Bir ömür bir odaya sığar mı?
Huzurevlerinde aynı odalar, ama her birinin içinde bambaşka hayatlar vardır. Duvarlara asılı fotoğraflar, masaların üzerindeki eşyalar; yılların birikimini, başarılarını ve sessiz çığlıklarını taşır. Yalnızlık, bir ömrün tek bir odaya sıkıştırılmasının en ağır yüküdür.

Bu insanların her biri ayrı birer manevi hazinedir. Tecrübeleri, emekleri ve hayata bakışları gelecek nesiller için paha biçilemezdir. Üstelik çoğu hâlâ üretmekte, öğrenmekte ve hayata tutunmaktadır. Kimi resim yapar, kimi okur, yazar, düşünür. Çünkü insan bedenle değil, öğrenmekten vazgeçtiğinde ölür.

Peki biz bu değerlere ne kadar yakınız?
Yılda bir ziyaret, birkaç dakikalık sohbet vicdanı rahatlatır ama yalnızlığı gidermez. Büyüklerimizin fikirlerine kulak vermeli, tecrübelerinden faydalanmalı, onları hayatın dışına itmemeliyiz.

“Huzur evi” gerçekten huzur mu, yoksa bir kelime oyunu mu?
Bir hayatı dört duvar arasına hapsetmek huzur değildir. Asıl huzur, o hayatın torunların dünyasında yaşamaya devam etmesidir. Büyüklerimizin yeri odalar değil, ailelerinin yanıdır.

Geleceği inşa etmek istiyorsak, geçmişimizin sesini susturmak yerine dinlemeyi öğrenmeliyiz. Hayatı odalara değil, nesillere taşımalıyız.
(Yazan: Yıldız ÖZTÜRK/Belçika-Liege)

“Rabbin, yalnızca Kendisine kulluk etmenizi ve anne-babaya iyi davranmanızı emretti.” (İsrâ, 17/23)

“Rabbin, yalnızca Kendisine kulluk etmenizi ve anne-babaya iyi davranmanızı emretti.” (İsrâ Suresi, 17/23)

 

 

2 thoughts on “ELMASLARI TOZLU RAFLARA KALDIRDIK

  1. Gözler neden geldiniz şaşikligi ile bakiyordu.
    Kitap okuyan kendini geliştirmenin önemini tam orda gördüm.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website