Şeyh Şaban-ı Veli Hazretleri
Hazırlayan: Fahri Sarrafoğlu 

Şeyh Şaban-ı Veli Hazretleri, halk içinde bilinmezliği tercih ederek esas işi olan insanların gönlünü temizleme işini üstlenmiş bir hakikat yolcusudur. Şabani Veli Hazretleri, dünyadaki görevinin (misyonunun) ne olduğunun anlaşılması bakımından şu sözü oldukça önemlidir: “ Biz Allah’ın emriyle hayvanları değil insanları gütmeye geldik. Hem de kurda kuşa kaptırmıyoruz.”  Bir hakikat yolcusunun en önemli görevi önce insan anlayışı ile insanların gönlünü temizlemesi, yani kalbin cilalanması ve temiz olan kalp sayesinde insanın kendi iradesiyle Allah’a ulaşmasını sağlamasıdır.  İşte Şeyh Şaban-ı Veli Hazretleri de böyle biridir. İşte O’nun hayatından küçük tespitler:

GELİŞİNİZ GÜLE GÜLE GİDİŞİNİZ GÜLE GÜLE OLSUN
Kastamonu’ya gelip de O’nun şimdi ki dergâhını ziyaret ettiğinizde sizi tıpkı Hazreti Peygamber S.a.v söylediği, tebessüm sadakadır, hadisi gibi, gelişiniz güle güle, gidişiniz güle güle olsun diyen sözü karşılar. Hayatı boyunca tebessüm ve güler yüzle insanları eğitmeyi amaç edinmiş bir hakikat yolcusudur O.

Şeyh Şaban-ı Veli Hazretleri Kastamonu Hanönü ilçesinde dünyaya (1489)  gözlerini açar. Ve 4 Mayıs 1569’da Kastamonu’da vefat eder.  Halveti Tarikatı’nın, Cemaliyye şubesi’nin, Şabaniyye kolu’nun kurucusu mutasavvıf hakikat yolcusudur. Hz. Pir Şaban-ı Velî (k.s.), henüz dünyaya gelmeden babasını kaybettiği için yetim, üç yaşlarında iken annesi vefat ettiğinden öksüz kalır. Daha sonraki hayatı, hayırsever bir hanımın yanında geçer. Bu hanım, Şaban Efendi’yi, manevi evlâtlığa kabul etmekle birlikte tahsilini yapmasında maddi ve manevi yardımlarını esirgemez. Hatta tahsilini tamamlaması için İstanbul’a gönderir. Hz. Pir, ilk tahsilini Taşköprü’de yapar. Aklî ve naklî ilimleri özellikle Kur-an, hadis, tefsir ilimlerinde bilgilerini derinleştirmek için Kastamonu’ya gelir. Ancak memleketindeki tahsille yetinmeyerek ilim ve fazilet diyarı olan İstanbul’a gider ve tahsilini İstanbul Fatih Medreseleri’nde tamamlar. Öğrenim yıllarında güzel ahlâkı, ağırbaşlılığı ve çalışkanlığı ile hocalarının teveccühüne mazhar olur. Şeyh Şaban-ı Veli 9 yıl süren eğitimi süresince Eyüp Camii’sinde de kürsü şeyhliği yapar.


Kastamonu’ya giderken uğradığı Bolu’da Hayreddin Tokadi’nin dergahının yanında konakladığında, dergahtaki zikire katılır. Zikirden sonra Hayreddin Tokadi’ye biat eder ve 12 yıl şeyhin hizmetinde bulunur. 1530-1531 tarihinde Kastamonu’ya gönderilir. Önce Cemalattin Camii’sinin avlusuna yerleşmiş, daha sonra Honsalar Camii’sinin içinde bir odaya yerleşmiştir. Hep Kastamonu’da kalan ve Anadolu’nun dördüncü büyük evliyası kabul edilen[kaynak belirtilmeli] Şeyh Şaban-ı Veli daha sonra vefatına kadar kalacağı Şeyh Sünneti Efendi dergahına yerleşmiştir. Yedi yıl halvette kalarak evliyalık mertebesine ulaşmıştır. Vefat ettikten sonra da türbesi burada inşa edilmiştir. Türbe, daha sonraları hasar görmüş olup, 1902 yılında Mahmut Paşa tarafından yeniden inşa edilmiştir.
HALKIN İTİBARİ DEĞİL HAKKIN İTİBARI ÖNEMLİDİR
Şâbân-ı Velî’nin öne çıkan bir diğer şahsiyet özelliği ise, halktan itibar beklememesi bilakis bundan da hayatı boyunca kaçmasıdır. Kastamonu’ya gelirken hiç kimseden itibar beklememesi ve şöhretten kaçınması için azami gayret sarfetmiştir. Bu da onun tam bir sûfî tavrıyla Allah’ın rızasından başka kimseden her hangi bir şey beklemediğinin ve ihlâsının göstergesidir. Menâkıbnâme müellifi Ömeru’l-Fuâdî’nin de belirttiği gibi, İsâ Dede’nin Şâbân-ı Velî’ye “Boyacı” diye hitap etmesi, onun tam bir mürşid-i kâmil olduğuna, insanın “nefs-i emmâre”sindeki kötü sıfatları “Allah’ın boyası”yla nûrâniyete dönüştürme kābiliyetine vurgu yapılmaktadır.

