HAYATIN İÇİNDEN KISA KISA HİKÂYELER

                                                                    Bazen bir hikâye, insana kendini yeniden hatırlatır.
www.hakikatevi.net
Not: Aşağıda her bir hikaye ayrı bir mesajı vardır. Yorumlara mesajı yazarsanız seviniriz….

🧱 FISILTI VE TUĞLA 🧱

Genç ve başarılı bir yönetici, yeni Jaguar’ıyla bir mahalleden hızlı bir şekilde geçiyordu. Parketmiş arabaların arasından yola aniden çıkabilecek çocuklara dikkat ediyordu ve bir şey gördüğünü sanarak yavaşladı. Arabayla caddeden yavaşça geçerken hiç bir çocuk göremedi fakat, arabasının kapısına bir tuğla atıldığını farketti. Aniden arabasını durdurarak tuğlanın fırlatıldığı yere geri döndü.

Arabadan indi, orada bulunan küçük bir çocuğu tuttu ve onu parketmiş bir arabaya doğru iterek bağırmaya başladı; “Bunu neden yaptın? Sen de kimsin, ne yaptığının farkında mısın?”. İyice sinirlenerek devam etti: “Bu yeni bir araba ve atmış olduğun bu tuğla bana çok pahalıya malolacak. Bunu neden yaptın?”

Çocuk yalvararak cevap verdi: “Lütfen efendim. Çok üzgünüm ama başka ne yapabilirdim bilmiyordum. Eğer tuğlayı fırlatmasaydım kimse durmazdı”. Parketmiş bir arabanın arkasına işaret ederken çocuğun gözyaşları çenesine süzülüyordu.

“Kardeşim kaldırımın kenarından yuvarlanıp ve tekerlekli sandalyesinden düştü, ben onu kaldıramıyorum. Lütfen onu tekerlekli sandalyesine oturtmam için bana yardım eder misiniz? Benim için çok ağır.” Bu durumdan son derece duygulanan genç yönetici, boğazında büyüyen yumruyu zar zor da olsa yutkundu. Yerdeki genç adamı kaldırarak, tekerlekli sandalyeye geri oturttu. Mendiliyle, çizik ve yaraları sildi ve adamın ciddi bir yarası olup olmadığını kontrol etti.

Küçük çocuk genç yöneticiye dönerek “Teşekkür ederim efendim, Tanrı sizden razı olsun” dedi. Genç yönetici, küçük çocuğun, ağabeyini kaldırımdan evine doğru götürmesini izledi. Bulunduğu yerden arabasına geri dönmesi oldukça uzun sürmüştü. Uzun ve yavaş bir yürüyüştü.

Genç yönetici, kapıyı hiç tamir ettirmedi. Kapıda oluşan çöküğü, hayatını birisinin kendisine tuğla atmasını gerektirecek kadar hızlı yaşamamaması gerektiğini hatırlatması için öylece bıraktı.

Tanrı, ruhunuza fısıldar ve kalbinize konuşur. Bazen, dinleyecek kadar zamanınız olmadığında ise, size bir tuğla fırlatır.
İster fısıltıyı, ister tuğlayı dinleyin.
Bu sizin tercihiniz.

🌸🌸🌸🌸🌸🌸🌸🌸🌸🌸🌸🌸🌸🌸🌸🌸🌸🌸

👑 KRAL VE ARKADAŞI (BUNDA DA BİR HAYIR VAR) 👑

Bir zamanlar Afrika’daki bir ülkede hüküm süren bir kral vardı. Kral, daha çocukluğundan itibaren arkadaş olduğu, birlikte büyüdüğü bir dostunu hiç yanından ayırmazdı. Nereye gitse onu da beraberinde götürürdü. Kralın bu arkadaşının ise değişik bir huyu vardı. İster kendi başına gelsin ister başkasının, ister iyi olsun ister kötü, her olay karşısında hep aynı şeyi söylerdi:
“Bunda da bir hayır var!”

