Bilmek yetmez, uygulamak gerekir — ama nasıl?

“Bilmek yetmez; uygulamak gerekir. Ama ne yaptığını bilmeden cesur olmak da tehlikelidir.”

“Haklı olmak yetmez; haklılığını nasıl taşıdığın da önemlidir.”

İnsan çok şey bilebilir. Fakat bildiğini hayatına uygulamıyorsa, o bilgi eksik kalır. Sağlıklı yaşamayı bilip sağlığına dikkat etmemek, sabrın güzel olduğunu bilip öfkesine yenilmek bunun en basit örnekleridir.

Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur:

🌹 “Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz?”
(Saff, 61/2)

Yani sadece bilmek ve söylemek değil, uygulamak da önemlidir.

BİLGİNİN BİR İSTİKAMETİ OLMALI

Kur’an-ı Kerim’in ilk inen ayeti:

🌹 “Yaratan Rabbinin adıyla oku!”
(Alak, 96/1)

Dikkat edilirse emir yalnızca “Oku” değildir; “Rabbinin adıyla oku” denilmektedir. Bu da bilginin bir yönü ve amacı olması gerektiğini hatırlatır.

Bilgi insanı iyiliğe, hakikate ve Rabbine yaklaştırmıyorsa eksik kalır.

Nitekim Rabbimiz şöyle buyuruyor:

🌹 “Ey iman edenler! Eğer Allah’tan korkarsanız, O size iyi ile kötüyü ayırt edecek bir anlayış verir.”
(Enfâl, 8/29)

Yani haklılık yalnızca insanın kendi kafasında kurduğu bir iddia değildir. İnsanın doğru ile yanlışı ayırabilecek temiz bir vicdana ve anlayışa sahip olması gerekir.

Kitap notlarımızda Dijital Çağda Esnek Liderlik adlı eserde de benzer bir düşünce vardır: Günümüzde bilgiye ulaşmak kolaylaşmıştır; asıl önemli olan, bilgiyi kullanmak ve ondan bir değer üretmektir.

CESARET DE BİLGİ İSTER

Cesur olmak güzeldir. Fakat insan ne yaptığını bilmiyorsa cesareti onu yanlış bir yola da götürebilir.

Bu nedenle önce düşünmek, öğrenmek, danışmak ve sonra harekete geçmek gerekir.

Kur’an’da:

🌹 “İş konusunda onlarla istişare et. Karar verdiğin zaman da Allah’a tevekkül et.”
(Âl-i İmrân, 3/159)

buyrulur.

Yani önce danışmak ve düşünmek, ardından kararlı olmak gerekir.

BİLGİ HAYATA DOKUNMALI

Doğan Cüceloğlu’nun İyi Düşün Doğru Karar Ver kitabında insanın yaşadığı acıların ve sıkıntıların da bir öğretici olabileceğine dikkat çekilir:

“İnsan acı çekmenin, ızdırap çekmenin ve anlamlı hakkını verir ve onları bir öğretici olarak kullanabilirse ilke ve değerlerini keşfederek zamanla kendi öz iç dünyasını oluşturabilir. Yaşamın acılarından kaçınmak için değişik savunmalar içine girerse kendi öz ilke ve değerlerine ulaşamaz.”

Buradaki mesaj açıktır: Bilmek, hayatın içinden geçmek ve öğrendiklerini ilke ve değerlere dönüştürmek gerekir. Kestirme yol yoktur.

Cengiz Bektaş’ın Türk Evi kitabında ise usta ile ev sahibi arasındaki ilişki anlatılır:

“Yapılacak olanı, işverenin yaşamı, kültürü, yaşam biçimi, istekleri beklentileri belirliyordu… Ona toplum adına, gelenek adına, kültür birikimi adına yol gösterecek, deneyimiyle sonuna dek yardımcı olacak olan da ustaydı.”

Burada da aynı hakikat vardır:

Bilgi ancak hayatın içine girdiğinde ve insanın yaşamına dokunduğunda anlam kazanır.

Usta bildiğini karşısındakine dayatmıyor; bilgi ve tecrübesiyle yol gösteriyor.