FIKHI KONULARDA İŞİ ERBABINA BIRAKIR
Şeyh Şâbân-ı Velî ehl-i ilim, bir zât olmasına rağmen kendisine sorulan fıkhî sorulara cevap vermez, “Bu meseleye cevap vermek bize düşmez. Fıkhın şeyhi olan müftülere düşer. Büyük şeyhler bu tür sorulara, müftüye git, sor diye cevap verirlerdi” diyerek işi erbâbına bırakırlardı. Kendisi insanın manevi eğitimi ile ilgilenir onların ahlakının düzelmesi için gayret ederlerdi.

ŞERİAT DAİRESİNDE TASAVVUF
Tasavvuf erbabının dilindeki, “Şerîat, tarîkatın kabuğudur” sözünün mânâsını açıklarken özellikle şeriatın yani ilahi yasaların, Allah’ın kurallarının önemli olduğunun altını çizer ve bu sözü şu şekilde açıklar: “ Sakın ha tarîkatla hakîkati elde ettikten sonra şerîat artık gereksizdir diyerek dinden çıkmayınız. . Badem olgunlaşınca kabuğu soyulur ve dışarı gider. Çünkü istenilen şey çekirdeğidir ve içindeki yağıdır, kabuk ziyan olur ve gereksizdir, şerîat da böyledir” demeyesiniz. Bu söz açıkça yanlış bir inanç, sapıklık ve küfürdür. Her ne kadar bademden kastedilen çekirdeği ise de, ancak kabuğunun varlığı ve sağlamlığı ile badem olur. Kabuğu olmadan badem olmaz.”

ONU SEVENLERE HEDİYESİ
Rivayete göre, Hazret “kutbiyet” makāmına erişince Allah’tan üç şey ister:
1. Tarîkatına intisab edenlerden bir kimse seyr u sülûkun sırlarına haberdar olamadan vefât ederse o kimseye son nefesinde, tevhîd-i zât zevkindenihsan buyrulmasıdır.
2. Tarîkat sâliklerinin cin ve peri tasallutundan, bilhassa sihir yapıcıların sihirlerinden muhafaza olunmasıdır.
3. Kıyamete kadar âriflerin eksik olmamasıdır.

SÖZDEN ZİYADE HAL ÖNEMLİDİR
0, ihlas derecesinde çok oruç tutar ve “Oruçlu ağzın zikri, marifetullah kapısının anahtarıdır.”derdi. Şa’ban-ı Veli hazretlerinin şiir, nesir ve nutuk iradı ile ilgili her hangi bir eseri yoktur. Bunun sebebi de kalden (sözden) ziyade hale önem vermiş olmasıydı. Yaptığı her işte Allah rızasını gözetirdi. Dünya arzusu yoktu. Etrafa gönderdiği halifelerinde de bu vasıfları arardı. Kendisini çekemeyenler olmakla birlikte onların irşadı ve tesirleri bu derece kalıcı olmadı.  Osmanlı ülkesinin her tarafına halifeler gönderdi. Üç yüz altmış zata hilafet duası etmiştir. Bu hal kendisinden sorulduğunda, “Üç yüzüne ben dua ettim, altmışına Sultan-ı enbiya dua ettiler.” demiştir. Şehrin Atabey Mahallesi’nde çıkan bir yangında yanan bir tahta Honsalar Camii’ni de tutuşturdu. Ahşap olan binayı kurtarmak mümkün olmadı. Yeniden yaptırmak isteyen dervişlerine Şeyh Şa’ban-ı Veli izin vermedi. “Bu yanıkta bir hikmet vardır.” diyerek Hisarardı’nda Seyyid Sünneti Mescidi’ne yakın bir eve taşındı. Bu ev Eyüb Halife tarafından hibe edildi. Şeyh Şa’ban-ı Veli hayatta iken bu evde oturmak ve yerine geçecek şeyhlerin de oturmaları için bir vakıfname tanzim etti. Para biriktirmez, nerede ise hepsini dervişlerinin ve onların ailelerinin nafakalarınave darda kalanlara harcardı.Şa’ban-ı Veli Hazretleri sadece insanlara değil, cinnilere de mürşid olduğundan insan ve cinnin mürşidi anlamında kendisine Mürşidü’s-Sakaleyn denirdi.

 

Kaynak: Ömeru’l-Fuâdî’nin Menâkıbnâmesine Göre Şeyh Şâbân-ı Velî’nin Tasavvufî Şahsiyetine
Bir Bakış*  Mustafa AŞKAR http://www.tasavvufdergisi.net/DergiTamDetay.aspx?ID=330&Detay=Ozet

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website