Yazan: Fahri Sarrafoğlu

Çocukluğum Aksaray’ın güzel bir mahallesinde geçti. Yıllar önce tabi, şimdi ki gibi her köşe başında marketler, bakkallar ya da manavlar yoktu. Hele hele alışveriş merkezi hiç yoktu. Bundan 30 -35 sene öncesinden bahsediyorum. İşte o günlerde eve bir ihtiyaç gerekiyor, bir şey kalmadı mı evde ancak çarşı dediğimiz, mahalleye epey uzak olan yerden alınır, gelinirdi. Haftalık alışverişler de mutlaka pazardan yapılırdı. Ama pazardan ne alınır: Çoğunlukla mevsim meyveleri ya da mevsimlik sebzeler . Neden mi? Çünkü kışlık olan kuru bakliyat gibi gıdalar ya da patlıcan, kabak gibi sebzeler zaten yazdan kurutulduğu için bugünkü gibi çarşıdan gidip de taze kabak alamazdınız.

Evet, fazla uzatmadan hemen konuya gelmek istiyorum. 10 yaşındayım, aylardan Aralık ayı ve hani derler ya diz boyu kar var. Ama eyvah evde yemek yapacak bir şey yok. Neden yok, bitmiş ve imkân yok ki gidip alalım. Ama Rahmetli Büyükannem,  şu kelimeyi hiç sevmezdi hem de hiç. “YOK “kelimesi … Ya da “KALMADI” kelimesini. Bir şey isteyecek de siz de yok Büyükanne diyeceksiniz ya da BİTMİŞ… KALMAMIŞ diyeceksiniz… Çok kızar, “Hele araştırın vardır, vardır, “derdi. Gerçekten de sağa sola bakarız aa bir tane kenarda kalmış olur, mutlaka. ” İyi bakmıyorsunuz, tedarikli değilsiniz” diye bizlere kızardı.  İşte anlatacağım hikâyemiz yine Büyükannemle ilgili: “Bir kış günü, günlerden pazar, dışarısı oldukça soğuk. Dahası öğleye de misafir gelecek. Annem telaşlı. Niye? Evde yemek yapacak bir şey yok. Çünkü alınanlar bitmiş ertesi gün pazara çıkılacak nasılsa alınır diye. Ee, evde yemek yapılacak bir şey yok diye nasıl denecek şimdi, büyükanneme, yok ya da kalmamış diye. Eh işte onu demek de bana düştü. “Büyükanne evde yemek yapacak malzeme yokmuş, misafirler gelmese mi ki?”

Vay ! Sen misin bunu diyen, şeklinde bir kızma beklerken büyükannem hiç konuşmadı. Atkısını aldı ve benim de üstümü giydirerek kaptığı bir keserle doğruca bahçeye gittik, evet bahçeye. Üstü karlarla örtülmüş. Hasattan sonra üstü karlardan gözükmeyen bahçeye.

Büyükannem elindeki keserle karları kazdı ve aaa patates buldu.  Gitti biraz daha kazdı soğan buldu, başka bir yere gittik oradan da turp buldu. Ben çocuk olduğum için rahat rahat soruyordum tabi, büyükanne bunlar yazın hasatta toplamadık mıydı, …Evet topladığınızı sandınız, bir kısmını aldınız bir kısmını almadınız. Ama bak burada işte. Unutma, her nimetin kıymetini bileceksiniz. Bol olunca nasılsa var diye görmüyorsunuz, yok diye de aramıyorsunuz. Unutmayın yok deyince, yok olur. Yok demeyin, arayın Allah size yardım eder, bulursunuz. Yeter ki dilinizde onun zikri olsun…

İnsanın içi de böyledir, sevgili dostlar, içimizde de o kadar çok cevher var ki, yok diyoruz, ben yapamam, ben edemem. Hayır yeter ki kendimizi tanıyalım. Peygamber (s.a.v) Efendimiz ne diyor “Nefsini bilen Rabbini bilir”

Kısaca: Sevgili dostlar, bizlerde öyle değil miyiz, olunca bol bol harcıyoruz, şükrünü tam eda edemiyoruz. Ama yok demeyelim inşallah olacak, inşallah gelecek diyelim.

Bakara Suresi :152 –         O halde beni anın, ben de sizi anayım. Bana şükredin de nankörlük etmeyin.

Nisa suresi : 147 Eğer şükreder ve iman ederseniz Allah size niye azap etsin ki? Allah, şükredenlerin mükafatını veren ve her şeyi bilendir.

Nahl suresi 144: Artık Allah’ın size rızık olarak verdiği şeylerden helal ve temiz olarak yiyin. Allah’ın nimetine şükredin, eğer gerçekten O’na ibadet edecekseniz.

3 thoughts on “Dilinizden ve zihninizden “yok” kelimesini çıkartın

  1. Güzel paylaşım ve çalışmalarınızla olumlu enerjinin yayılmasını sağlıyorsunuz, hep birlikte daha güzel, mutlu ve sevgi dolu gün ve anlarda buluşmak dileğiyle. Hoşça bakınız zatınıza.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website