Bir gününüzü defalarca kez üst üste yaşasanız, birçok denemenize rağmen bu durumu kıramasanız ne yapardınız ?
Bu bir işaret mi, yoksa bir kıyamet mi ?
”Bugün Aslında Dündü” filmi işte tam da bu noktaya değiniyor.
keyifli bir okuma diliyorum.
1. Filmin Künyesi
Yönetmen: Harold Ramis
Yapım Yılı:1993
Tür:Fantastik, Komedi, Dram, Romantik
Oyuncular:Bill Murray, Andie MacDowell, Chris Elliott
Süre:101 Dakika
2. Karakterler ve Rolleri
+Phil Connors (Bill Murray): Hikayenin merkezindeki alaycı ve narsist televizyoncu. Zaman döngüsünü ilk başta hedonist arzuları, bilgi hırsızlığı ve kendi çıkarları için kullansa da zamanla derin bir varoluşsal kriz yaşayarak gerçek insanlığı ve dönüşümü tadacaktır.
+Rita Hanson (Andie MacDowell): Phil’in yeni yayın yapımcısı. İyimser, içten, edebiyata ve insani değerlere önem veren bir kadındır. Phil’in döngü boyunca ulaşmaya, anlamaya ve layık olmaya çalıştığı saf sevgiyi ve erdemi temsil eder.
+Larry (Chris Elliott): Ekibin kendi halindeki kameramanı. Phil’in sürekli aşağılamalarına ve kaprislerine maruz kalan ama işini yapmaya çalışan, kasabadaki sıradan ve samimi insan prototiplerinden biridir.
3. Kısa Özet
Kibirli, bencil ve çevresindeki insanları küçümseyen hava durumu spikeri Phil Connors, her yıl düzenlenen geleneksel “Köstebek Günü” festivalini takip etmek amacıyla küçük Punxsutawney kasabasına gönderilir. Görevini nefret ederek tamamlayan Phil, ani bir kar fırtınası nedeniyle kasabada mahsur kalır. Ancak ertesi sabah saat 06:00’da uyandığında, takvimin ilerlemediğini ve aynı günü (2 Şubat) tıpatıp yeniden yaşadığını fark eder. Phil, ne yaparsa yapsın her sabah aynı şarkıyla aynı ana uyanacağı gizemli bir zaman döngüsünün içine sıkışmıştır.
4. FİLMİN SEMBOLİK DİLİ: NEFİS VE İŞARET TAŞLARI
Filmin dramatik yapısı, başkarakterin nefsani arzularından sıyrılıp hakikate ulaşma yolculuğunu çok güçlü sembollerle örer. Phil Connors, hikayenin başında kibrin ve bencil egonun yeryüzündeki vücut bulmuş halidir. Zaman döngüsünün getirdiği “cezasızlık” konforunu fark ettiğinde, sınır tanımadan nefsinin kölesi olur; sonuçlarını düşünmeden önüne gelen her şeyi yer, içer, günübirlik hazların ve bencil arzularının peşinden koşar. Ancak her istediğini yapabildiği bu sınırsız hedonizm alanı, onu özgürleştirmek yerine derin bir anlamsızlığa ve ruhsal bir ölüme sürükler. Phil’in her şeyi pervasızca tükettiği bu ilk evre, insanın sadece arzularıyla yaşadığında kendi yarattığı cehennemde nasıl mahsur kalacağını gösteren bir “nefis” sembolüdür.
Phil’in bu zamansal hapishaneden kurtuluşu ise etrafındaki sıradan dünyayı ve insanları birer “uyarıcı işaret” olarak okumaya başlamasıyla gerçekleşir. Kaldığı pansiyondaki kahvaltıyla ilgilenen o sevimli yaşlı kadın, kapıyı açtığında karşılaştığı şişman adam, yolda yürürken sürekli önüne çıkan eski arkadaşı sigortacı Ned, Ned’den hemen sonra adımını attığı o çamurlu su çukuru ve kendisinden her gün sadaka isteyen evsiz ihtiyar… Bunların hiçbiri rastlantısal can sıkıcı detaylar değil; Phil’i gaflet uykusundan uyandırmak ve onu hakikat zeminine çekmek için tasarlanmış varoluşsal aynalardır. Phil, ne zaman ki o çamurlu çukura basmamayı öğrenir, sigortacıyı samimiyetle kucaklar ve o evsiz adamın ömrünü uzatabilmek için çırpınır; işte o zaman bu sembollerin dilini çözmüş olur. Karşılaştığı her insan, onun narsist kabuğunu kırıp “hayata yeniden dönmesini” sağlayan kozmik birer işaret taşıdır.
5. BİR ARAFTA KALMA HİKAYESİ
Felsefi açıdan bakıldığında film, “dün aslında bugündü” dedirten o kısırdöngüyle bize modern bir Araf tasviri sunar. Bu Araf, özellikle narsistik kişilik örüntüsüne sahip, kendi kibrinin kozasında sıkışmış bireyin hapishanesidir. Başkarakter profesyonel hayatında ne kadar başarılı, kariyerinin zirvesinde olursa olsun ya da etrafında ne kadar yoğun bir insan kalabalığı bulunursa bulunsun, içsel dünyasında derin bir yalıtılmışlık ve zamansal bir donma yaşar. Kendini merkeze alan ve çevresini sadece kendi egosunu besleyen birer figüran olarak gören narsist insan için zaman, ileriye akan bir nehir değil, her sabah aynı azapla uyanılan durağan bir ”Araf kuyusudur.” Dolayısıyla film; alkışlara, statüye ve kalabalıklara rağmen ruhsal olarak bir adım bile ileriye gidemeyen modern insanın, kendi ördüğü o görünmez Araf duvarlarını yıkıp ancak bencilliğinden sıyrıldığı an hakiki anlamda “bugüne” ve “insana” kavuşabileceğini gözler önüne serer.
