Başarı mı? Dostluk mu? Yoksa tüm bunlar uğruna vakarlığınızı kaybetmek mi?

İşte son zamanlarda izlediğim ve herkese tavsiye ettiğim bir film… Sakın afişine aldanmayın; korku filmi zannetmeyin. Aslında şeytanla yapılan bir anlaşmanın ardındaki derin insani çıkmazı anlatan, yer yer güldüren, yer yer düşündüren ama her sahnesinde size “Acaba ben olsam ne yapardım?” dedirten bir yapım.

Film Adı: Shortcut to Happiness (Türkçe: Kestirmeden Mutluk da diyebiliriz)
Yıl: 2003
Tür: Fantastik, Komedi, Dram

Konusu ve Düşündürdükleri:

Film, ünlü yazar Stephen Vincent Benét‘in 1936 tarihli unutulmaz kısa öyküsü The Devil and Daniel Webster‘ın modern bir uyarlaması. Hikâyenin merkezinde, hayatının en dibinde hisseden, yazdıkları hiç okunmayan, borç içinde kıvranan genç bir yazar var: Jabez Stone. Bir gece, çaresizlik içinde gökyüzüne bakıp “Keşke bir mucize olsa, keşke bir gün ben de başarılı olsam!” diye haykırır. Ve işte o anda karşısına şeytan çıkar – hem de en kurnaz, en cilalı, en “dost canlısı” haliyle.

Şeytan, Jabez’e çok basit bir teklif sunar: “Ruhunu bana ver, ben de sana şöhret, para, kadınlar ve istediğin her şeyi vereyim.” Jabez önce tereddüt eder, ama hayatının sefilliği, başarısızlığın ağırlığı ve geleceğe dair umutsuzluğu o kadar baskındır ki, imzayı atar. O andan itibaren hayatı tamamen değişir. Eserleri bir anda çok satanlar listesine girer, medya onu bağrına basar, kapısında hayran kuyrukları oluşur. Ama işte burada film asıl can alıcı soruyu sorar:

“Peki ya tüm bu başarı, ruhunuzun derinliklerinde kendinizden tiksinmenize değer mi?”

Jabez, kısa sürede anlar ki şeytanın verdiği her şeyin bir zehri vardır. Şöhret yalancıdır, dostlar sahtedir, paranın tadı yoktur. Üstelik kontrat gereği, 7 yıl sonra ruhu cehenneme gidecektir. Çaresiz kalır ve ünlü avukat Daniel Webster‘a başvurur – hem de hiçbir mahkemede kaybetmemiş, efsanevi bir avukata. Webster, davayı kabul eder ve karşımıza çıkan şey artık sıradan bir hukuk mücadelesi değil, insanın kendi seçimleriyle yüzleşmesidir.

Neden İzlemelisiniz?

  1. Ahlaki bir sorgulamadır: Bu film, “Başarı uğruna neyi feda edersin?” sorusunu öyle bir sorgulatır ki, kendi hayatınızdaki küçük tavizleri bile gözden geçirirsiniz.

  2. Oyunculuklar muazzamdır: Alec Baldwin şeytan rolünde o kadar keyifli ve tehlikelidir ki, nefret mi etseniz, hayran mı kalsanız bilemezsiniz. Anthony Hopkins ise Daniel Webster olarak o karizmatik duruşuyla adeta filmin ruhunu taşır.

  3. Komedi ile dramın dengesi çok iyidir: Çok ciddi bir konuyu işlerken bile sizi güldürmeyi başarır, ama o gülüşün ardından hemen “Dur, bu aslında hiç komik değil!” dedirten sahnelerle doludur.

  4. İnsanın doğasına aynadır: Hepimiz zaman zaman “Keşke daha hızlı, daha kolay, daha parlak olsa” deriz. Film, bu arzunun nelere mal olabileceğini gösterirken, aslında asıl kestirmenin mutluluğa değil, pişmanlığa giden yol olduğunu söyler.

Sonuç olarak:

Shortcut to Happiness, sadece eğlencelik bir film değil; aynı zamanda bir vicdan muhasebesidir. Sizi, hayatınızda verdiğiniz her kararın bir bedeli olduğu gerçeğiyle yüzleştirir. Ve en önemlisi, başarının aslında ne olduğu üzerine derin bir sorgulatma yapar: Gerçek başarı, şöhret ve servet midir; yoksa sevdiklerinize, kendi değerlerinize ve en önemlisi kendinize olan saygınızı kaybetmemek midir?

Filmin en unutulmaz repliğini de eklemeden geçmeyelim:

“Bir adamın ruhu, ancak onu satmaya razı olduğu zaman kıymetini kaybeder.”

Filmi izlemek için:  https://www.filmizleilk.com/shortcut-to-happiness-2003/

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website