Yazan: Fahri Sarrafoğlu

Hacer Hanım,  İstanbul’a oğlunu, gelinini ve torunu Hasan’ı  görmeye gelmişti. Birkaç gün kalacak böylece torunu Hasan’la da hasret giderecekti. Oğlu ve gelini ona çok  ilgi ve alaka gösterip her seferinde daha çok kalmasını istemelerine rağmen O, bahçesinden ayrılmak istemez bir an önce köyüne dönmek arzusunda olurdu. Hem köyde kimin hastası var, kim dara düşmüş,  bir ihtiyacı var hemen Onu bulurlar, Ondan destek alırlardı. O nedenle Hacer Hanım, bu tür gezileri kısa tutardı.

Evet, Hacer Hanım eve gelmişti ama evde biraz limonilik esiyordu. Sanki oğlunun da, gelinin de suratı asıktı ve rol yapıyorlardı. Gülümsüyorlardı ama bu gülümseme pek de samimi değildi. Yoksa kavga mı etmişlerdi de kendisi üzülmesin diye belli etmiyorlardı ya da başka bir sıkıntıları mı vardı? Neyse,  Hacer Hanım, nasılsa anlaşılır deyip fazlaca da üzerinde durmadı.

Oğlu Tamer ile gelini Tuğba’nın her ne kadar gülseler de içlerinde söyleyemedikleri bir sıkıntı olduğu belli idi. Ve nihayet ikisi de dayanamayarak annelerine açıklamaya karar verdiler. Önce Tamer  başladı anlatmaya:  “Anneciğim bizim iş yeri taşınma kararı aldı, eve çok uzak. Tuğba’nın da iş yerinde eleman çıkartıyorlarmış tedirginiz. Ya Tuğbayı’ da işten çıkartırlarsa? Bu evi yeni almıştık biliyorsun, taksitlerini ödüyoruz. Şimdi O da işten ayrılırsa ne olacak. Hasan’ı yuvaya götürüyorduk onun parası var, benim iş yerim epey uzak tekrar  bir yol masrafı daha çıkacak. Eğer yeni iş yerine gitmezsem bu sefer benim başka  bir iş bulmam lazım…” Hacer Hanım gelini ve oğlunun söylediklerini dinledi. Hep şikâyet ediyorlardı, varsayım üzerine hareket ediyor, ya şöyle olursa böyle olur ne yaparız, ya böyle olursa şöyle olur ne yaparız? Hep bir tedirginlik ve hep bir kaygı hali vardı…

Hacer Hanım, hiç cevap vermedi ve doğru mutfağa gitti. Yıkanmak üzere mutfak tezgâhı üzerinde duran bulaşıkları aldı gelini ve oğlunun şaşkın bakışları arasında banyoya götürdü ve yavaş yavaş çamaşır makinesine yerleştirmeye başladı. Oğlu şaşkın şekilde sordu, anne ne yapıyorsun? Hacer Hanım ise, ne yapıyorum, görmüyor musun, bulaşık yıkayacağım gelinime yardım ediyorum, zaten yoruluyor ben de bulaşıkları makineye yerleştireyim de yıkansın. Sonra banyodan yıkanacak kirli çamaşırları aldı ve onları da bulaşık makinesinin içine koymak üzere makinenin kapağını açtı. Gelini bu sefer şaşkınlıkla sordu anne, bulaşık makinesinde çamaşır, çamaşır makinesinde bulaşık yıkanır mı?

Yıkanmaz elbet, yıkanmaz canım kızım bunu ben de biliyorum. Ama size akılda kalması için böyle yaptım. Canım evlatlarım. Allah insanları fıtrat üzere yaratmıştır. Yaratılış sebebi bellidir. Bize düşen ilahi yasalara uymak, onun gösterdiği rotayı takip etmektir. Sizler ne yapıyorsunuz, kendiniz bir yol oluşturup, oradan gitmeye çalışıyorsunuz. Eee öyle olunca da tıpkı benim az önce yaptığım gibi bulaşık makinesinde çamaşır, çamaşır makinesinde bulaşık yıkarsınız. Aynı şey ne fark eder. Yapmanız gereken ilahi yasalara tabi olup, varsayımlarla değil, kaygı ve korkularla değil Allah’a tevekkül ederek güne başlamak, Hakka güvenerek, işinize devam etmektir. Allah sizin her halinizden haberdardır.

Tamer ve Tuğba  annelerinin ne demek istediğini çok güzel bir örnekle anlamışlardı. Olmayacak, ya da olmamış şeyler için dertleniyorlar anı yaşamayı da unutuyorlardı.

KISACA:

Rum Suresi/30.ayet “O halde yüzünü, Allah’ı bir tanıyarak dine, Allah’ın insanları üzerine yaratmış olduğu fıtratına doğrult. Allah’ın yaratışında değişiklik bulunmaz. Dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler. “

Bakara Suresi 216.ayet: “Hoşunuza gitmese de savaşmak size farz kılındı; mümkündür ki nefret ettiğiniz bir şey sizin için iyi olabilir ve yine mümkündür ki hoşlandığınız bir şey de sizin için kötü olabilir: Allah bilir, ama siz bilmezsiniz. “

“Sana gelen her iyilik Allah’tandır. Başına gelen her fenalık ise senin kendi nefsindendi.”(Nisa, 4/79).

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website