Bir dilenci hamamda yıkanırken yanına yeni bir çırak yaklaşmış. Çırak merakla sormuş:
“Ustam, işin sırrı nedir?”

Dilenci cevap vermiş:
“Evlat, işin sırrı istemektir. Sonra… her ne verirlerse almak. Ne olursa olsun alacaksın. Ve son sır: Nerede olursan ol, iste!”

Çırak hemen atılmış:
“Ustacığım, tarağını alabilir miyim?

Dilenci şaşırmış:
“Evladım, senin saçın kel, tarakla ne yapacaksın?”

Çırak gülümsemiş:
“Ama ustam, az önce ‘ne olursa olsun iste, verildiğinde de al’ demedin mi? Ben de istiyorum, ver hadi!”

Dilenci sinirlenmiş ama gülmeden de edememiş:
“Yahu oğlum, burası hamam… saçın yok… ne tarağı?”

Çırak ise ısrarla:
“Ustam, sen demedin mi nerede olursak olalım isteyin? İşte ben de istiyorum. Saçım olmasa da fark etmez, ver tarağı!”

Sonunda usta, çaresiz tarağı çırağa vermiş. Çırak da başını sallayarak şöyle demiş:
“İşte ustam, öğrendim! İstemek bahanedir, almak sanattır.”

Rabbimizin buyurduğu gibi:
“Rabbiniz dedi ki: Bana dua edin, size cevap vereyim.” (Mümin, 40/60)

Tıpkı filozofların kıssalarında olduğu gibi burada da ders, biraz terslikten doğar. Mesela Diogenes, bir gün elinde tasla su içerken küçük bir çocuğun avucuyla su içtiğini görür. Bunun üzerine tasını atar ve der ki: “Çocuk benden daha sade yaşıyor.” İşte çırağın “tarağı istemesi” de buna benzer; hayatın mantığını ters yüz ederek ders verir.

İstemek bir sanattır. Her istenilenin faydası olmayabilir ama her istek insana bir bakış açısı kazandırır. Bazen hayatın ciddiyetini mizah bozar, bazen de mizah en ciddi dersi verir.

Buradaki “istemek” sadece dünya için değildir. Kul, istemekle Rabbine yönelir. İnsanın saçı olmasa da tarak istemesi, aslında görünüşte mantıksızdır ama derinde şunu öğretir: “Kulun ihtiyacı belli olmaz, görünüşte lüzumsuz olan şey bile onun terbiyesi için vesile olabilir.”

Tasavvufta “talep” (istemek) bir yolculuğun başlangıcıdır. İstemek olmazsa arayış olmaz, arayış olmazsa bulmak da olmaz. Mevlânâ der ki:
“Sen iste ki, sana verilsin. Kapıyı çal ki açsınlar. Su arayanın susuzluğu, onu pınara götürür.”

Çırağın saçsız hâlde tarak istemesi, âşığın sevgiliden imkânsızı talep etmesine benzer. Çünkü sevgi yolunda akıl hesabı değil, kalbin arzusu geçerlidir. Diogenes’in tası atması da aslında bu gerçeğe dokunur: İnsan bazen en lüzumsuz görünen şeyden bile hakikatin izini sürer.

Sağlıklı kalın 
Fahri Sarrafoğlu

ÖNEMLİ NOT:

  • Hz. Musa ve Rabbine duası:
    “Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimi aç, sözümü anlasınlar.” (Taha, 20/25-28)
    Burada Musa, istemeyi (dua etmeyi) ve Rabbine yönelmeyi öğrenir; küçük bir istek büyük bir tecrübeye dönüşür.

  • Hz. Zekeriyya’nin evlat istemesi:
    “Rabbim! Bana katından hayırlı bir evlat ver.” (Âl-i İmran, 3/38)
    Buna benzer şekilde çırağın “tarağı istemesi” de mantıksız gibi görünse de aslında talep etmek ve almak yolunda bir derstir.

3 thoughts on “HAMAMDA DİLENCİ DERSİ

  1. Iste israr et istikrar isar
    En guzel şekilde
    Fakat bir takildigim şey rabbimden isterken onu garson yerine koymamak bunu basil ayırt edebilirim bunun siniri nedir

  2. SELAMÜN ALEYKÜM.
    BU GÜZEL YAZI ARASİNDA GEÇTIGI ASIL ISTEKLERIMIZ AHİRET IÇIN OLMALI.
    “DÜNYADAN DA NASIBINI UNUTMA” AYETINDEKI NASIB IÇIN HIRSA GIRMEDEN KALBI KAPTIRMADAN IHIYAC KADAR ISTEMELI VERILENI DE RIZASI YOLUDA HARCAMAYA MEYYAL OLMALI.
    ŞAHSIMA GÖRE “ali efendi yazman kolay, sen ne kadarını icra ediyorsun” bu sorudan hep ürkmüşümdür.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website