Bir gün kralla arkadaşı birlikte ava çıktılar. Kralın arkadaşı tüfekleri dolduruyor, krala veriyor, kral da ateş ediyordu. Arkadaşı muhtemelen tüfeklerden birini doldururken bir yanlışlık yaptı ve kral ateş ederken tüfeği geriye doğru patladı ve kralın baş parmağı koptu.

Durumu gören arkadaşı her zamanki sözünü söyledi:
“Bunda da bir hayır var!” Kral acı ve öfkeyle bağırdı:
“Bunda hayır filan yok! Görmüyor musun, parmağım koptu?” Ve sonra da kızgınlığı geçmediği için arkadaşını zindana attırdı.

Bir yıl kadar sonra, kral insan yiyen kabilelerin yaşadığı ve aslında uzak durması gereken bir bölgede birkaç adamıyla birlikte avlanıyordu. Yamyamlar onları ele geçirdiler ve köylerine götürdüler. Ellerini, ayaklarını bağladılar ve köyün meydanına odun yığdılar. Sonra da odunların ortasına diktikleri direklere bağladılar.

Tam odunları tutuşturmaya geliyorlardı ki, kralın başparmağının olmadığını farkettiler. Bu kabile, batıl inançları nedeniyle uzuvlarından biri eksik olan insanları yemiyordu. Böyle bir insanı yedikleri takdirde başlarına kötü olaylar geleceğine inanıyorlardı. Bu korkuyla, kralı çözdüler ve salıverdiler. Diğer adamları ise pişirip yediler.

Sarayına döndüğünde, kurtuluşunun kopuk parmağı sayesinde gerçekleştiğini anlayan kral, onca yıllık arkadaşına reva gördüğü muameleden dolayı pişman oldu. Hemen zindana koştu ve zindandan çıkardığı arkadaşına başından geçenleri bir bir anlattı.
“Haklıymışsın!” dedi. “Parmağımın kopmasında gerçekten de bir hayır varmış. İşte bu yüzden, seni bu kadar uzun süre zindanda tuttuğum için özür diliyorum. Yaptığım çok haksız ve kötü bir şeydi.”
“Hayır” diye karşılık verdi arkadaşı. “Bunda da bir hayır var.”
“Ne diyorsun Allah aşkına?” diye hayretle bağırdı kral. “Bir arkadaşımı bir yıl boyunca zindanda tutmanın neresinde hayır olabilir.”
“Düşünsene, ben zindanda olmasaydım, seninle birlikte avda olurdum, değil mi?”

🌺🌺🌺🌺🌺🌺🌺🌺🌺🌺🌺🌺🌺🌺🌺🌺🌺🌺

🏺 ÇATLAK KOVA 🏺

Hindistan’da bir sucu, boynuna astığı uzun bir sopanın uçlarına taktığı iki büyük kovayla su taşımış. Kovalardan biri çatlakmış. Sağlam olan kova her seferinde ırmaktan patronun evine ulaşan uzun yolu dolu olarak tamamlarken, çatlak kova içine konan suyun sadece yarısını eve ulaştırabilirmiş. Bu durum iki yıl boyunca her gün böyle devam etmiş. Sucu her seferinde patronunun evine sadece 1,5 kova su götürebilmiş. Sağlam kova başarısından gurur duyarken, zavallı çatlak kova görevinin sadece yarısını yerine getiriyor olmaktan dolayı utanç duyuyormuş.

İki yılın sonunda bir gün çatlak kova ırmağın kıyısında sucuya seslenmiş. “Kendimden utanıyorum ve senden özür dilemek istiyorum.” “Neden?…” diye sormuş sucu. “Niye utanç duyuyorsun?…” Kova cevap vermiş: “Çünkü iki yıldır çatlağımdan su sızdığı için taşıma görevimin sadece yarısını yerine getirebiliyorum. Benim kusurumdan dolayı sen bu kadar çalışmana rağmen emeklerinin tam karşılığını alamıyorsun.”

