YOL GÖSTER, KENDİNE BAĞLAMA
Bir insana yardım etmenin değeri, yalnızca önünü açmakta değil, zamanla kendi kararlarını verebilmesini sağlamaktadır. İyi bir rehber, bilgisiyle yol gösterirken karşısındakinin düşünmesine de yer bırakır.
Bazı insanlar denizdeki şamandıralar gibidir. Tehlikeli bir yeri fark etmemize, güvenli geçişi görmemize yardımcı olurlar. Özellikle yolumuzu kaybettiğimizde onların bilgisi ve tecrübesi değer kazanır. Fakat şamandıra, geminin yerine yolculuk yapmaz. İşareti görmek, anlamak ve dümeni buna göre çevirmek gemiyi yönetene düşer.
Hayatta da öğretmenlerimizden, büyüklerimizden ve dostlarımızdan destek alırız. Bilmediğimizi sorar, yaşamadığımız durumları onların tecrübeleriyle anlamaya çalışırız. Yardım istemek, kendi aklımızdan vazgeçmek değildir. Asıl mesele, aldığımız öğüdü anlayarak mı benimsediğimiz, yoksa yalnızca söyleyen kişiye bağlılığımız nedeniyle mi kabul ettiğimizdir.
BAĞLI OLDUĞUMUZ DEĞERLER NELER?
Dalgalar şamandırayı da sarsar. Onu yerinde tutan bağ, hareket etmesini bütünüyle engellemez; sürüklenmesini önler. Bu benzetme, insanın değerleriyle ilişkisini düşünmemize yardımcı olabilir. Dürüstlük, adalet ve sorumluluk, zor zamanlarda yönümüzü korumamızı sağlayabilir.
Ancak değerlere bağlılık, her düşüncemizde ısrar etmek anlamına gelmez. Örneğin dürüstlüğe önem veren bir insan, yanlış bilgi verdiğini fark ettiğinde sözünü düzeltir. Bazen bizi değerlerimize sadık tutan şey, fikrimizi değiştirebilmemizdir.
Yol gösteren kişi de yanılabilir. Tecrübesi, her konuda haklı olduğunu göstermez. Güvenilir bir rehber, bildiklerini paylaşırken bilgisinin sınırlarını da kabul eder. “Bunu bilmiyorum” diyebilmesi, ona duyulan güveni güçlendirebilir.
ÖĞÜT VERMEK VE KARARA SAYGI DUYMAK
Kur’an’da Hz. Peygamber’e şöyle seslenilir: “Artık sen öğüt ver, çünkü sen ancak bir uyarıcısın. Onların üstünde egemen bir zorba değilsin.” (Gâşiye, 88/21–22; Diyanet, Kur’an Yolu Meali)
Bu ayetler, doğrudan Hz. Peygamber’in insanları uyarma görevini ve onlara zor kullanmamasını konu alır. Buradan gündelik ilişkilerimiz için de şu dersi çıkarabiliriz: Düşüncemizi açıklayabilir, gerekçelerimizi sunabilir ve yanlış gördüğümüzü söyleyebiliriz. Ancak bir insanın bizi dinlemesi, onun hayatı üzerinde söz sahibi olduğumuz anlamına gelmez.
Bir öğretmen düşünelim. Öğrencisi her zorlandığında cevabı hemen verirse o günkü sorun çözülür; fakat öğrenci çözüm yolunu öğrenemeyebilir. Öğretmen, “Nerede takıldın, bu sonuca nasıl ulaştın, başka hangi yolu deneyebiliriz?” diye sorduğunda ise öğrencinin düşünmesine alan açar. Gerektiğinde anlatır, örnek gösterir ve öğrencinin kendi başına denemesine fırsat verir.
Rehberliğin amacı, yardımını vazgeçilmez kılmak değil, karşısındaki insanın yapabileceklerini artırmaktır.
KENDİ AKLINI KULLANMAK DA SORUMLULUK İSTER
Elbette kendi kararını vermek, her istediğini doğru kabul etmek değildir. Duygularımız, korkularımız ve alışkanlıklarımız bizi yanıltabilir. Bu yüzden kendimize şu soruları sormalıyız: Neye dayanarak böyle düşünüyorum? Bilmediğim ne var? Kararım başkalarını nasıl etkileyebilir?
Bağımsız düşünmek, başkalarının sözlerine kulağını kapatmak değildir. Dinlemek, araştırmak, karşılaştırmak ve gerektiğinde fikrini değiştirmektir. İnsan, bir tavsiyeyi düşünerek kabul ettiğinde de kendi aklını kullanmış olur.
Birine karar alanı bırakmak da onu yardımsız bırakmak anlamına gelmez. Özellikle çocuklara ve öğrenmeye yeni başlayanlara daha fazla destek gerekir. Önemli olan, bu desteğin zamanla onların becerisini ve sorumluluk duygusunu geliştirmesidir.
Kendimize soralım: “Bu insan, benim desteğimle daha iyi düşünebiliyor mu; yoksa benim onayım olmadan adım atmaktan mı çekiniyor?”
Şamandıranın çevresinde dönüp duran gemi, yolculuğuna devam edemez. İşaretin değeri, geminin güvenle ilerlemesine yardımcı olmasındadır. İnsan ilişkilerinde de verdiğimiz destek, karşımızdakinin hayatını sürekli bize danışmadan sürdürebilmesine katkı sağladığında amacına ulaşır.
İyi bir rehber, kendisine ihtiyaç duyulmasından memnun olabilir; fakat karşısındaki insanın kendi başına ilerleyebilmesinden de sevinç duymalıdır.