HAKLI OLMAK YETMEZ

İkinci önemli ölçümüz şudur:

“Haklı olmak yetmez; haklılığını nasıl taşıdığın da önemlidir.”

Bu düşünce İslam ahlakının merkezindeki önemli ölçülerden biridir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

🌹 “Müslüman, elinden ve dilinden diğer Müslümanların emin olduğu kimsedir.”
(Buhârî)

Yani bir konuda haklı olsak bile karşımızdakini incitmek, küçümsemek veya kalbini kırmak doğru değildir.

Kur’an bize de şu ölçüyü verir:

🌹 “Onlarla en güzel şekilde mücadele et.”
(Nahl, 16/125)

Demek ki önemli olan yalnızca ne söylediğimiz değil, nasıl söylediğimizdir.

HAKLILIĞINI NASIL TAŞIYORSUN?

İmam-ı Gazâlî Hazretleri’ne atfedilen şu söz bu noktada düşündürücüdür:

“Evren hakikatin dış yüzü, hakikat ise evrenin iç yüzüdür.”

Yani dışarıdan gördüğümüz doğru, içerideki hakikatin yalnızca bir yansıması olabilir. İnsan bazen gördüğü küçük bir parçaya bakıp “Ben haklıyım” diyebilir; fakat hakikatin tamamını göremeyebilir.

Mevlânâ da şöyle söyler:

“Sen sadece düşünceden ibaretsin; geriye kalan et ve kemiksin. Gül düşünür gülistan olursun, diken düşünür dikenlik olursun.”
(Mesnevî)

Haklı olmak tek başına insanı “gül” yapmaz.

Haklılığını nasıl taşıdığın, seni gül veya diken yapar.

HİKMET: DOĞRU BİLGİYİ DOĞRU YERDE KULLANMAK

İslam geleneğinde hikmet, yalnızca bilgi sahibi olmak değildir.

Hikmet; bilgiyi doğru zamanda, doğru yerde ve doğru şekilde kullanabilmektir.

Kur’an-ı Kerim’de:

🌹 “Allah, hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse, ona pek çok hayır verilmiştir.”
(Bakara, 2/269)

buyrulur.

Hikmet ne yalnızca bilmektir ne de düşünmeden harekete geçmektir.

Hikmet, bildiğini ne yaptığını bilerek uygulamaktır.

NASREDDİN HOCA’DAN KÜÇÜK BİR DERS

Nasreddin Hoca’ya atfedilen meşhur bir anlatıda Hoca gece dışarıda bir şey aramaktadır.

— Hocam ne arıyorsun?
— Anahtarımı.
— Burada mı kaybettin?
— Hayır, içeride kaybettim.
— O zaman neden burada arıyorsun?
— Çünkü burası daha aydınlık!

Bu küçük fıkra büyük bir gerçeği anlatır:

Bir şeyi çok aramak yetmez; doğru yerde aramak gerekir.

Bilgi de böyledir. Çok şey bilmekten önce, doğru bilgiyi doğru yerde kullanmayı öğrenmeliyiz.

Nasreddin Hoca’nın bir başka meşhur anlatısındaki “Sen de haklısın” sözü de bizi aynı noktaya getirir:

Ama hangi haklılık?

İşte orası hikmet meselesidir.

SONUÇ: BİLMEK, YAPMAK VE GÜZEL TAŞIMAK

🌿 Bilmek güzeldir; uygulamak daha güzeldir.

🌿 Cesur olmak güzeldir; ne yaptığını bilerek cesur olmak daha güzeldir.

🌿 Haklı olmak güzeldir; haklıyken saygılı ve adaletli kalmak daha da güzeldir.

Bilmek yetmez, uygulamak gerekir. Fakat ne yaptığını bilmeden cesur olmak da tehlikelidir.

Haklı olmak yetmez; haklılığını nasıl taşıdığın da önemlidir.

Çünkü gerçek olgunluk, sadece doğruyu bilmek değil; doğruyu doğru zamanda, doğru yerde ve doğru şekilde yaşayabilmektir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website