Sucu şöyle demiş: “Patronun evine dönerken yolun kenarındaki çiçekleri fark etmeni istiyorum.” Gerçekten de tepenin tırmanırken çatlak kova patikanın bir yanındaki yabani çiçekleri ısıtan güneşi görmüş. Fakat yolun sonunda yine suyunun yarısını kaybettiği için kendini kötü hissetmiş ve yine sucudan özür dilemiş. Sucu kovaya sormuş: “Yolun sadece senin tarafında çiçekler olduğunu ve diğer kovanın tarafında hiç çiçek olmadığını fark ettin mi?… Bunun sebebi benim senin kusurunu bilmem ve ondan yararlanmamdır. Yolun senin tarafına çiçek tohumları ektim ve her gün biz bu ırmaktan dönerken sen onları suladın. İki yıldır ben bu güzel çiçekleri toplayıp onlarla patronumun sofrasını süsleyebildim. Sen böyle olmasaydın, o evinde bu güzellikleri yaşayamayacaktı.

Kısaca: Hepimizin kendimize özgü kusurları vardır. Ama bu kusurlarımızı büyütmek yerine onları düzeltmeye ve iyiliğe dönüştürmeye çalışalım. Hepimiz çatlak kovalarız. Büyük planda hiçbir şey ziyan edilmez. Kusurlarınızdan korkmayın. Onları sahiplenin. Onlardan Kusurlarınızda gerçek gücünüzü bulduğunuzu bilirseniz eğer, siz de güzelliklere sebep olabilirsiniz.

🌻🌻🌻🌻🌻🌻🌻🌻🌻🌻🌻🌻🌻🌻🌻🌻🌻🌻

🕯️ HER ZAMAN UMUT 🕯️

Bir odada dört mum sessizce yanıyordu. O kadar derin bir sessizlik hüküm sürüyordu ki odada, aralarında fısıltı şeklindeki konuşmaları bile rahatlıkla işitiliyordu.

1. mum ‘ben BARIŞ’ım!’ dedi. Ancak kimse benim sürekli yanık kalıp, etrafıma ışık saçabilmeme yardımcı olmuyor. Artık sönmek üzereyim… Ve sessizce karanlığa gömülüverir…

2. mum ‘ben GÜVEN’im’ der. Ama artık gerekli olduğuma inanmıyorum.. Yanık kalmamın da bir kıymeti kalmadı, diye eklerken hafif bir esinti ışığını söndürüverir.

3. mum çok üzgündür. ‘Ben SEVGİ’yim’ ama etrafıma ışık verecek gücüm kalmadı. İnsanlar beni hep kenara itiyorlar. Kendilerine en yakın olanları bile sevmemeye başladılar. Sessizce söner gider sevgi mumu…

O sırada içeri aniden bir çocuk girer. 3 mumun söndüğünü görünce sebebini sorar ve niçin sonuna kadar yanmadıklarına hayıflanarak ağlamaya başlar.

4. mum, yumuşak ve yatıştırıcı sesi ile çocuğa ağlamamasını söyler.
“Korkma ben etrafıma ışık saçtığım sürece diğerleri yeniden yanarlar ve onlar da aydınlatmaya devam ederler. Zira ben UMUT’um!”

Gözleri parlayan çocuk umut mumunu alır ve diğerlerini sevgiyle teker teker yakar.

KISACA: İçinizdeki umut mumunun saçtığı ışığı asla söndürmeyin. Küçük çocuk gibi diğer sönmek üzere olan üç mumun da sürekli yanık kalmaları için çaba harcayın… Her zaman daha erdemli, sevgi dolu bir dünya yaratmak elimizde yeter ki iç ışığımızı besleyelim ve diğerlerini de canlı tutalım…

🌷🌷🌷🌷🌷🌷🌷🌷🌷🌷🌷🌷🌷🌷🌷🌷🌷🌷

🌍 DEPREM ANI VE BAKIŞ AÇISI 🌍

Tek bir çıkış kapısı olan bir evdesin ve yalnızsın. Kapı kilitli ve kapının anahtarı ceketinin cebinde, ceketin de sandalyenin üzerinde. Deprem oldu. Kapıya mı koşarsın yoksa anahtarın bulunduğu ceketine mi? Elbette ki cekete koşacaksın. Peki bütün bunları izleyen biri olsa, senin hakkında ne düşünürdü?

