nasıl doldurulacağını gösterdi ve dolumun yapılacağı makineyi işaret etti. İyi de Burak Bey’in cebinde para yoktu ki!   O para da taşımazdı. Cebinde her bankanın kartlarından vardı. Hatta altın kredi kartı,  platin kredi kartı kısaca her kart vardı. Ama işte AKBİL’i dolduracak kart yoktu cebinde. Ne yapacaktı? Birinden para mı isteyecekti. Kim tanırdı ki O’nu?  Tam bir çaresizlik içerisindeydi.  Tam o sırada hani derler ya Hızır gibi yetişti.  Holdingde daha önce çalışıp emekli olan Raif Efendi’yi gördü. Daha doğrusu Raif Efendi, O’nu gördü ve koşarak geldi. Selamlaştılar. Burak Bey, o kadar sevinmişti ki oh rahatlamıştı. Raif Efendi, çok kibar bir İstanbul Beyefendisiydi. Kitap okumayı çok severdi. Emekli olduktan sonra daha çok okumaya zaman ayırıyordu artık.

Raif Efendi, hemen kendi kartından hemen basarak, Burak Bey’le birlikte metroya bindiler. Şanslıydılar,  metroda oturacak yer vardı. İkisi yan yana oturarak gideceklerdi.  Burak Bey, belli etmese de bozulmuştu. İlk defa bu kadar zor durumda kalıyordu. Raif Efendi O’nu hem rahatlatmak hem de okuduklarından bir nebze olsun paylaşmak için sohbete başladı: “ Burak Bey, işte bu yaşadığınız olay bize ahireti hatırlatıyor. Ahirette de eğer dünyada iken yaptığınız salih amel yoksa Allah ile birlikte olmaya imkân yok. Ahiret dediğimiz öbür dünyada Allah ile birlikte olmak Cennetten daha güzel bir nimettir. Ama manevi âlemde de yeterli salih amel bakiyeniz yoksa orada da sizi geçirmeyecekler. Onun için bu dünyada iken salih amel yani güzel ve faydalı işler yapmalıyız. Nasıl ki işimize yetişmek için her türlü yolu deniyorsak Allah ile birlikte olabilmek için O’nun ilahi yasalarına uygun yaşamalıyız. Yağmacılık zihniyeti dediğimiz talan ve bencilikten arınmalıyız. İşte dünya bunları öğrenmemiz için bir eğitim yuvasıdır aslında. Ama biz insanlar dünyayı sadece mal biriktirmek ve daha çok kazanmak için bir araç gibi görüyoruz. Burada sizi tanıdığım için size kendi AKBİL’imden verdim. Fakat öbür tarafta sizi karşılayacak olan salih amelleriniz ve salih insanlarla yaptığınız dostluk ve muhabbet olacaktır.” Kur’anı Kerim Bakara Suresi 123.ayette Allah şöyle buyuruyor: “  Kimsenin kimse namına bir şey ödemeyeceği, hiç kimseden fidye alınmayacağı, kimseye şefaatin (aracılığın) yarar sağlamayacağı ve hiç kimsenin hiçbir taraftan yardım göremeyeceği günden sakının. “ Yine İnfitar Suresinin şu ayeti ise daha açık bir uyarıda bulunmaktadır: “O gün kimse kimseye hiçbir fayda sağlayamayacaktır. O gün buyruk, yalnız Allah’ındır.”

Aslında Raif Efendi daha çok konuşacaktı ama metro Şirinevler istasyonuna geldi. Burak Bey, gereken dersi çıkartmıştı. O anlaması gerekeni çok güzel anlamıştı. Aslında bu sohbete yabancı değildi. Büyükbabası ve Büyükannesinin nasihatleri ile büyümüştü.  Şimdi hatırlıyordu hepsini. Kur’an okumayı biliyordu. Ama yıllar var ki açıp okumamıştı bile.  O’nun hayatın akışında istifade edilmesi gereken bir rehber olduğunu yeni yeni fark ediyordu. Ne kadar iyi olmuştu bu trafik sıkışıklığı. İyi ki Raif Efendiye rast gelmişti.  Evet, Burak Bey bunları düşünerek toplantısına yetişti ama artık O başka biriydi.

Kısaca:
Kehf Suresi: 2 “  Dosdoğru (bir Kitap’tır) ki, Kendi Katından şiddetli bir azapla uyarıp-korkutmak ve salih amellerde bulunan mü’minlere müjde vermek için (onu indirdi); şüphesiz onlara güzel bir ecir vardır.”
Kehf Suresi: 30 : “ Şüphesiz iman edip salih amellerde bulunanlar ise; Biz gerçekten en güzel davranışta bulunanın ecrini kayba uğratmayız.”
Kehf Suresi: 46 : “  Mal ve çocuklar, dünya hayatının çekici-süsüdür; sürekli olan ‘salih davranışlar’ ise, Rabbinin Katında sevap bakımından daha hayırlıdır, umut etmek bakımından da daha hayırlıdır.”
Kehf Suresi: 88- “Kim iman eder ve salih amellerde bulunursa, onun için güzel bir karşılık vardır. Ona buyruğumuzdan kolay olanını söyleyeceğiz.”
Lokman Suresi: 33 “Ey insanlar, Rabbinizden korkup-sakının ve öyle bir günün azabından çekinip-korkun ki, (o gün hiç) bir baba, çocuğu için bir karşılık veremez ve (hiç)bir çocuk da babası için bir şeyi verebilecek (durumda) değildir. Şüphesiz Allah’ın va’di haktır. Artık dünya hayatı sizi aldatmaya sürüklemesin ve aldatıcı(lar) da sizi Allah ile aldatmasın.”
Kehf Suresi: “107- İman edip salih amellerde bulunanlar… Firdevs cennetleri onlar için bir ‘konaklama yeridir.’
Kehf Suresi: “ Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, artık salih bir amelde bulunsun ve Rabbine ibadette hiç kimseyi ortak tutmasın.”
Meryem Suresi: 76- “Allah, hidayet bulanlara hidayeti arttırır. Sürekli olan salih davranışlar, Rabbinin Katında sevap bakımından daha hayırlı, varılacak sonuç bakımından da daha hayırlıdır.”
Meryem Suresi 96 “ İman edenler ve salih amellerde bulunanlar ise, Rahman (olan Allah), onlar için bir sevgi kılacaktır.”

11 thoughts on “Yetersiz bakiye

  1. Abi bir Raif efendilikte ben yapmıştım. akbil i mi istanbuldan ayrılırken arkadşlara bırakıp gelmiştim.

    Güzel hikaye kalemine sağlık.

    Yeni hikayeler bekliyoruz.

  2. Bir Günümüze daha virgül atacakken gelen hoş bir sedayla aydınlandık 🙂

  3. Allah cc ebeden razı olsun abim. Cümlemizi salih amelle hayatımızı doldursun.

  4. Selam Aleykum
    Ellerinize sağlık sy hocam dünyanın gerçeği
    duamız olsun
    YÜCE MEVLAM bakiye yetersizliği yaşatacak hayattan uzak tutup KENDİSİ razı olduğu kullardan eylesin
    Sizleride dünya ahiret iyilik görenlerden eylesin
    Sizi seven gurbet ellende fakir Beytullah

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website