Yazan: Fahri Sarrafoğlu

Yıllar yıllar önce siz deyin 50  yıl ben diyeyim 70  yıl önce başlayan bir hikaye bu. Dedik ya bu hikaye, ne zaman olduğuna, kim olduğuna değil, biz hikayeden alınacak dersimize bakalım değil mi? İşte hikayemiz başlıyor.  Yıllar önce İstanbul’dan kalkan bir yük gemisi 30 personeliyle Malezya’ya doğru yola çıkar. Malezya’ya hem yük götürecek hem de gelirken İstanbul’a aynı ülkeden yük getirecektir. Bu gemide çalışan neşeli, esprili yani hani derler ya meddah tipli bir aşçı Şükrü Efendi vardır.  Şükrü Efendi, personelin adeta babasıdır. Uzun gemi yolculuğunda ki gidiş-geliş neredeyse üç ayı bulmaktadır. Yolculuk uzun olduğu için gemide çalışanlar birbirleri ile arkadaşlıktan da öte kardeş oluyorlar adeta.  Ama konumuz, gemideki detaylar değil. Şükrü Efendi’nin adı gibi şükür ehli olması ve İstanbul efendiliğidir. Şükrü Efendi, her hal ve hareketinde vakar ve beyefendiliği ile herkesin sevgisini kazanmıştır. Pişirdiği yemekler beğenilerek yenilmekte onun yemek sırasında yaptığı manevi sohbetler gemi çalışanlarına adeta bir nefes gibi gelmektedir.  Şükrü Efendi yıllardır bu gemide çalışıyor, yaşı da 60’ı geçmiştir. Yolculuk bu der,  her seferinde gemi sefere çıkmadan hem ailesine hem de çalışanlarına ve gemi kaptanına vasiyet eder.

“Emri hak vaki olursa aman ne olur, ben nerede ölürsem oraya defnedin. Mezarıma da bir Türk bayrağı dikin yeter. Cesedimi tekrar İstanbul’a getirmek için uğraşmayın.“ Evet, bunu her gemi sefere çıkmadan hatırlatır, hatta yazılı vasiyetini de üzerinde bulundurur. Bunu ailesi de bilmektedir. Onun farklı bir kişi olduğunu bildikleri için gemi kaptanı da fazla üstelememiştir, böyle bir vasiyet nedendir diye. Hem kimin ne zaman öleceğini kim bilir ki. Ama işte kader, bu son seferde gemi Malezya’nın yakın adalarına doğru yaklaştığı sırada Şükrü Efendi Hakkın rahmetine kavuşmuştur. Personel kahvaltı için salona gelirler. Kahvaltının hazır olmadığını görünce onun kamerasına giderler. Ve kendisinin sabah namazını kılarken secdede iken vefat ettiğini anlarlar.

Tabi çok üzülürler, herkesi hüzün kaplamıştır. Ama emir Hak’tan gelmiştir. Yapılacak bir şey yok defnedilmesi gerekiyor. Ortada vasiyet de vardır, onlarda vasiyet üzere en yakın ıssız bir ada gibi duran bu kara parçasının denize en yakın yerine defin işlemini yaparlar. Mezarın üzerine de Türk bayrağını dikerler. Olay ailesine haber verilir. Şükrü Efendi’nin o zamanlar üniversitede okuyan bir oğlu vardır.  Şükrü Efendi’de zaten  ilerlemiş yaşına rağmen oğlunun üniversiteyi okuması için çalışıyordu. Aradan yıllar geçer oğlu üniversiteyi bitirir, büyük bir şirkette işe başlar. Zamanla işinde ilerler ve genel müdürlüğe kadar yükselir. Bir gün iş seyahati için Malezya’ya gitmesi gerekir.  Tabi babası öleli neredeyse 10 yılı geçmiştir. Aklına düşer ve araştırır, sorar babasının çalıştığı gemi şirketinden babasının nereye defnedildiğini öğrenir ve  defnedildiği o adayı bulur. Malezya’dan bir tekne ile oraya gidip, babasının mezarını ziyaret etmek ister. Tabi duruyorsa, belki kaybolmuştur. Yıllar önceki mezar kim bilir belki de durmuyordur da ama o bir ümit der ve yola çıkar.

