HAYATI “MIŞ GİBİ” YAŞAMAMAK

Fahri Sarrafoğlu

Elimize biraz kolonya dökelim. Güzel kokar, ferahlatır. Fakat birkaç dakika sonra o güzel koku kaybolur. Sanki hiç yokmuş gibi… Acaba hayatımızdaki birçok şey de böyle mi? Yaşıyoruz, koşturuyoruz, çalışıyoruz, geziyoruz, ibadet ediyoruz… Peki bütün bunlardan geriye bizde ne kalıyor?

KOLONYA KOKUSU GİBİ BİR HAYAT

Kolonyanın kokusu gerçektir ama kalıcı değildir. Dünya hayatındaki pek çok şey de böyledir. Para, makam, güzellik, gençlik, başarı, eğlence hatta sıkıntılarımız bile sürekli aynı şekilde kalmaz.

Kur’an dünya hayatını yağmurdan sonra yeşeren bitkilere benzetir. Bitkiler büyür, güzelleşir; sonra sararır ve kurur:

“Onlara dünya hayatının örneğini ver: Gökten indirdiğimiz su ile yeryüzünün bitkileri birbirine karışır; sonra rüzgârların savurduğu çerçöp hâline gelir.” (Kehf, 18/45)

Yûnus suresinde ise çok çarpıcı bir ifade vardır. Yeryüzü süslenip güzelleştikten sonra bütün bu güzellik ortadan kalkar ve “sanki dün hiç yokmuş gibi” olur. (Yûnus, 10/24)

İşte kolonya kokusu bize bunu hatırlatabilir: Güzel olan her şeyden faydalanalım ama geçici olanı kalıcı sanmayalım.

 

 

“MIŞ GİBİ” YAŞAMAK

İnsan bazen gerçekten yaşamaktan çok, “mış gibi” yaşayabilir.

Dinliyormuş gibi yapar ama dinlemez. Çalışıyormuş gibi görünür ama işine gönlünü vermez. Dostmuş gibi görünür ama dostunun derdiyle ilgilenmez. İbadet eder ama yaptığı ibadetin hayatında neyi değiştirmesi gerektiğini düşünmez.

Kur’an bu bilinç kaybına gaflet diyerek dikkat çeker:

“İnsanların hesap verme vakti yaklaştı; onlar ise gaflet içinde yüz çevirmektedirler.” (Enbiyâ, 21/1)

Gaflet, sadece bir şeyi bilmemek değildir. Bazen bildiğimiz bir gerçeği hayatımıza hiç yansıtmadan yaşamak da gaflettir.

Öleceğimizi biliriz ama hiç ölmeyecekmiş gibi davranabiliriz. Zamanın geçtiğini biliriz ama vaktimizi sınırsızmış gibi harcayabiliriz. Bir gün ayrılacağımızı biliriz ama sevdiklerimizin değerini erteleyebiliriz.

İBADET BİZDE NE BIRAKIYOR?

Aynı durum ibadetler için de geçerlidir. Kur’an, ibadetin yalnızca dış görünüşüne değil, insanda meydana getirdiği bilince dikkat çeker.

Kurban ibadeti anlatılırken şöyle buyrulur:

“Onların etleri ve kanları Allah’a ulaşmaz. Allah’a ulaşan sizin takvanızdır.” (Hac, 22/37)

Demek ki asıl mesele sadece bir hareketi yapmak değildir. O hareketin bizi nasıl bir insana dönüştürdüğüdür.

Namaz kılıyoruz; bizi daha dürüst yapıyor mu? Oruç tutuyoruz; aç insanı daha iyi anlamamızı sağlıyor mu? Kur’an okuyoruz; davranışlarımızı sorguluyor muyuz? Dua ediyoruz; ardından sorumluluğumuzu yerine getiriyor muyuz?

Eğer hiçbir şey değişmiyorsa kendimize şu soruyu sormamız gerekir: Koku uçtuğunda geriye ne kaldı?

GEZDİK, GÖRDÜK, DÖNDÜK… PEKİ NE ÖĞRENDİK?

Bir şehre gidiyoruz. Camileri, müzeleri, dağları, denizleri görüyoruz. Yüzlerce fotoğraf çekiyoruz ve eve dönüyoruz.

Peki yolculuktan geriye sadece telefonumuzdaki fotoğraflar mı kaldı?

Kur’an şöyle der:

“De ki: Yeryüzünde dolaşın da öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakın.” (Rûm, 30/42)

Demek ki gezmek yalnızca yer değiştirmek değildir. Bakmak başka, görmek başka; görmek başka, anlamak başkadır.

