Sokrates’in “soru sorarak doğurtma” yöntemi, bizim geleneksel Türk-İslam eğitiminde de tıpkı bir tohumu toprağa gömmek gibidir: Aslında her şey insanın içinde vardır; önemli olan onu sorularla sulayıp gün yüzüne çıkarmaktır. Medresede, dergâhta, Enderun’da uygulanan bu yöntemle âlim de derviş de “damlaya damlaya göl olur” diyerek soru sorup düşünerek yetişmiştir.
Kısacası: Soru sormayan yolunu şaşırır, soru soran özünü kaybetmez.
Sokrates metodu, bilgiyi doğrudan vermek yerine, insanın doğru sorularla hakikate kendi düşüncesiyle ulaşmasını hedefleyen bir eğitim yöntemidir. Bu yöntemde öğretici, bilgiyi aktaran kişi olmaktan çok, düşünmeyi yönlendiren rehber konumundadır.
Örneğin bir kimseye doğrudan “Adalet nedir?” diye tarif vermek yerine, onu düşündürecek sorular sorularak adalet kavramını kendi zihninde şekillendirmesi sağlanır.
Sokratik yöntemin esası, hazır bilgi vermek değil; insanı düşünmeye sevk ederek hakikati bulmasına yardımcı olmaktır.
DOĞURTMA SANATI (MAİEUTİQUE)
Sokrates, yöntemini annesinin mesleği olan ebeliğe benzetmiştir. Ebe nasıl çocuğu doğurmaz, fakat doğuma yardımcı olursa; öğretici de bilgiyi öğrencinin zihnine yerleştirmez, onun içindeki kabiliyet ve düşüncelerin ortaya çıkmasına yardımcı olur.
Bu sebeple Sokratik yöntem, “doğurtma sanatı” olarak da adlandırılmıştır.
SOKRATİK YÖNTEMİN TEMEL AŞAMALARI
- Soru sorma,
- Kişinin eksik veya yanlış bilgilerini fark etmesi,
- Hakikate kendi muhakemesiyle ulaşması.
Bu süreçte çeşitli soru türleri kullanılır:
- Açıklama soruları,
- Sebep ve delil soruları,
- Sonuç çıkarma soruları,
- Farklı bakış açılarını ortaya koyan sorular.
TÜRK-İSLAM EĞİTİM GELENEĞİNDE SORU VE TEFEKKÜR
Sokrates’in meşhur ettiği bu yöntem, İslam medeniyetinde asırlar boyunca daha derin ve daha kapsamlı bir şekilde uygulanmıştır. Çünkü İslam’da eğitim yalnızca bilgi öğretmekten ibaret değildir; insanı olgunlaştırma ve hakikate ulaştırma gayesini taşır.
İslam terbiyesinde esas olan kuru ezber değil; aklı, kalbi ve vicdanı birlikte çalıştırmaktır.
KUR’AN-I KERİM’DE DÜŞÜNMEYE TEŞVİK
Kur’an-ı kerim birçok ayet-i kerimede insanları düşünmeye, araştırmaya ve bilenlere sormaya davet etmektedir.
“Eğer bilmiyorsanız, bilenlere sorunuz.”
(Nahl Suresi, 43. Ayet)
Bu ilahi emir, Müslümanın öğrenme yolunda araştıran, soran ve hakikati arayan bir kimse olması gerektiğini göstermektedir.
Yine Kur’an-ı kerimde göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde tefekkür eden müminler övülmekte, insanın aklını kullanması teşvik edilmektedir.
İMAM GAZÂLÎ VE EĞİTİM ANLAYIŞI
Büyük İslam âlimi İmam Gazâlî hazretleri, eğitimi insanın içindeki kabiliyetleri ortaya çıkarma süreci olarak görmüştür.
Gazâlî’ye göre bilgi, dışarıdan zorla yerleştirilen bir şey değil; insanın fıtratında bulunan cevherlerin ortaya çıkarılmasıdır. Bu sebeple soru-cevap ve müzakere yöntemine büyük önem vermiştir.
Hakikate ulaşmak isteyen kimse, önce araştırmalı ve öğrendiğini delilleriyle kavramalıdır.
MEDRESELERDE MÜNAZARA GELENEĞİ
Klasik medreselerde dersler yalnızca hocanın anlatımıyla sınırlı değildi. Talebeler, müzakere ve münazara meclislerinde öğrendikleri bilgileri karşılıklı olarak tartışır, delillerini ortaya koyar ve yanlışlarını düzeltirdi.
Bu usul, düşünme kabiliyetini geliştiren önemli eğitim metotlarından biri olmuştur.
DERGÂHLARDA SOHBET USULÜ
Tasavvuf terbiyesinde de doğrudan emir ve nasihat yerine çoğu zaman sohbet yöntemi tercih edilmiştir.
Mürşidler, hikâyeler, temsiller ve sorularla müridlerini düşünmeye sevk etmiş; kişinin kendi kusurlarını ve hakikati bizzat fark etmesine yardımcı olmuşlardır.
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin Mesnevî’sindeki birçok kıssa bu yöntemin güzel örneklerindendir.
ENDERUN MEKTEBİNDE EĞİTİM
Osmanlı Devleti’nin seçkin eğitim kurumu olan Enderun’da öğrencilerin kabiliyetleri dikkatle takip edilir, her biri istidadına göre yetiştirilirdi.
Öğrenciler yalnızca ezber yapmakla kalmaz; soru-cevap, müzakere ve uygulama yöntemleriyle düşünmeye teşvik edilirdi.
Bu sayede devlet yönetiminde görev alacak kimseler analitik düşünme ve doğru karar verme kabiliyeti kazanırlardı.
SONUÇ
Sokrates’in ortaya koyduğu soru merkezli eğitim anlayışı ile Türk-İslam eğitim geleneğinde görülen müzakere, sohbet ve tefekkür esaslı öğretim arasında önemli benzerlikler bulunmaktadır.
Ancak İslam eğitim anlayışı, aklî gelişimin yanında ahlâkî ve manevî olgunlaşmayı da hedeflemesi bakımından daha kapsamlı bir mahiyet taşımaktadır.
İnsan, hazır cevaplarla değil; düşünerek, araştırarak ve doğru sorular sorarak olgunlaşır.
Bu sebeple ister Atina meydanlarında, ister medrese ders halkalarında, ister dergâhlarda veya Enderun mektebinde olsun; doğru sorunun hakikate giden yolun en önemli anahtarlarından biri olduğu kabul edilmiştir.