Tam babasının defnedildiği adaya gelir, gelir ama şaşırır. Adada deniz kenarında bir mezar ararken o bir türbe bulur. Türbenin önünde Türk bayrağı dalgalanmaktadır.  Yanında çeşme, hatta küçük bir de mescit vardır. Şaşırır!  Nasıl yani babasının mezarı bu mu? Türbeyi kim yaptırdı hem ne türbesi ki bu? Oldukça şaşırır ve mescide gider, imamı bulur. Niye geldiğini kısaca anlatır. İmam da çok şaşırır. “Demek o mezardaki Türk’ün oğlu sizsiniz” der. Ona sarılır,  izzet ikram eder ve cemaate de duyuru yaparak toplanmalarını sağlar. Şükrü Efendi’nin oğlu bu olup bitenlere şaşırmıştır. İmam da fark eder ve türbenin yapılış hikâyesini anlatmaya başlar:

“ Efendim yıllar önce, biz burada yaşayan iki kabileydik. Aramızda kavgalar hiç bitmiyordu. O kadar ki bu kavgalar yüzünden birçok kişi hayatını kaybetti. Bu türbenin olduğu yer o zamanlar iki köyün sınırının bulunduğu yerdi. Aramızda çözülemeyen ihtilaflar vardı. Bir sabah geldiğimizde babanın mezarını gördük. Önce şaşırdık kimin mezarıydı bu. Sonra Türk bayrağını gördük. Hangi ülkenin bayrağı ki bu diye? Araştırdık ki Türkiye’nin bayrağı imiş. Aramızda bulunan şu anda hayatta olmayan yaşlı bir büyüğümüz bu bayrağı hatırladı. Bunlar Osmanlı torunları dedi.Gözünden yaşlar akarak gidip evden bir bayrak getirdi. Bu getirdiği meğerse bir Osmanlı sancağı imiş.  Kendisi İngilizler tarafından Çanakkale’ye zorla götürülmüş bir İngiliz askeriydi aynı zamanda.  Çanakkale’de Türklere esir düşünce onun Müslüman olduğunu anlamışlar ve ona çok iyi davranmışlar. O’da yıllar sonra ülkesine dönerken bu Osmanlı sancağını getirmiş. İşte biz sabah senin babanın mezarını ve üzerindeki Türk bayrağını görünce yıllar önce Osmanlı’nın İslam’a hizmetini hatırladık. Bir de İngiliz’in bizi sömürmesini düşündük. Bu kavganın sebebi de bir İngiliz oyunuydu. Büyüklerimiz araya girdi ve aramızdaki yıllardır bitmeyen kavga babanın mezarı üzerine dikilen Türk bayrağı sayesinde son buldu. Hem Osmanlı’ya olan vefamızı göstermek hem de o zaman zorla götürülen ve şehit olan askerlerimizi hatırlamak için bu mescidi yaptırdık. “

Kısaca:

Enfal Suresi 62-63 ayet: “ Eğer seni aldatmak isterlerse bilmiş ol ki sana yetecek Allah’tır. O, seni bizzat kendi yardımıyla ve müminlerle destekleyen ve onların kalplerini uzlaştırandır. Şayet yeryüzündeki şeyleri tümüyle harcasaydın, sen onların kalplerini uzlaştıramazdın. Fakat Allah onların arasını uzlaştırdı. Şüphesiz O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Ali İmran Suresi 103.” Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz.”

2 thoughts on “Malezya’da küçük bir adada bulunan Türk bayrağının sırrı

  1. Fahri abi Allah sizden razı olsun sizin hikayelerinizden kıssastan ibret alıyorum selamlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website