Kısaca: Hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Hiçbir zaman ön yargılı davranmamalıyız. Ne diyor bir Kızıldereli atasözü: “Allahım beni başkaları hakkında karar vermeden önce onun ayakkabısı içerisinde 40 gün yürüt.”

Bakış Açısı
Ve bakış açısı ile ilgili başka kısa bir hikaye. Baba sık sık kavga eden iki kardeşi çağırdı ve masadaki, üzerinde güller olan vazoyu gösterdi: ‘Bu nedir?’ Küçük çocuk ‘kırmızı bir vazo’ dedi. Baba bu sefer büyük olana döndü: ‘Bu nedir?’ O da ‘üzerinde kırmızı güller olan bir vazo’ dedi. Akabinde baba bir yorum yapmadı; sadece ‘peki odanıza gidin düşünün’ dedi… Dersi almışlardı çocuklar. Önemli olan kendi bakış açınla değil karşındakinin bakış açısıyla da bakabilmen. Kendi kararını vermeden önce başkasının da bakış açısının olduğunu hesap edebilmendir önemli olan.
Fatih Aktaş

🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹

🚣 BALIKÇI FİLOSU VE YANGIN 🚣

Soğuk bir kış sabahı sahilde bulunan küçük bir koydan bir balıkçı filosu denize açıldı. Öğleden sonra büyük bir fırtına koptu ve gece olduğunda balıkçı teknelerinden hiçbiri limana dönememişti.

Bütün gece boyunca eşler, anneler, çocuklar ve sevgililer ellerini oğuşturup, kaybolan sevdiklerini kurtarması için Tanrı’ya yakararak rüzgara açık kıyıda bir aşağı bir yukarı dolandılar.

Bu berbat durumda, bir de kulübelerden birinde yangın çıktı, erkekler olmadığı için yangını söndürüp kulübeyi kurtarmak mümkün olmadı.

Ancak gün ışıdığında, herkesin sevinçle gördüğü gibi balıkçı teknelerinin tümü de sağlam olarak limana döndü.

Fakat, sahilde ümitsiz bir kişi vardı. Bu kişi yangında evi kül olan adamın eşiydi.

Kocası karaya çıkarken kadın şöyle bağırıyordu:
-Aman Allahım, mahvolduk! Evimiz, içindeki her şeyle birlikte yangında kül oldu!

Kadının kocası ise, kadını şaşırtan şu sözleri haykırdı:
“O yangını verene şükürler olsun! Yanan kulübemizin ışığı sayesinde bütün tekneler yolunu buldu ve sâlimen limana döndük.”

🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼

🥛 BARDAK OLMAYI BIRAK, GÖL OLMAYA ÇALIŞ 🌊

Hintli bir yaşlı usta, çırağının sürekli her şeyden şikayet etmesinden bıkmıştır. Bir gün çırağını tuz almaya gönderir. Hayatındaki her şeyden mutsuz olan çırak döndüğünde, yaşlı usta ona, bir avuç tuzu, bir bardak suya atıp içmesini söyler. Çırak, yaşlı adamın söylediğini yapar ama içer içmez ağzındakileri tükürmeye başlar.

