Zekâ insanı güçlü kılar; ama o gücün nereye yöneltileceğini ahlak belirler.
1. Zekâ ahlakın yerine geçmez
Kötü niyetli zeki insan, daha tehlikeli olabilir.
Zekâ tek başına bir erdem değildir. İnsan çok zeki olabilir; fakat zekâsını kötü amaçlar için kullanıyorsa, sahip olduğu yetenek iyilik üretmek yerine zarara yol açabilir.
İslam düşüncesinde akıl ve düşünme yeteneği büyük bir nimettir. Ancak önemli olan yalnızca akla sahip olmak değil, onu doğru yönde kullanmaktır. Zekâ, iyi bir niyet ve sağlam bir ahlakla birleştiğinde insanı geliştiren bir güce dönüşür. Kötü niyetle birleştiğinde ise hile, aldatma ve kötülüğü daha etkili hâle getirebilir.
Kur’an, insanın yalnızca dış görünüşüne veya sahip olduklarına değil, kalbine ve yaptığı işlere dikkat çeker. Nitekim Hz. Peygamber’in hadisinde de şöyle bildirilir:
“Allah sizin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz; fakat kalplerinize ve amellerinize bakar.” (Müslim, Birr, 33)
Kur’an ise şöyle buyurur:
“O gün ne mal fayda verir ne de evlat. Ancak Allah’a selim bir kalple gelenler başka.”
(Şuarâ, 26/88-89)
Burada önemli olan şudur: Zekâ değerli bir araçtır; fakat onu değerli hâle getiren, hangi amaçla kullanıldığıdır.
2. Şans kapıyı açabilir; ama o kapının önünde bulunmak senin işindir
Hayatta bazen hiç beklemediğimiz fırsatlar karşımıza çıkar. Buna şans, fırsat veya nasip diyebiliriz. Ancak fırsatın ortaya çıkması ile ondan yararlanabilmek aynı şey değildir.
İnsan üzerine düşeni yapmalı, çalışmalı, hazırlıklı olmalı ve elinden gelen gayreti göstermelidir.
Kur’an bunu açıkça şöyle ifade eder:
“İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır. Şüphesiz onun çalışması ileride görülecektir. Sonra çalışmasının karşılığı kendisine tastamam verilecektir.”
(Necm, 53/39-41)
Bu nedenle tevekkül, hiçbir şey yapmadan beklemek değildir. Tevekkül; gerekli çabayı gösterdikten sonra sonucu Allah’a bırakmaktır.
Başka bir ifadeyle:
Şans kapıyı açabilir; fakat o kapının önünde bulunmak için yürümek gerekir.
3. İyi olmaya çalış ama saf olma; akıllı ol ama kötü niyetli olma
İyi insan olmak, herkese her konuda güvenmek anlamına gelmez.
İslam, insanı iyiliğe, adalete, merhamete ve güzel ahlaka çağırırken aynı zamanda dikkatli ve basiretli olmaya da yönlendirir.
Hz. Peygamber şöyle buyurur:
“Mümin, aynı delikten iki defa sokulmaz.”
(Buhârî, Edeb, 83; Müslim, Zühd, 63)
Bu söz, müminin yaşadıklarından ders çıkarması gerektiğini anlatır.
Dolayısıyla iyilik ile saflığı, zekâ ile kurnazlığı birbirine karıştırmamak gerekir.
İyi olmak; kötülüğe karşı savunmasız olmak değildir.
Akıllı olmak; başkalarını kandırmak değildir.
Asıl denge şudur:
İyilikte samimi, kötülük karşısında uyanık; zekâda güçlü, niyette temiz olmak.
Kur’an da insanlara şöyle seslenir:
“Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et; onlarla en güzel yöntemle tartış.”
(Nahl, 16/125)
Buradaki “hikmet”, yalnızca bilgi sahibi olmak değil; bilgiyi doğru yerde, doğru zamanda ve doğru yöntemle kullanabilmektir.