ŞU LANET OLASI HAYATIN ŞİMDİ BAŞLIYOR!

(Louise Pasteau’nun Eseri Üzerine Bir İnceleme)

Bir gün durup geriye bakarsın. Yıllar hızlıca akıp gitmiştir ve zihninde beliren tek bir soru seni kurcalamaya başlar: “Ben gerçekten kendi hayatımı mı yaşadım, yoksa başkalarının benim için çizdiği sınırların içinde mi dolandım?”
İnsan çoğu zaman kendi adımlarını atmak yerine çevresinin ne diyeceğiyle meşgul olur. Ailesinin beklentileri, arkadaşlarının yorumları, toplumun başarı kalıpları ve onaylanma arzusu arasında kendi iç sesini gürültüye kurban eder.

İşte Fransız yazar Louise Pasteau’nun 2018 yılında kaleme aldığı Ta putain de vie commence maintenant ! —yani Türkçeye çevirisiyle “Şu Lanet Olası Hayatın Şimdi Başlıyor!”— adlı kitabı, tam da bu yol ayrımında duran insanlara sesleniyor. Odak noktası gençler gibi görünse de sorduğu sorular, hayatının herhangi bir durağında durup kendisiyle yüzleşmek isteyen herkesin hikayesine dokunuyor.

Kitabın Künyesi ve Yazar Hakkında
Özgün Adı: Ta putain de vie commence maintenant !
Alt Başlığı: Lettre aux adolescents (Ergenlere Mektup)
Yazarı: Louise Pasteau | Yayınevi: Albin Michel (2018)
Türü: Gençlik, kişisel farkındalık, düşünce | Sayfa Sayısı: ~96

Louise Pasteau, Fransız oyuncu ve oyun yazarıdır. Cours Florent’daki eğitmenlik deneyimiyle gençlerin kaygılarını yakından tanımış; kitabında yukarıdan öğüt veren bir yetişkin gibi değil, onlarla doğrudan konuşan içten bir dil tercih etmiştir.

 

1. Zamanın Farkında Olmak: Ertelemeden Yaşamak

Birçok insan hayatının başlaması için sürekli bir şeylerin gerçekleşmesini bekler: Okulun bitmesini, iyi bir iş bulmayı, daha yüksek gelir elde etmeyi veya kabul görmeyi… Sorun, insanın bugünü yaşamayı sürekli gelecekteki bir başarıya ertelemesidir. Zaman, nasıl kullandığımızı yeterince sorgulamadığımız bir sermayedir; saatleri sosyal medyada veya başkalarının hayatlarını izleyerek farkında olmadan tüketebiliriz.
Ancak hayat; bütün sorunlarımız çözüldüğünde değil, yaşadığımız, düşündüğümüz ve karar verdiğimiz bu günün kendisinde gizlidir. Zaman yönetimi sadece daha çok çalışmak değil; dinlenmeyi, okumayı ve anı bilinçli yaşamayı kapsar.

Hasan-ı Basrî’nin şu hikmetli sözü tam da bu hakikati özetler:
“Ey insanoğlu! Sen sadece günlerden ibaretsin. Bir günün geçtiğinde, aslında senden bir parça gitmiş olur.”

 

2. Dış Dünyadan Özgürleşmek: Başkalarının Değil, Kendi Hayatını Yaşamak

İnsan yaratılış gereği sosyal bir varlıktır ; çevresinden etkilenmesi doğaldır. Ama aynı anda da irade sahibidir fakat bunu geliştirememiş olabilir. Mesela aşçı olmayı hayal ediyorsun, kurslara katıldın, evde devamlı yemek yapar ve övgüler alırsın. Aynı anda çevrende bir çok insan aşçılık bir hobi olduğunu senin ise kapasitenin mühendisliktir diye baskı yapıyor. İster istemez biraz düşüncelere kapılırsın ne de olsa iyiliğini istiyorlar, onlar en samimi arkadaşların, teyzendir, amcandır tecrübeleri vardır..

Burada yaptığın seçim iki farklı şekilde ortaya çıkar; Biri sevilme ve kabul görmeyi istemekle şekillenirken digeri ise kendi iradesini kullanan özgür bir birey olma tercihidir.

Aslında seçim hep senin elinde fakat doğup büyüdüğün ortam sana bunun tersinin daha sağlıklı ve güzel olduğunu aşılamıştır ve bu durumdan arınmak sana çok zor gözükebilir.

Sen aşçı olmak istiyorsun fakat bu adımı atmaktan korkuyorsun. Karşına bir sürü düşünce çıkıyor: “Ya haklı çıkarlarsa?”, “Zamanla pişman olursam?”, “Okulu bitiremezsem o kadar sene boşa gidecek…”
Bu, bizim yönetemediğimiz başarısız olma korkusudur. Sınavda düşük not almak veya yanlış bir karar vermek bazen felaket gibi algılanabiliyor. Oysa öğrenmenin en değerli parçası; denemek, yanılmak ve tekrar başlamaktır.