“Tadı nasıl?” diye soran yaşlı adama öfkeyle “acı” diye cevap verir. Usta gülerek çırağını kolundan tutar ve dışarı çıkarır. Sessizce az ilerdeki gölün kıyısına götürür ve çırağına bu kez de bir avuç tuzu göle atıp, gölden su içmesini söyler. Söyleneni yapan çırak, ağzının kenarlarından akan suyu koluyla silerken aynı soruyu sorar:
Tadı nasıl?” “Ferahatıcı” diye cevap verir genç çırak. “Tuzun tadını aldın mı?” diye sorar yaşlı adam, “hayır” diye cevaplar çırağı. Bunun üzerine yaşlı adam, suyun yanına diz çökmüş olan çırağının yanına oturur ve şöyle der:
“Yaşamdaki acılar tuz gibidir, ne azdır, ne de çok. Acının miktarı hep aynıdır. Ancak bu acının şiddeti, neyin içine konulduğuna bağlıdır. Acın olduğunda yapman gereken tek şey acı veren şeyle ilgili hislerini genişletmektir. Onun için sen de artık bardak olmayı bırak, göl olmaya çalış.“

Kısaca: İnsanoğlu Kuran’ı Kerim’de Allah’ın (C.C) söylediği gibi çok aciz ve acelecidir. Hep şikayet eder. Peki bu şikayet nereye kadar? Yaşlı bilginin dediği gibi bu kısacık ömürde tuzdan şikayet değil tuzu verimli hale getirmek lazım. Tıpkı insan hayatının hizmete adanması gibi.
Fatih Aktaş

🏵️🏵️🏵️🏵️🏵️🏵️🏵️🏵️🏵️🏵️🏵️🏵️🏵️🏵️🏵️🏵️🏵️🏵️

🐟 BALIK SUDAN ÇIKINCA ANLAR SUYUN KIYMETİNİ 🐟

Şahsiyet Gelişimi – Fahri Sarrafoğlu

Kıymetli okuyucularımız bugün yine sizlere bu satırların yazarının başından geçmiş bir olayı paylaşmak istiyorum. Olay yine 1988 yılında Londra’da geçiyor…

Henüz Londra’ya dil eğitimi için geleli 2 ay kadar anca oluyordu. Sürem kısa olduğu için aklımda sadece bir an önce İngilizce’yi öğrenip hemen ülkeme dönmek istiyordum. Fakat açıkçası İngilizce’yi öğrenmek o kadar da kolay olmadığını anlamıştım. Çünkü Londra’daki dil okullarının da Türkiye’den farkı yoktu. Sınıflar Türk öğrenciler tarafından doluydu ve okulda öğrenmek için değil bir an önce kolay para kazanmak için çalışmayı tercih ediyor ve çalışma izni alabilmek için okula gidiyorlardı. İşte bütün bunları düşünüp bir yandan da hızlı hızlı okula gitmek için ilerlerken karşıma Tayvan’dı bir genç hanım çıktı. Bana bir dakikanızı alabilir miyim?, dedi. Şaşırmıştım…

Ben bir şey demeden o başladı konuşmaya. O kadar güzel İngilizce konuşuyordu ki beni ne anlattığı değil güzel ve akıcı İngilizce konuşması dikkatime çekti. Neyse sonra anladım ne anlattığını. Bana Yehova Şahitleri’ni anlatıyor. Benim onların toplantılarına katılmamı istiyordu…Ama ben Müslüman’ım dedim. Olsun dedi ve başladı Kuran-ı Kerimden ayetler söylemeye, Kuran-ı Kerim’in kaç sure olduğunu, hangi suresinde Besmele olmadığını, aslında kaç ayet olduğunu, son inen surenin ne olduğunu, ilk inen surenin ne olduğunu hasılı benim o güne kadar bilmediğim ve bu bilgisizlikten dolayı utandığım Kuran-ı Kerimle ilgili bilgileri başladı sıralamaya.. Ve benden bir cevap bekliyordu. Kendisine bir soru sordum peki siz Yehova Şahidi misiniz dedim? Gayet rahatlıkla, hayır dedi. Bu benim işim. Ben bu işi para için yapıyorum. Ben aslında BUDİSTİM, dedi….Şaşırmıştım, kendisine teşekkür edip yoluma devam ettim… Ve esas önceliğin İngilizce değil biran önce Kuran-ı Kerimi öğrenmek olduğunu anladım… Ve o hafta sonu Yusuf İslam’la tanıştım.