6. HAKİKAT YOLCULUĞUNU ENTELEKTÜEL VE MANEVİ REFERANSLARI
Phil’in bu Araf’tan çıkış çabasını, narsist kabuğunu kırışını ve zamanın illüzyonunu kavrayışını hem kutsal metinlerin hakikat dünyasında hem de felsefe tarihinin mihenk taşlarında okumak mümkündür.
Manevi Aynalar (Ayetler)
> “Şüphesiz ki bir kavim kendi içindeki özellikleri değiştirmedikçe Allah da onlarda bulunanı (hali) değiştirmez.” (Râ’d Suresi, 11. Ayet):**
Phil’in dış dünyadaki o boğucu zaman döngüsünü kırabilmesi, ancak iç dünyasındaki narsist karakteri, niyeti ve amelleri değiştirmesiyle başlayacaktır.
> ‘’…Gerçek şu ki, gözler kör olmaz, fakat göğüslerin içindeki kalpler kör olur.’’ (Hac Suresi, 46. Ayet)
Phil’in etrafındaki işaretleri, evsizi ve muhtaçları uzun süre göremeyişi, fiziksel bir eksiklik değil; kibrinden kaynaklanan ve döngü boyunca şifasını aradığı bir kalp körlüğüdür.
>’’Asra (zamana) yemin olsun ki, insan mutlaka ziyandadır. Ancak iman edenler, salih amel (iyi işler) işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna.”(Asr Suresi, 1-3. Ayetler)
Zaman, bencilce ve nefsin arzularıyla tüketildiğinde insanı büyük bir hüsrana uğratır; Araf’tan ve ziyandan çıkış ancak vaktini başkalarının iyiliğine adamakla mümkündür.
Felsefi Sütunlar (Düşünür Sözleri)
Friedrich Nietzsche (Ebedi Dönüş)
> ‘’Şu anki hayatını, yaşadığın ve yaşamakta olduğun haliyle, her detayıyla sonsuz kez yeniden yaşamak zorunda kalsaydın; bu senin için bir lanet mi olurdu yoksa en büyük lütuf mu?”*
+Nietzsche’nin bu sorusu, Phil’in her sabah 06:00’da yüzleştiği o ağır varoluşsal sınavın felsefi özetidir aslında.
Albert Camus (Absürd ve Döngü)
>”Aynı monoton hareketlerin zincirlendiği bir yaşamda, bilincin uyanışı her şeyin başlangıcıdır. İnsan, döngünün absürtlüğünü kabul edip içini iyilikle doldurduğunda hapishanesini fetheder.”
+Camus’nün Sisifos’u gibi, Phil de her gün aynı kayayı yukarı taşır; ancak ne zaman ki bilinci uyanır, o zaman hapishanesinin efendisi olur.
Peter Sloterdijk (Alışkanlıklar ve Dikey Egzersiz)
> ‘’İnsan, kendi alışkanlıklarının dışına dikey bir egzersizle çıkmadığı sürece, sadece kendi tekrarlarının bir ürünü olarak kalır. O halde kendine buyurman gereken tek bir şey var: Hayatını değiştirmelisin!’’
+Phil’in her gün adımladığı o çamurlu çukurdan ve monotonluktan kaçabilmesi için dikey bir irade göstermesi ve hayatını dönüştürmesi gerekir.
Mevlâna Celâleddîn-i Rûmî (Dün ve Bugün İlişkisi)
> “Dünle beraber gitti cancağızım, ne varsa düne ait. Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.”
+Narsist insan dünle, yani kendi geçmiş başarıları ve kibriyle yaşar; uyanış ise ancak bugünü, anı ve “ötekini” fark etmekle başlar.
7. FİLM BUGÜNE NE ANLATMAK İSTİYOR ?
Groundhog Day, görünürde eğlenceli bir fantastik komedi olsa da özünde modern insanın kendi yarattığı rutin hapishanesini ve yabancılaşmasını ele alan felsefi bir manifestodur. Film; sadece hırslarının, egosunun ve bencil arzularının peşinden koşan insanın aslında hayatı hiç “yaşamadığını”, sadece görünmez bir döngüde patinaj çektiğini savunur. Phil’in bu zamansal hapishaneden kurtulabilmesi; ancak dış dünyayı, acı çeken diğer insanları ve samimiyeti gerçekten “görmesiyle” mümkün olur. Yapıt, insanın içsel özgürlüğe ve olgunluğa ulaşmasının anahtarının; başkalarına nezaketle yaklaşmak, kendini her gün yeniden inşa etmek ve sevgiyi çıkarsızca paylaşmak olduğunu etkileyici bir metaforla ortaya koyar.