Hazırlayan: BETÜL YILMAZ/ YILDIZ ÖZTÜRK 

İnsan neden yazar? Bildiklerini unutmamak için mi, düşüncelerini başkalarına aktarmak için mi, yoksa kendisinden sonra bu dünyada silinmez bir iz bırakabilmek için mi? Tarih boyunca binlerce eser kaleme alan insanlar bize yalnızca yazmanın gücünü değil, bilginin ve insanlara faydalı olmanın ne kadar kıymetli olduğunu hatırlatıyor.

Peki, binlerce yıl önce yaşayan ilk insanlar neden yazmaya ihtiyaç duydu? Bugün duygu ve düşüncelerimizi telefona, kağıda veya bilgisayara kolayca dökebiliyoruz. Ancak tarihî bulgulara göre yazının ilk çıkış noktası oldukça pratikti: Ekonomik kayıt tutmak. İnsanlar sahip oldukları ürünleri, yaptıkları alışverişleri ve borçlarını unutmamak için kaydetmek istediler.

Zamanla yazı; hesap tutmanın çok ötesine geçerek kanunları, inançları, hikâyeleri ve duyguları gelecek nesillere aktarmanın en güçlü aracı haline geldi. Böylece insan, kendi ömrünü aşan harika bir imkâna kavuştu: Kendisinden yüzlerce, hatta binlerce yıl sonra yaşayacak insanlarla düşüncelerini paylaşabilmek. Bugün antik çağda yaşamış birinin ne düşündüğünü okuyabiliyorsak, bunu tamamen yazının mucizesine borçluyuz.

BİR İNSAN ÖMRÜNE KAÇ KİTAP SIĞDIRABİLİR?

Bir insan hayatı boyunca kaç kitap yazabilir? On, yirmi, belki yüz… Peki ya beş yüz, hatta bin kitap? Kulağa inanılmaz geliyor, değil mi? Ancak dünya tarihinde hayatının neredeyse tamamını okumaya, araştırmaya ve yazmaya adamış insanlar var. Kimileri romanlar, kimileri bilimsel araştırmalar, kimileri de dinî ve felsefi eserler kaleme almış.

Elbette bu eserlerin hepsi aynı uzunlukta veya aynı nitelikte değil. Birkaç sayfalık küçük bir risale de yüzlerce sayfalık devasa bir roman da eser olarak kabul edilebiliyor. Fakat burada asıl sormamız gereken soru şudur: Bir insanın başarısı yazdığı kitapların sayısıyla mı ölçülmelidir, yoksa o kitapların insanlara kazandırdıklarıyla mı?

BİLGİye ULAŞMAK KOLAYLAŞTI, PEKİ OKUMAK?

Eskiden insanlar bilgiye ulaşmak için büyük fedakârlıklar yapardı. Kitaplar sınırlı sayıdaydı; kütüphanelere gitmek, günlerce kaynak aramak büyük bir çaba gerektiriyordu. Bugün ise durum tamamen farklı. Telefonumuzdan binlerce kitaba, makaleye ve araştırmaya saniyeler içinde ulaşabiliyoruz.

Ancak tam burada ilginç bir çelişkiyle karşılaşıyoruz: Bilgiye ulaşmak bu kadar kolaylaşırken, uzun süre dikkatle okumak ve okuduklarımız üzerinde derinlemesine düşünmek giderek zorlaşıyor. Sosyal medya, kısa videolar ve sürekli akıp giden bildirimler dikkatimizi dağıtıyor. Gün boyunca yüzlerce cümle okuyoruz ama bazen bir kitabın birkaç sayfasına bile yeterince zaman ayıramıyoruz. Eskiden bilgiye ulaşmak zordu, bugün ise sayısız bilgi arasından gerçekten değerli olanı seçmek ve onu sindirmek zorlaştı.

ÇOK BİLMEK, BİLGE OLMAK MIDIR?

Bir insan yüzlerce kitap okuyabilir, çok sayıda araştırma yapabilir, hatta binlerce sayfa yazabilir. Peki, bütün bunlar onun mutlaka bilge bir insan olduğunu gösterir mi? Maalesef hayır. Bilgi sahibi olmakla, o bilgiyi hayatımıza geçirmek aynı şey değildir.

Adalet hakkında koca koca kitaplar okuyup hayatımızda haksızlık yapabiliriz. Merhamet üzerine saatlerce konuşup başkalarının acılarına duyarsız kalabiliriz. O hâlde önemli olan ne kadar çok bildiğimiz değil, bildiklerimizin ahlakımıza ve davranışlarımıza ne kadar yansıdığıdır. İnsan öğrendikleriyle daha anlayışlı, daha adil ve daha merhametli olabiliyorsa, bilgi ancak o zaman gerçek değerini bulur.

