Yazan : Fahri Sarrafoğlu

Hikmet Bey, emekli olmuştu. Yıllardır özlemini duyduğu ah bir emekli olsam da şöyle denize karşı bir evde otursam, balkonunda çay içsem diyordu. Nihayet 30 sene uğraştı, didindi ve tam da kendine göre lüks bir semt sayılacak yerde gönlüne göre bir ev satın aldı. Eee tabii diyeceksiniz lüks bir semtte bir emekli nasıl ev alıyor. Haklısınız, ama Hikmet Bey’in babasından da hatırı sayılır bir miras kalınca bu evi almak kolay olmadı. Evet, konuya gelelim, Hikmet Bey, pazar sabahı erkenden kalktı ve pazar keyfi için balkona çıktı. Balkonda  çayını yudumluyordu ki birden bir ses duydu :

-Lağımcı geldiiiiiiiiiii, lağımcııııı …Lağımlarınız acılırrrrr..

18-5

Hikmet Bey şaşırdı, kendi kendine söylendi. “Bu ne yahu, lüks bir semtteyiz, bu ne şimdi? Lağımcılık mesleği vardı ama yıllar öncesinde kaldı. Bu zamanda hem de bu lüks semtte ne lağımı?Lağımı tıkanan mı var ki? Hem tıkanan olsa bile arardı İSKİ’yi gelirler açardı. Bu adamda kimdi şimdi? Üff pazar pazar…”

Hikmet Bey, meraklandı,  “Lağımciiiiiiiiiiiiiiii ” diye bu sefer ince ve tiz bir sesle bağırdı adam. Yok, dayanamadı Hikmet Bey ve sacı sakalı bembeyaz olan fakat kendinden emin dik yürüyen bu adama mutlaka soru sormalıydı. Bu ne demek şimdi? Burada böyle bir şey olur muydu? Üstelik adamın elinde ne kürek, ne de demir vb ya da bir alet çantası da yoktu ki sadece bir “kepçe “ vardı. Evet, sadece bir “kepçe”.

“Hey hemşehrim bir dakika bakar mısın?” dedi. Yaşlı adam, gülerek baktı: “Buyurun efendim, sizin ki de mi tıkandı hemen acarız, ” dedi. Hikmet Bey: “Yok efendim buyurun bir dakika, yukarı gelir misiniz?” dedi.  Adamı, yukarı çağırdı ki bir çay ikram etmek, sonrada merak ettiği soruları sormak istiyordu. Yaşlı adam gülerek geldi, ve yine güzel bir yüzle oturdu, Hikmet Bey, ona çay ikram etti, ve sorularına hemen aceleyle başladı.
-Sevgili amcacığım, buralar lüks semtler, binaların çoğu yenidir. Lağım tıkanması olmaz buralarda. Ayrıca olsa bile İSKİ var artık. Gelir açar gider. Hem sizin alet çantanız yok. Neyle açacaksınız bu elinizde ki çorba kepçesi ile mi?
Yaşlı adam, çayından bir yudum aldı ve yine tebessüm ederek yavaş yavaş konuşmaya başladı.
“Efendim, öncelikle teşekkür ederim, bana iş verdiniz. Bakın, sayenizde bugün ilk siftahımı yaptım,” dedi. Hikmet Bey, şaşırdı: “İş mi verdim, ne işi? Benim lağım tıkalı değil ki, ” dedi. Yaşlı adam elindeki kepçeyi masanın üzerine koydu ve tane tane anlatmaya başladı:
“Benim işim sizin bildiğiniz tuvaletlerdeki tıkanmışlığı ya da pis su giderlerini açmak değil. İnsanların zihnindeki “tıkanmış düşünceleri” açmak,”  dedi.
“Tıkanmış düşünceler mi? Nasıl yani? ”
“Bakın, siz şimdi uzun yıllar çalıştınız ve burada mutluluğu arıyorsunuz, uzun yıllar sadece bunun hayali ile yaşadınız. Ve yaşadığınız yıllar boyunca birçok şeyi kaçırdınız, anı yaşayamadınız. İnsanları hevesinizin,  hayalinizin gerçekleşmesi uğruna belki kırdınız. Birçok görmeniz gereken güzellikleri kaçırdınız. Ve şimdi de hayat sizi boğmaya başladı. Tam mutlu olacağım dediğiniz anda mutluluk –huzur arıyorsunuz. İşte ben bunu açmaya geldim.”

Hikmet Bey, iyice şaşırmıştı, adamın dedikleri doğruydu. Hayatta tek bir şeye odaklanmıştı, emekli olmak, güzel lüks bir ev satın alıp, denizi seyretmek. Bunun için hanımıyla, çocukları ile, çalıştığı iş yerindeki mesai arkadaşları ile kavga bile etmişti. Hatta uzun seneler tatil bile yapmamış. Daha çok çalışmış, para biriktirmişti. Haklıydı, evet çok şey kaçırmıştı… Peki, şimdi ne olacaktı?

Sesli söylemişti bunu: ” Peki, şimdi ne olacak, nasıl açacaksın benim tıkanmış zihnimi? ”
“Çok kolay”  dedi yaşlı adam: “ kepçeyle “

Nasıl kepçeyle?

“Vererek” dağıtarak. Vermenin hazzını yaşayarak arınmış bir zihne ulaşacaksın. Bugüne kadar hep topladın, hep topladın. Hep zihni, bedeni bir depo gibi topladın ve adeta “çöp ev  “ yaptın. İşte şimdi bu çöp evi, temizleme zamanı. O da vererek olacak…Vererek….Elinden geliyorsa vererek, tebessümünü, zamanını, paranı, eşyanı, elbiseni, yediğini , içtiğini başkası ile paylaşarak. Evrenle bütünleşerek, evrensel bir insan olma yolunda niyet ederek. Allah seni dünyaya gönderdi ki “tekamül” et, kainatla bütünleş diye. Ama insanoğlu ne yaptı. Mal toplayarak, fantezi hayal ederek, sonsuz olanı geçiçi ile değiştirdi.” Adam bunları dedi, ve elindeki kepçeyi masaya bırakarak kalktı…”
Hikmet Bey: “Hey durun durun nereye gidiyorsunuz? ” dedi.
Adam: “Ben işimi yaptım, ücretimi de aldım, şimdi başka zihinleri açmaya gidiyorum…” Dedi, ve Hikmet Bey’in şaşkın bakışları arasında evden ayrıldı.
Hikmet Bey, denileni anlamıştı. Bir bardak çay ikram etmiş. Karşılığında ise çok hikmetli sözler almıştı. Hemen uygulamalıydı. O kepçe bir semboldü, hemen evdeki giymediği ne kadar eşya varsa ilk önce oradan başladı, sonra kitaplar sonra ….sonra mı? Sonra artık vermeyi öğrenmişti….

Kısaca:  Hayatımızı yaşarken neler kazandığımıza değil, neleri kaybetmeden, kırıcı olmadan hep üretimde olmaya dikkat edelim.

“Şüphesiz iyilik yapan, sadaka veren erkeklere ve sadaka veren kadınlara ve Allah’a güzel bir ödünç verenlere, verdikleri kat kat artırılır ve onlara şerefli bir mükâfat vardır.” Hadid 18.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website