Kısaca: Bir insan inanmadığı halde başka bir veya birkaç dinin kurallarını işi icabı öğrenebiliyor, bunu yaparken de kendi dininden, kendi inancından asla taviz vermiyor. Ama o dinin esas sahibi kendi dininin kültürünü onun kadar belki de bilmiyor. Balık sudayken bilmez suyun kıymetini ama sudan çıkınca anlar suyun kıymetini bu seferde iş işten geçmiş olur.

Başarılı olmak, kazanmak, ön plâna çıkmak, terfi etmek, zirveye doğru tırmanmak, ünlü olmak, başkalarına karşı avantajlı duruma geçmek gibi his ve istekler; bizi bazı kuralları çiğnemeye sevk eder. Eğer, ciddî düzeyde ahlâk ve karakter eğitimi almışsak, bu isteklerimizi frenleyebilir ve onları meşrû dairede ahlâkî ilkelere uygun olarak tatmin etmeye çalışırız. İşte bunun için inancımızı iyi bilmek zorundayız…

💐💐💐💐💐💐💐💐💐💐💐💐💐💐💐💐💐💐

🛡️ ARKADAŞIMIZA KARŞI NE KADAR DOSTUZ? 🛡️

Arkadaş kelimesi Orta Asya’dan gelen bir kelimedir. Eski Türkler at üzerinde savaşırken arkalarından gelen tehlikeyi önlemek için kalkana benzer büyük bir taş kullanırlardı. Buna da ARKA-TAŞ denirdi. İşte Arkadaş kelimesi bundan gelmiştir. Her insanın bir arkadaşı vardır. (Onu tehlikeden koruyacak kalkan gibi) Ama bakın şöyle bir arkadaşımız oldu mu acaba?

Savaşın en kanlı günlerinden biri. Asker, en iyi arkadaşının az ileride kanlar içinde yere düştüğünü gördü. İnsanın başını bir saniye bile siperin üzerinde tutamayacağı ateş yağmuru altındaydılar. Asker teğmene koştu:

  • Teğmenim. Fırlayıp arkadaşımı alıp gelebilir miyim?..

  • Delirdin mi? der gibi baktı teğmen:

  • Gitmeye değer mi?. Arkadaşın delik deşik olmuş… Büyük ihtimalle ölmüştür bile.. Kendi hayatını da tehlikeye atma sakın..
    Asker ısrar etti ve teğmen “Peki” dedi: “Git o zaman..” İnanılması güç bir mucize… Asker o korkunç ateş yağmuru altında arkadaşına ulaştı. Onu sırtına aldı ve koşa koşa döndü. Birlikte siperin içine yuvarladılar. Teğmen, kanlar içindeki askeri muayene etti. Sonra onu sipere taşıyan arkadaşına döndü:

  • Sana değmez. hayatını tehlikeye atmana değmez, demiştim. Bu zaten ölmüş.

  • Değdi teğmenim, dedi asker..

  • Nasıl değdi? dedi teğmen. Bu adam ölmüş görmüyor musun?.

  • Gene de değdi komutanım Çünkü yanına ulaştığımda henüz sağdı. Onun son sözlerini duymak, dünyaya bedeldi benim için… Ve arkadaşının son sözlerini hıçkırarak tekrarladı:
    -…Geleceğini biliyordum!.. demişti arkadaşı… Geleceğini biliyordum!..

