Fahri Sarrafoğlu
“Her şey sanattır; ama en büyük sanat, insan olabilmektir.”
İnsan, hayatı boyunca bir tercih içinde yaşar. Bir yol ayrımıdır hayat: sağa mı, sola mı? Birlik mi, yalnızlık mı? Kendi olmak mı, yoksa bir bütünün parçası olabilmek mi? İşte bu noktada karşımıza iki sanat çıkar: Mozaik ve Ebru.
MOZAİK: “BEN” DİYENLERİN HİKÂYESİ
Mozaikte her taş ayrıdır. Rengi, biçimi, dokusu ve sınırları bellidir. Her parça kendi başına bir kimlik taşır; “Ben buyum, buradayım, bundan vazgeçmem” der. Bütünü oluşturur ama asla diğerine karışmaz, asla erimez, asla dönüşmez.
Modern dünya, çoğu zaman bir mozaik gibidir. Herkes kendi doğrusunda ısrar eder. Herkes kendi haklılığının kalesinde oturur. İnsanlar konuşur ama dinlemez. Bir arada dururlar ama bir arada değillerdir. Kalabalık içinde yalnızlık, en büyük sancıdır.
Kur’an-ı Kerim’de buyrulur:
“Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık. Ve sizi tanışasınız diye milletlere ve kabilelere ayırdık. Allah katında en şerefliniz, en takvalı olanınızdır.”
(Hucurât Suresi, 13)
Ayette de görüldüğü gibi farklılıklar, tanışmak ve anlaşmak içindir; ayrışmak ve çatışmak için değil. Mozaik, farklılıkları korur ama çoğu zaman “öteki”ni anlamaktan uzaklaşır.
EBRU: “BİZ” OLANLARIN DESTANI
Ebru ise bambaşka bir hikâyedir. Renkler, birbirinden ayrıdır evet; kırmızı kırmızıdır, mavi mavidir, sarı sarıdır. Ama onlar bir kitre üzerinde buluşurlar. Suya düşen her damla, diğerine karışır, dağılır, yayılır, akar ve birlikte yeni bir şey doğurur.
Ebruda kimse “Ben buyum” demez. Her renk, diğerine yol verir. Kimisi çiçek olur, kimisi yaprak, kimisi gökyüzü. Ortaya çıkan tabloya baktığında hangi rengin hangisi olduğunu ayırt edemezsin; çünkü hepsi birlikte bir eserdir. O eser, tek bir renkten değil; hep birlikte olmanın ürünüdür.
“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın. Sakın ayrılığa düşmeyin!”(Âl-i İmrân Suresi, 103)
İşte ebru, dengenin ta kendisidir. Renkler suda dans ederken dengelerini bulurlar, birbirlerini yutmazlar, aksine tamamlarlar. Ve ortaya bir ayet, bir çiçek, bir gönül çıkar.
PEYGAMBERLERİN DİLİNDEN BİRLİK
Tarih boyunca bütün peygamberler, insanlara birlik ve beraberliği öğütlemiştir. Hazreti Muhammed (sav) bir hadisinde müminleri şöyle tarif eder:
“Müminler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta tek bir vücut gibidir. Vücudun bir organı rahatsız olduğunda, diğer organlar da uykusuzluk ve ateşle ona katılır.”
(Buhârî, Müslim)
Bu hadis, tam bir ebru tablosudur. Her organ kendi görevini yapar ama biri acı çektiğinde hepsi etkilenir. Ayrı değillerdir, bir bütünün parçalarıdır.
MOZAİKTEN EBRUYA GEÇİŞ MÜMKÜN MÜ?
Elbette! Tam da bu noktada söz, insana düşer. Her birimiz bir mozaik taşı gibi durmayı mı seçeriz? Yoksa ebru damlası gibi akarak, karışarak, güzelleşerek bir esere dönüşmeyi mi?
Mozaik olmak kolaydır; hiçbir çaba gerektirmez, olduğun yerde kalırsın. Ebru olmak ise zordur; akışa teslim olmayı, başkasına saygıyı, birlikte üretmeyi ve en önemlisi gönül vermeyi ister.
Mevlâna Celâleddîn-i Rûmî ne güzel söylemiş:
“Gel, gel, ne olursan ol yine gel. İster kâfir, ister putperest, ister ateşe tapan ol, yine gel. Bu dergâh umutsuzluk dergâhı değildir. Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel.”
İşte bu çağrı, ebru çağrısıdır. Kapılar ardına kadar açıktır. Her renk, her dil, her inanç, her fikir o suda bir araya gelebilir. Yeter ki kitre olsun; yeter ki gönül olsun.
Mozaik olmak da senin elinde, ebru olmak da.
Sert durabilirsin; ama akarsan ancak güzelleşirsin.
Yalnız kalabilirsin; ama karışırsan ancak eser olursun.
Hayat suyun üzerine düşen bir damla gibidir. O damlayı nasıl bırakacağın, hangi renkle buluşacağın ve geride nasıl bir eser bırakacağın sana bağlı.
“Ve biz, her şeyi sudan yarattık.”
(Enbiyâ Suresi, 30)
Öyleyse su gibi akalım. Ebru gibi olalım. Birbirimize karışalım. Ve geride, gönüllerde açan bir çiçek, gözlerde parlayan bir ayet bırakalım.
Madem geldik bu dünyaya; ya mozaik olup kalırız, ya ebru olup akarız.
Tercih sizin.
Su gibi akabilecek insanlar bulabildikmi ?
Selam aleyküm emeğinize sağlık,
Mozaik olmaktan kurtulmak için, benliği, putlardan, hurafelerden arınmalıyız.. Ebru olmak ise din, ırk, kültür demeden evrensel bir hayat yaşamaktır. Renklerimiz birbiriyle karıştıkça Allah’ın bizden istediği o hale bürünürüz. Güzellikler ortaya çıkar ve evrene faydamız olur, evrene ulaşan dönüp dolaşıp bizlere de ulaşacaktır.
İşte onlar için altlarından ırmaklar akan Adn cennetleri vardır. Orada altın bileziklerle süslenirler, ince ve kalın ipekten yeşil elbiseler giyerler, tahtlar üzerine yaslanarak otururlar. Bu nimetler ne güzel mükâfat; o cennet ne güzel bir barınaktır Khef 31 ayet