Razi: “Bilmek bildiğini bilmekle başlar”

Hazırlayan: Fahri Sarrafoğlu
Fahrettin Razi’nin esas ismi Muhammed bin Ömer’dir. Künyesi Ebû Abdullah ve Ebü’l-Meâlî, lakabı Fahreddin’dir.  Meşhur tefsîr âlimi. İsmi Muhammed bin Ömer’dir. Künyesi Ebû Abdullah ve Ebü’l-Meâlî, lakabı Fahreddîn’dir. Babasının vazifesi dolayısıyla “İbn-i Hatîbi’r- Rey Hatibinin oğlu” diye de tanınmıştır. Soyu Kureyş Kabîlesine ulaşmaktadır. 1149 (H.544) senesinde İran’da bulunan Rey şehrinde doğdu. “Râzî” lakabını doğum yerine nispetle almıştır. 1209 (H.606) senesinde Herat’ta vefât etti.

 

Üstün zekâsı, güçlü hafızası, etkili hitabetiyle tanınan ve VI. (XII.) yüzyılın en büyük düşünürlerinden biri olarak kabul edilen Fahreddin er-Râzî kelâm, fıkıh usulü, tefsir, Arap dili, felsefe, mantık, astronomi, tıp, matematik gibi çağının hemen bütün ilimlerini öğrenip bu alanlarda eserler vermiş çok yönlü bir âlimdir. Bundan dolayı “allâme” unvanıyla da anılmıştır. Soyundan gelenler içinde de âlimler yetişmiştir. Cemâleddin Aksarâyî ve Musannifek bunlardandır. Özellikle tefsir, kelam alanında önemli eserler meydana getirmiştir.  Fahrettin Razi ilme büyük önem vermiştir. Fahrettin Razi, kendini birçok alanda yetiştirmiş “hakikat yolcusudur”. Fahrettin Razi’yi kısaca bir cümle ile tarif etmek gerekirse O, Kuran-ı Kerim’deki şu ayetle birebir örtüşmektedir: “Allah yolunda cihad ederler. (Bu yolda) hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar…”(Maide Suresi: 54.ayet) O’na karşı birçok eleştiriler getirilmiş, taltifler yapılmış, hakaretlerle beraber bazen övgüler de yapılmış ama hiçbir şekilde yolundan etkilenmeden yoluna devam etmiştir.

GEZMEYİ SEVEN ALİM
Razi gezmeyi seven biri olduğu için aynı zamanda bu sayede birçok dini yerinde görüp, halkını da incelemiştir. Hiçbir dine karşı ön yargısı olmayan Razi, sosyolojik bir bilim adamı anlayışıyla dinler tarihi alanında eserler vermiştir. Milel ve Nihal kavramları insanların bağlı oldukları her tür inanç ve düşünce akımlarıyla sosyal, siyasal ve ideolojik gelenekleri kapsamaktadır. Bu yönüyle bu gelenek bağlamındaki çalışmalar, adeta bir kültür atlası gibi insanlığın kültürel mirasını tanıtmayı, tanımlamayı ve yer yer karşılaştırmalar yapmayı hedeflemektedir.

YETİŞTİĞİ DÖNEM: SELÇUKLU VE ABBASİLER DÖNEMİ
Razi, Emeviler dönemi ile kıyaslandığında Abbasiler döneminde daha rahat bir ortamda görüşlerini açıklayabilme imkânı bulmuştur. Büyük Selçuklu İmparatorluğu sınırları içinde yaşayan Razi, özellikle felsefe, mantık, tefsir konularında yaptığı birçok açıklamaları yaşadığı dönemde ciddi şekilde eleştirilmiş, hakkında reddiyeler yazılmış ama görüşlerini açıklamasına sınırlama getirilmemiştir. O da kendisi hakkında yapılan reddiye ve eleştirilere hep olumlu bakmış, herkesin görüşüne saygı duymuştur. Fahreddîn-i Râzî servetinin  büyük bir kısmını, Sultan Şihâbüddîn’e ödünç verdi. Daha sonra, ödünç verdiği malını teslim almak için Gazne’ye gittiğinde, Sultan Şihâbüddîn kendisine çok ikrâm ve iltifâtta bulundu. Buradan Horasan’a giden Fahreddîn-i Râzî ilimdeki yüksekliği sebebiyle, Sultan-ı Kebîr Alâüddîn Harzemşah Muhammed’in sevgi ve saygısını kazandı. Sultan sık sık ziyâretine giderdi. Bir müddet Herat’ta da bozuk bir inanca sâhib olan kerrâmiyye ve mensuplarının îtikâdlarının yanlış olduğunu delîlleriyle isbât etti. Bu hususta müslümanları aydınlattı.

