Yazan: Fahri Sarrafoğlu

Bu satırların yazarı olan bendeniz Fahri Sarrafoğlu, 1984 yılında o zamanki adıyla Ankara Ü. Basın Yayın Yüksekokulu olan İletişim Fakültesinin 1.sınıfına başladım. Okulumuzun geniş bir salonu vardı. Yaklaşık 150 kişilik.  Okulda çok değerli hocalardan dersler alıyorduk. Prof.Dr Ümit Hassan Nermin Abadan Unat, rahmetli Ahmet Taner Kışlalı  ve Mümtaz Soysal gibi.  Bir gün Siyasi Düşünceler Tarihi dersinde Rahmetli Hocamız Ahmet Taner Kışlalı bir soru sordu: “ Ortodoksluğun merkezi Türkiye’dedir. Kim söyleyecek Türkiye’de Ortodoks Patrikhanesi nerededir? Cevap verene ilk vizesinden 100 vereceğim, “

Kendi kendime dedim ki, aaa böyle kolay soru olur mu? Elbette İstanbul’da ve elbette Fener semtindedir. Çünkü çocukluğumdan beri kaldığım yer orasıdır. Yüzlerce kez önünden geçmişimdir. Ama sınıfta bir sessizlik vardı. Kendi kendime dedim ki böyle kolay soru olur mu galiba cevabı bu değil, yoksa herkes parmak kaldırır.  Ama kimse kaldırmadı. Bir kişi hariç….Yok yok o ben değildim. Filistinli bir öğrenciydi, Gassan isminde. Aradan 30 yılı aşkın geçmiş ama hala ismi aklımda bakın. Hocam, dedi. İstanbul Fener’dedir. Ortodoks Patrikhanesi. Ve tabi 100’ü de aldı.

İşte, o tarihten beri bendeniz hep üzülürüm. İçine kapanık, güvensiz, pısırık bir genç olarak üniversiteye başlamış ve doğru bildiğim bir sorunun cevabını sırf kendime olan güvensizliğimden dolayı  verememiştim. Bendeniz de tüm eğitimlerimde özellikle bu konu üzerine dururum. Türk gençliği ASLA PISIRIK OLMAMALI. ASLA İÇİNE KAPANIK OLMAMALI….İşte bunun için gayretlerimi devam ettiriyorum.

İslam eğitim tarihine baktığımız zaman, talebe yerine “ne dersin?” manasına bir kelime kullanılıyormuş.  Yani öğrenciler, hocalarına soru sorarken , “Bu meselede ne dersin?” diye sürekli soru sordukları için onlara “ne dersin?” manasına gelen “ma tekûlü?” deniliyormuş. Öğrenci hep soru sormaya teşvik ediliyor, sınıfta  aktif olması isteniyormuş. Bir de bugünkü günümüze bakalım, bu güzel uygulama adeta unutulmuş. Ders anlatma telaşı içinde bir hoca, müfredatı yetiştirmeye çalışan bir eğitimci ve ders geçmeye çalışan not derdine düşen bir öğrenci. Hayır, bu elbette yanlıştır. Bu şekilde bir eğitim pısırık bir öğrencinin yetişmesine sebep olur.

Ibni Abbas (r.a)’a “Bu ilmî seviyeye nasıl ulaştın?” diye sorulunca cevap olarak , “Çok soru soran bir dil, çok düşünen bir kalp ile” cevabını vermiştir. Soru sormak öğrenmek isteyenler kadar,  ilim dağıtan âlimler ve ebeveynler için de son derece önemli. Zira soru sormak sadece öğrenilen bilgiyi kontrol için değil, öğrenilmek ya da öğretilmek istenen bilgiye zihinde yer açmak ve zihni sıra dışı şeylere zorlamak için de önemlidir.(Kaynak: http://insanvehayat.com/etkili-soru-sorma-sanati/)

Kısaca: Kuranda soru ile başlayan yüzlerce ayet vardır. Bir eğitim metodu olarak Allah C.C. kendisi bizzat soru sormuş ve soru sorarak insanların düşünmesini emretmiştir.

Siz hiç düşünmüyor musunuz?” (Ali İmran Suresi | 65)

“…Hâlâ akıllanmayacak mısınız?” (Enam Suresi | 32) …. [Bkz…. Araf Suresi | 169, Yunus Suresi | 16, Hud Suresi | 51, Yusuf Suresi | 109, Enbiya Suresi | 10, Enbiya Suresi | 67, Müminun Suresi | 80, Kasas Suresi | 60, Saffat Suresi | 137, Yasin Suresi | 68, Enam Suresi | 32, Hadid Suresi |17]

“…DÜŞÜNEN BİR TOPLULUK İÇİN âyetleri böyle ayrı ayrı açıklıyoruz.” (Rum Suresi,28)

“Yine şöyle derler: “Eğer kulak vermiş veya AKLIMIZI KULLANMIŞ OLSAYDIK, şu alevli ateştekilerden olmazdık.” (Mülk Suresi, 10)
“ALLAH AKILLARINI KULLANMAYANLARIN üzerlerine pislik yağdırır.” (Yunus Suresi, 100)
Düşünmeye çağıran Kuran aynı zamanda da sorgulamaya da davet etmektedir.
Kuran evrenin yaratılışını sorgulamamızı ister (Enbiya Suresi, 30)
-Kuran insanın yaratılışını sorgulamamızı ister (Kıyame Suresi , 37)
-Kuran atalarımızın dinini sorgulamamızı ister (Bakara Suresi, 170)

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website