Olumsuz bir olayın ardından “Ben başarısızım” demek yerine “Nerede hata yaptım ve bir dahakine nasıl daha iyi hazırlanabilirim?” sorusunu sormak, yaşananları güçlü bir öğrenme fırsatına dönüştürür.

Aslında bu korkular temelin sağlam olmamasından kaynaklanıyor. İnsan kendini tanıdığı, hayatın sadece başarıyla değil bazen yanılmakla da güzel olduğunu anladığı an durmaktan korkmaz.

Örneğin Thomas Edison ampulü icat ederken binlerce kez denemiş, “Başarısız oldunuz” diyenlere “Başarısız olmadım, çalışmayan 1000 yol keşfettim” demiştir. Albert Einstein da teorilerini geliştirirken defalarca yanılmış, fakat her hatasını doğruya giden yolda bir adım olarak görerek başarmıştır. Bu deneyimleri yaşarken insanların düşüncelerine veya sadece sonuca odaklanmadılar; o anı yaşadılar, öğrenmenin lezzetine odaklandılar, karşılarına çıkan duygu ve düşüncelerle yüzleşip onları yönetmeyi öğrendiler.

İşte tam da bu yüzden, hata yapmaktan korkup durmak yerine her adımı bir öğrenme yolculuğu olarak görebildiğimizde hayat daha anlamlı hale gelir. Sonuca değil, sürece odaklanıp öğrenmenin tadını çıkardığımızda, başkalarının kaygıları değil bizim kendi irademiz yönümüzü çizmeye başlar.

 

3. Öz Farkındalık ve İrade: Kendi Hayatının Direksiyonuna Geçmek

Peki bunu nasıl yapacağım?” dediğini duyar gibiyim, değerli arkadaşım… Dışarıdaki gürültüyü susturup insanın kendi içine dönmekle, neye değer verdiğinin görmesi ilk adımıdır.

Yunus Emre’nin dediği gibi:“İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir / Sen kendini bilmezsin, ya nice okumaktır?”

İnsan doğduğu aileyi, geçmişini veya toplumsal imkânlarını belirleyemez. Ancak aklını, vicdanını ve özgür iradesini devreye sokarak hareket etme gücüne sahiptir. Kendi iradesini ortaya koyamayan insan, başkalarının kararları ile şekillenir. Kendini tanımak sorunları anında yok etmez ama kriz anında nereye gitmek istediğini netleştirir.

Elbette bir insana yalnızca “Kendi hayatını kur” demek, karşılaştığı fırsat eşitsizliklerini veya ekonomik engelleri tek kalemde ortadan kaldırmaz. Bu nedenle bu kitabı hazır cevaplar sunan reçete bir eser olarak değil; okuru zamanı tüketmeden düşünmeye yönelten bir başlangıç olarak görmek gerekir.

 

Aslında Louise Pasteau’nun bize hatırlatmak istediği en temel şey de buydu…

En temel ders; zamanı ertelemeden tam da şu anın içinde yaşayabilmektir. Çünkü dünü değiştiremeyiz, yarının ise hiçbir garantisi yoktur. Kendimizi tanımak; yeteneklerimizi, korkularınızı ve eksiklerimizi cesaretle sorgulayıp kendi özümüzle yüzleşmemiz gerekiyor. Aldığımız kararların da, yaptığımız hataların da arkasında durarak hayatımızın sorumluluğunu kendi omuzlarımıza almalıyız. Başkalarının çizdiği yolda izleyici kalmak yerine; aklımızı, vicdanımızı ve irademizi kullanarak kendi hayatımızın sahibi olmalıyız. Belki de kendimize sormamız gereken asıl soru, hayatımızın ne zaman başlayacağı değildir.

Asıl soru şudur: Yaşadığımız bu hayatın, kendi kararlarımızın ve avuçlarımızdan akıp giden günlerimizin ne kadar farkındayız?

Kuran bize ne diyor?

Bir toplum kendilerindeki özellikleri değiştirinceye kadar Allah, onlarda bulunanı değiştirmez. Rad 11 suresi ayet 

Eğer yeryüzünde bulunanların çoğuna uyacak olursan, onlar seni Allah yolundan saptırırlar. Çünkü onlar yalnız zanlarına göre hareket eder ve sadece asılsız tahminlerle yalan söylerler. En’nam suresi  116 ayet 

Asra yemin ederim ki, İnsan gerçekten ziyandadır. Ancak iman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler başkadır. Asr suresi suresi  1-3 ayetler 

O ki, hanginizin daha güzel işler yapacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. Kudreti dâimâ üstün gelen ve günahları çok bağışlayan yalnız O’dur.
Mülk suresi 2 ayet 

İnsan için yalnız kendi çalıştığının karşılığı vardır. Çalışmasının karşılığı da yakında kendisine gösterilecektir. Necm suresi 39-40 ayet

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website