KURU BİLGİ DEĞİL UYGULANABİLİR BİLGİYİ ÖNEMLİDİR
Kendilik bilinci her türlü bilgiyi önceler; kendini bilmeyen bir şeyi de bilemez; çünkü bilmek, bildiğini bilmekle başlar”, sözüyle kişinin bilgiyi öğrenmeden önce ya da bilgiyi araştırmadan, bilgiye ulaşmadan önce kişinin kendisini tanımasını ve önce kendisini keşfetmesini ister. Kişi özgürse bilgiye ulaşabilir, alabilir ve aldığı bilgiyi ulaşabilir. Razi’ye göre eğer kişi kendini tanımaz, kendini keşfedemezse ulaştığı bilgi, tıpkı çocuğun eline verilen bir pırlanta taş gibidir, onun kıymetini bilemez sadece saklamakla yetinir. Ne kendisine ne de başkasına bu pırlantadan fayda gelmez ta ki biri gelip de bunu elde edip, kullanana kadar. İşte bilgi de böyledir, her ne kadar bilgiyi öğrense de bilgiyi kullanmaya ehil değilse o sadece kuru bir yüktür.

İSTEMEYİ BİLMEK ÖNEMLİDİR
Razi’de öne çıkan bir başka önemli nokta ise onun Allah’tan istemeyi bilmenin de önemli olduğuna dikkat çeker. Yani, kendini bilen kişi ne isteyeceğini de bilir, ne isteyeceğini bilen kişi bunu kimden isteyeceğini ve nasıl isteyeceğini de bilir. Razi istemenin de Allah’ın iradesi ile olduğunu hatırlatır ve kul isterken bunun sonucunun da ancak Allah tarafından gerçekleştirebileceğine de iman eder. Yani başarıyı kendi üzerine almaz, “Bu ancak Allah’ın lütfundadır” denilmesini mutlak tavsiye eder. Kula düşen istemek, bu isteğine göre proje üretmek, ürettiği projenin gerçekleşmesi için ısrar veya araya aracı koyarak bunun gerçekleşmesi için Allah’tan gayri kişi veya başka yaratılmışlara bel bağlamanın yanlış olduğunu dile getirir.
RAZİ’YE GÖRE İNSANIN FİİLİ NASIL GERÇEKLEŞİR?
Fahreddin er-Razi’ye göre insana ait bir fiilin gerçekleşmesi için onun önce kesin bir karar vermesi ve bunu gerçekleştirecek gücünün bulunması gerekir. Kişinin karar vermesini sağlayan düşüncenin (tasavvurun) kalbinde doğması ise kendi kendine değil, Allah’ın yaratmasıyla gerçekleşir. Eğer bunların bir yaratıcı olmaksızın kulun kalbinde kendiliğinden meydana geldiği iddia edilirse bu takdirde bütün varlıkların bir yaratıcıya ihtiyaç duymadan kendi kendine meydana gelebileceğini kabul etmek gerekir ki bu bizi Allah’ın varlığını inkâra götürür. Şu halde kulun kalbine doğan düşünceleri yaratan Allah’tır. Fiil yaratılmış da olsa kişideki ‘güç ve irade ile meydana geldiğinden insan gerçek fail olur.

