Yazan: Fahri Sarrafoğlu

Yusuf Bey, etrafında sevilen, sayılan bir iş adamıydı. İşlerini epey büyütmüş, yurt içinde ve yurtdışında başarılı işler yapıyordu. İnsanlara faydalı oluyor, yanında yüzlerce kişi çalıştırıyordu, bundan dolayı mutluydu.  Ailesi ve çevresine zaman ayırıyor, hayatın içinde herkese elinden geldiğince de yardım etmeye gayret ediyordu. Gel gelelim, hayatın başarı basamaklarını adım adım tırmanmış, birçok güçlüklere göğüs gererek ayakta durmayı başarmış olan Yusuf Bey’in bu günlerde kendisine bile söyleyemediği bir sıkıntısı vardı.

İşyeri Kapalıçarşı’ya yakın olduğu için Nuruosmaniye Cami şadırvanında abdest almış henüz namaz vaktine daha vakit varken, camiye gidip bir kenarda tefekküre dalmıştı. O kadar dalmıştı ki yanına gelip selam veren Fahrettin Bey’i görememişti. Fahrettin Bey’i yakından tanıyordu çünkü ikisi de üniversiteyi İstanbul’da okumuşlardı. Kendisi işletmeyi bitirirken,  o da İlahiyat Fakültesini bitirmişti. Aynı evde 5 yıl birlikte kalmışlardı.  Dostlukları da o zamandan beri devam ediyordu. Yusuf Bey, kardeşi gibi sevdiği Fahrettin Bey’i karşısında görünce gözü parladı, sevindi hiç yapmadığı bir şekilde kucakladı. Hani çölde susuz kalmışken su bulmanın sevincini yaşıyordu. Kardeşi gibi sevdiği Fahrettin Hoca ona bir çare bulurdu belki, içinden böyle düşünmüştü.  Fahrettin Bey, ilahiyatı bitirmiş ve tasavvuf alanında akademik çalışmalar yapmış biriydi. Bir üniversite de öğretim üyeliği yapıyordu.  Camide oldukları için sessizce konuşmaya başladı. İçindeki sıkıntılarını anlattı. Son zamanlarda hayattan artık hiç zevk almıyordu. Psikologa gitmiş, psikiyatriste  de gitmiş ama bir türlü çare bulamamıştı. Hala içindeki, kendisinin de tarif edemediği bir sıkıntıyla yaşıyordu. Gece uyuyamıyor, uyanmak istediğinde ise uyanamıyordu. Gözü açık ve uyanık olmasına rağmen yataktan da çıkmak istemiyordu. Kendi kendini adeta emekli etmek ister gibi bir hali vardı. Hani derler ya ununu eleyip eleğini asmak gibi. Hoş bunu da yapmıştı. Tüm işlerini CEO denen, profesyonel yöneticilere bırakmış Karadeniz yaylalarında bir ay kadar kalmak için gitmiş, fakat ancak bir hafta dayanabilmişti. Yalnız kalmak da ona çare olmamıştı. Sıkıntısı nereye gitse, onun yanında gidiyordu işte.
Fahrettin Bey, büyük bir dikkat ve sükûnetle arkadaşını dinlemiş ve hiç cevap vermeden camide bulnuan Kuran-ı Kerim dolabından bir Kuran-ı Kerim alıp, Beled Suresini açmıştı. Şu ayeti okudu arkadaşına:
Fakat o, sarp yokuşu aşamadı. O sarp yokuş nedir bilir misin? Köle azat etmek veya açlık gününde yakını olan bir yetimi yahut aç açık bir yoksulu doyurmaktır. “  Ve ekledi, Fahrettin Bey, Yusuf Bey’e dönerek. Kardeşim sen de “köle” azat et rahatla,”  dedi. Yusuf Bey, arkadaşına şaşkın şaşkın baktı: “ Ne yani benden bir köle mi azat etmemi istiyorsun, hem de bu zamanda. Şaka mıydı bu? ” Ama Fahrettin Bey, ciddiydi. “Evet, kardeşim bir köle azat et, hem de çok değerli bir köle azat et. ” Ve devam etti: “ İnsan bugün evrensel olması gereken bu dünyada tutturmuşlar bir KÜRESELLEŞME diyerek EVRENSEL OLAN İNSANLIĞI elbirliği ile öldürmeye çalışıyorlar. Herkesi modern köle haline getirmeye çalışıyorlar.  Tüket, hem de ihtiyacın olmayanı tüket. Tüketmek ve harcamak için daha çok kazan, daha çok çalış. Sağlığını kaybedene kadar… Rabbimiz bize ne diyor, nefsinizi eğitin, terbiye edin diyor. Terbiye edin de RUHUNUZU –NEFSİN-BEDENİN ELİNDE ESİR OLMAKTAN-KÖLE OLMAKTAN KURTARIN DİYOR. Şems Suresinde diyor ki, “Nefsini eğiten, terbiye eden felaha ermiştir, onu eğitmeyen de helake ermiştir diyor. O zaman sevgili kardeşim bize düşen RUHUMUZU kölelikten kurtarmaktır. Ruhumuzu, nefsin ve bedenin elinden AZAT ETMEKTİR. İşte “köle azat etmek” budur.

Yusuf Bey,  arkadaşı Fahrettin Bey’in dediklerini düşündü. Gerçekten öyleydi. Çalışması, yemesi, içmesi, giymesi, her şeyi modaya göreydi. Kendi zevkine göre değil. Etrafın, kapitalizm dedikleri kuralları başkaları tarafından önceden belirlenmiş oyunu oynamak zorundaydı. O zaman önce bu oyundan kendisini yani RUHUNU özgürleştirmenin yolunu bulmalıydı…  Ve içi biraz da rahatlayarak hemen sordu: “Peki, nasıl ?” dedi. ” Nasıl, ruhumu özgürleştirip, nefsimin elinden azat edebilirim.?”

Fahrettin Bey’de Tin Suresini hatırlatarak, kısa ve öz şu cevabı verdi: ” Allah insanları tekâmül üzere yaratmıştır. Ahsen-i takvim üzere yaratmıştır. Ondan istenen de nefsin eğitimidir. Sen önce kendinin farkına var, egonun emrini değil, nefsin isteklerini değil, ilahi yasaların yani Allah C.C isteklerini öne al.”

Kısaca:
Allah, arınmak isteyenleri sever.” (Tevbe 108)
Kim temizlenip arınırsa, artık o kendi nefsi için temizlenip arınmıştır. (Fatır-18)
Andolsun insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu biliriz. (Kaf 16)
Doğrusu biz insanı en güzel biçimde yarattık. Sonra onu aşağıların aşağısına çevirdik. (Tin 45)
Ey Âdemoğlulları, içinizde size ayetlerimi haber veren elçiler geldiğinde, kim sakınır ve (davranışlarını) düzeltirse onlar için korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaktır. (Araf -35)

3 thoughts on “Bir köle azat etmek mi? Bu zamanda mı?

  1. YAPILMASI ELZEM OLAN BİRİNCİ KUTSAL VAZİFE BU OLMALI BU ZAMANDA… TEŞEKKÜR DUÂ ve SELÂM ile..

    • Allah razı olsun başkalarını degil de önce kendimizi düzeltmeye başlamak ilk adım olabilir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website