Kısaca: Kalbimizde “Arkadaşlık” adında bir mucize var. Nasıl olduğunu veya nasıl başladığını farkedemezsiniz. Ama bu özel armağanı bilirsiniz ve arkadaşlığın Allah’ın en büyük armağanı olduğunu anlarsınız. Gerçekten de arkadaşlar çok nadide mücevherlerdir. Sizi gülümsetip başarmanız için cesaret verirler. Sizi dinlerler ve kalplerini size açmak isterler. Bugün arkadaşlarınıza onlarla ne kadar ilgilendiğinizi hemen belirtiniz lütfen.
Fatih Aktaş

🌸🌸🌸🌸🌸🌸🌸🌸🌸🌸🌸🌸🌸🌸🌸🌸🌸🌸

⚖️ AVUKATIN DAHİCE SAVUNMASI ⚖️

ABD SOK BİR HABERLE SARSILDI. ÜNLÜ BİR FUTBOLCU KARISINI ÖLDÜRMEKLE SUÇLANIYORDU. FUTBOLCU OLAYIN TEK ŞÜPHELİSİ OLARAK POLİSİN TELEVİZYONLARDAN NAKLEN YAYINLANAN HEYECANLI TAKİBİYLE YAKALANMIŞTI. AMA KARISININ CESEDİ ORTADA YOKTU. DURUŞMA AMERİKAN FİLMLERİNDEKİ GİBİYDİ. FUTBOLCU SANIK SANDALYESİNDE OTURUYORDU.

KUCAK DOLUSU PARAYLA TUTTUĞU AVUKATI YARGICA VE SANIĞA SIRTI DÖNÜK, HEYECANLI CÜMLELERLE JÜRİYİ İKNA ETMEYE UĞRAŞIYORDU. SAYIN JÜRİ, MÜVEKKİLİMİN SUÇSUZ OLDUĞUNA YÜREKTEN İNANIYORUM.

BUNA AZ SONRA SİZLERDE İNANACAKSINIZ. NEDEN Mİ? BAKIN, ŞİMDİ 1 DEN 10 A KADAR SAYACAĞIM VE MÜVEKKİLİMİN ÖLDÜRDÜĞÜ İDDİA EDİLEN KARISI BU KAPIDAN İÇERİ GİRECEK.
1,
2,
3,
4,
5,
6,
7,
8,
9,
10.

BİTİRİNCE BÜTÜN JÜRİ KAPIYA DÖNDÜ. KİMSE GİRMEDİ İÇERİ. ÜYELER SORAN GÖZLERLE AVUKATA BAKIYORDU. AVUKAT BİR SAVUNMA DEHASIYDI; ÖLDÜRÜCÜ HAMLESİNİ YAPTI. BAKIN, SİZ DE KADININ OLDUĞUNA İNANMIYORSUNUZ, ÇÜNKÜ HEPİNİZ İÇERİ GİRECEK DİYE KAPIYA BAKTINIZ. İŞTE KARARI BUNA GÖRE VERMENİZİ TALEP EDİYORUM.

JÜRİ ÜNLÜ FUTBOLCUYU SUÇLU BULDUĞUNU BİLDİRDİ VE DAVA BU ŞEKİLDE SONUÇLANDI. MAHKEME ÇIKIŞINDA AVUKAT, BAYAN JÜRİ BAŞKANINA YAKLAŞTI:
10’A KADAR SAYDIĞIMDA SİZ DE DİĞER ÜYELER GİBİ KAPIYA BAKMIŞTINIZ. NEDEN BÖYLE BİR KARARA İMZA ATTINIZ?
DOĞRU DEDİ JÜRİ BAŞKANI, BEN DE KAPIYA BAKTIM, AMA MÜVEKKİLİNİZ (FUTBOLCU) KAPIYA BAKMIYORDU.

🌺🌻🌷🌹🌼🌺🌻🌷🌹🌼🌺🌻🌷🌹🌼🌺🌻

ÖNEMLİ NOT…TÜM HİKAYELERİ BURAYA KADAR OKUDAYSINIZ SİZE ÇOK ÇOK TEŞEKKÜR EDERİZ…ENERJİNİZ DAİM OLSUN YÜZÜNÜZ BİR ÖMÜR BOYU TEBESSÜMDEN EKSİK OLMASIN ..(AMİN)

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website