İNSAN İRADESİ ÖNEMLİ FAKAT YETERLİ DEĞİL
Razi, fiillerin vukuunda insanın iradesinin tek başına yeterli olmadığını belirtir. Ona göre fiillerin oluşumunda insan iradesinden önce onu irade eden Allah’ın mutlak iradesi devreye girer. Allah’ın mutlak iradesi ile beraber fiil öncesinde kalbe aniden doğan düşünce, kudret, sebepleri de yine Allah yaratır. Allah’ın insanda düşünce irade, kudret, kast, azın ve güç gibi unsurları yaratması sonrasında insanın hadis olan iradesi ve gücünü kullanmasıyla fiil gerçekleşir. Durum böyle olunca Razi’ye göre bu fiillerin gerçek anlamda yaratıcısı Allah olmakta, dolayısıyla insanın yapıp ettiği şeyler Allah’ın kaza ve kaderi doğrultusunda meydana gelmektedir.

RAZİ VE KURAN-I KERİM
Razi, Kuran-ı Kerim’e sıkı sıkı bağlıdır. Kendisi bu bağlığını açıklarken kuru kuru bir taassupla değil, Kuran’ın vahiy diline vurgu yaparak dile getirmektedir. Kur’an evrenseldir, tüm insanlığa gelmiştir, Allah insanların da evrensel olmasını istemektedir. Razi’nin Kuran’ı Kerim’le ilgili görüşleri şöyledir: “Biliniz ki ben, ilim âşığıydım, doğru olsun yanlış olsun, bir şeyin ne olup olmadığını öğrenmek için pek çok şey öğrendim. Vallahi kelâm, akâid ilmi ile ilgili, doğru yanlış bütün itikâtları, filozofların görüşlerini çok tedkîk ettim. Ancak Kur’ân-ı kerîmde bulduğum faydaya eşit olanını hiçbirisinde görmedim. Çünkü Kur’ân-ı kerîm, Allahü teâlanın yüce kudretini ve azametini teslîm ve kabûl etmeye teşvîk ediyor, îtirâz ve karşı çıkmaktan, derin mücâdele ve münâzaradan men ediyor. Çünkü beşer aklı, derin ve anlaşılması zor meseleler arasında boğulup gitmektedir. Bu sebeple dînimizin bildirdiklerini aynen kabûl edip, üzerinde konuşmamak en sâlim yoldur.”

Razi, genellikle akaidde Eş’arî, fıkıhta Şafiî mezhebine bağlı olmakla birlikte bazı konularda mezhebine muhalefet edip Mu‘tezilî görüşleri benimsemiştir. Razi hiçbir zaman sabit fikre sabit olmamış kendisini yenileyen ve kendisini geliştiren biri olmak için çalışmalar yapmıştır.

RAZİ’YE GÖRE PEYGAMBERLERİN GÖREVİ ÖNEMLİDİR
Râzî’nin sosyolojik ispatına göre insan, tabiatı gereği medenî olan ve toplum içinde yaşamaya mecbur kalan bir varlıktır. İnsan her okuduğunu anlayamaz, her bilgiye ulaşamaz. Peygamberler “hikmet” yani bilgiyi kullanma açısından farklı olduğu için toplum için mutlaka gereklidir. (el-Mebâĥiŝü’l-Meşriķıyye, II, 555-556).

FELSEFEYİ KELAMA SOKAN BİR ALİM
Fahreddin Râzi, felsefeyi kelama sokmakla, kelama Aristoteles geleneğine göre bir yön vermiştir. Böylece İslâm dünyasmı etkilemiş ve Eş’ari mezhebi’nin yayılmasına sebep olmuştur.

Kaynaklar
http://isamveri.org/pdfdrg/D03701/2012_6/2012_6_GUNDOGARH.pdf
http://www.davetci.com/d_biyografi/biyografi_frazi.htm
http://isamveri.org/pdfdrg/D01949/2000_7/2000_7_ISIKH.pdf
http://dergipark.ulakbim.gov.tr/da/article/viewFile/5000151560/5000137516

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website