Bir tarihî yapıya bakarken geçmişi düşünmek, bir ağacı görürken tabiatın değerini fark etmek, farklı insanlarla karşılaşırken önyargılarımızı sorgulamak da yolculuğun bir parçasıdır.

İyi bir yolculuk sadece ayaklarımızı değil, bakışımızı da değiştirmelidir.

ÇALIŞIYORUZ, AMA NİÇİN?

Her sabah kalkıyor, işe gidiyor, çalışıyor ve eve dönüyoruz. Elbette geçimimizi sağlamak ve ailemizin ihtiyaçlarını karşılamak önemlidir. Fakat insan zaman zaman kendisine şunu da sormalıdır:

“Yaptığım işten dünyaya nasıl bir iyilik kalıyor?”

Bir öğretmen yalnızca dersini bitirebilir veya bir öğrencinin hayatına dokunabilir. Bir esnaf yalnızca para kazanabilir veya dürüstlüğüyle insanlara güven verebilir. Bir yönetici makamını korumaya çalışabilir veya kendisine emanet edilen insanların hakkını gözetebilir.

Kur’an şöyle hatırlatır:

“İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.” (Necm, 53/39)

Önemli olan yalnızca çok çalışmak değil, neyin peşinde çalıştığımızı da bilmektir.

KÂİNATTA BİR ÖLÇÜ VAR

Kur’an, kâinatın başıboş ve ölçüsüz olmadığını bildirir:

“Şüphesiz biz her şeyi bir ölçüye göre yarattık.” (Kamer, 54/49)

İnsan da bu ölçüyü hayatına taşımaya çalışmalıdır. Adaletli olmak, dürüst davranmak, emanete sahip çıkmak, tabiatı korumak, insan hakkına dikkat etmek bu bilincin parçalarıdır.

Huzur, her istediğimizin gerçekleşmesi değildir. Huzur, hayatın gerçeklerini kabul ederek doğru, ölçülü ve sorumlu yaşamaya çalışmaktır.

KOKU UÇAR AMA İZ KALABİLİR

Kolonya kokusu birkaç dakika sonra kaybolur. Fakat insan hayatı sadece uçup giden kokulardan ibaret olmak zorunda değildir.

Bir insanla yaptığımız güzel bir konuşma bitebilir ama söylediğimiz bir söz onun hayatını değiştirebilir. Bir öğretmenin dersi sona erebilir ama verdiği bilgi yıllarca yaşayabilir. Verdiğimiz bir yardım unutulabilir ama bir insanın hayatında yeni bir başlangıç olabilir.

Ömür de geçecektir. Asıl soru şudur:

ÖMÜR GEÇTİĞİNDE BİZDEN GERİYE NE KALACAK?

Kur’an dünya hayatının geçiciliğini hatırlatırken insanı hayattan kaçmaya çağırmaz. Tam tersine, uyanık, sorumlu ve anlamlı yaşamaya çağırır.

Elimize döktüğümüz kolonya bize küçük ama önemli bir ders verebilir:

Kokuya sahip olamayız; ama o güzel kokunun farkında olabiliriz. Zamanı durduramayız; ama onu nasıl yaşayacağımıza karar verebiliriz. Hayatı kalıcı yapamayız; ama geçici hayatımızda kalıcı iyilikler bırakabiliriz.

NE ANLAMALIYIZ?

  • Dünya geçicidir; fakat yaptıklarımız değersiz değildir.
  • Geçici şeyleri kalıcıymış gibi görmek insanı yanıltabilir.
  • İbadetin amacı sadece yapmak değil, insanı değiştirmesidir.
  • Gezmek yalnızca fotoğraf çekmek değil, görmek ve düşünmektir.
  • Çalışmak yalnızca para kazanmak değil, fayda üretmek ve sorumluluk taşımaktır.
  • Zamanın geçmesini engelleyemeyiz; fakat zamanımızı nasıl kullanacağımızı seçebiliriz.
  • Hayatı “mış gibi” değil, farkında olarak yaşamak gerekir.

MERAKLISINA NOT

Kur’an’da dünya hayatının geçiciliği anlatılırken sık sık yağmur, yeşeren bitki ve ardından gelen kuruma örneği kullanılır. (Yûnus 10/24; Kehf 18/45; Hadîd 57/20) Bu benzetmenin amacı dünyayı kötülemek değil; insanın geçici olanla kalıcı olanı birbirine karıştırmamasını sağlamaktır.

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website