FARKLI GELENEKLERDEN ORTAK BİR SES: BİLGİ VE DAVRANIŞ

İnsanlık tarihi boyunca farklı dinî ve felsefi geleneklerden düşünürler, bilginin yalnızca kafada biriken bir yük olmaması, insanın hayatına yön vermesi gerektiği konusunda birleşmişlerdir:

  • İmam Gazzâlî (1058–1111): İslam düşünürü Gazzâlî, İhyâü Ulûmi’d-Dîn adlı eserinde bilginin niyetle ve davranışla anlam kazandığını söyler. Ona göre insanın çok şey bilmesi veya çok eser yazması tek başına yeterli değildir; asıl önemli olan, o bilginin insanı ve çevresini nasıl güzelleştirdiğidir.

  • Aziz Augustinus (354–430): Meşhur “Sev ve istediğini yap” sözüyle bilinen Hristiyan filozof, insanın her istediğini sınırsızca yapmasından ziyade, her davranışının temelinde gerçek bir sevgi ve iyilik olması gerektiğini vurgular. Yazarlığa uyarlarsak; önemli olan kaç kitap yazdığın değil, o eserleri hangi niyetle ve insanlığa ne katmak için kaleme aldığındır.

  • Thomas Aquinas (1225–1274): Orta Çağ’ın önemli filozoflarından Aquinas, bilgisini ve erdemini sevgiyle taçlandırmayan insanın eksik kalacağını savunur. Ona göre bilgi değerlidir, ancak manevi olgunlukla birleşmelidir.

Bu isimlerin ortak mesajı şudur: Bilgi, sevgi ve güzel ahlakla birleştiğinde hayatı ve dünyayı güzelleştirir.

YAZILAR UNUTULUR, İYİLİKLER YAŞAMAYA DEVAM EDER

Tarih boyunca nice kitap kayboldu, nice kütüphane yangınlarda ve savaşlarda yok oldu. Ancak bazı düşünceler, üzerinden yüzyıllar geçmesine rağmen insanlara yol göstermeye devam ediyor.

Bir yazarın samimiyetle kaleme aldığı birkaç cümle, hiç tanımadığı bir insanın hayatını tamamen değiştirebilir. Demek ki yazının gerçek değeri yalnızca kâğıt üzerinde kalmasında değil, insanların gönlünde ve davranışlarında bıraktığı izdedir. Bazen yüzlerce sayfalık karmaşık bir kitaptan ziyade, içtenlikle yazılmış küçük bir satır çok daha büyük bir etki uyandırabilir.

Kur’an-ı Kerim de bize bu kalıcı faydanın önemini hatırlatır:

  • Ra’d Suresi (17. Ayet): “Köpük yok olup gider. İnsanlara fayda veren şey ise yerde sabit kalır.” Suyun üstündeki köpük nasıl silinip gidiyorsa, geçici olanlar da yok olur; ama insanlara gerçekten fayda sağlayan bilgi ve eserler nesiller boyunca yaşamaya devam eder.

  • İbrahim Suresi (24–25. Ayetler): Güzel söz, kökleri sağlam, dalları göğe uzanan ve her daim meyve veren güzel bir ağaca benzetilir. İnsana umut veren, ufkunu açan faydalı sözlerin ve yazrıların etkisi de böyledir.

  • Bakara Suresi (44. Ayet): “Siz insanlara iyilik yapmayı emredip kendinizi unutuyor musunuz?” ayeti ise bizlere bildiklerimizi önce kendi hayatımızda yaşamamız gerektiğini hatırlatan sarsıcı bir uyarıdır.

PEKİ, BİZ NASIL BİR İZ BIRAKACAĞIZ?

Bir insanın ömrü sınırlıdır. Fakat söylediği güzel bir söz, yaptığı küçük bir iyilik veya kaleme aldığı faydalı bir cümle kendi ömründen çok daha uzun yaşayabilir. Elbette herkes yüzlerce kitap yazmak zorunda değildir, hatta yazı yazmak bile şart değildir. Bir insana öğrettiğimiz samimi bir bilgi veya gösterdiğimiz güzel bir ahlak da dünyada bırakabileceğimiz en değerli izdir.

Belki de kendimize sormamız gereken asıl soru şudur: “Bu dünyada ne kadar çok şey bildim?” değil, “Bildiklerimle kime faydalı oldum, kimin kalbine dokundum?” Çünkü insanın geride bırakabileceği en büyük miras, yazdığı kâğıtlar değil; o kâğıtların ve o bilgilerin insan hayatında bulduğu güzel karşılıktır.

MERAKLISINA NOT: DÜNYANIN VE TÜRKİYE’NİN EN ÇOK KİTAP YAZANLARI

Yazının başında sorduğumuz “Bir insan ömrüne kaç kitap sığdırabilir?” sorusunu hatırlayalım. Tarih boyunca yazdıkları devasa eser sayılarıyla adını Guinness Rekorlar Kitabı’na ve tarih sayfalarına yazdıran bazı isimler şunlardır:

Dünyadan Yazarlar:

  • Corín Tellado (İspanya): Yaklaşık 4.000 eser kaleme almıştır. Özellikle yazdığı aşk romanlarıyla dünya çapında tanınır.

  • L. Ron Hubbard (ABD): 1.084 yayımlanmış eseri bulunmaktadır ve bu alanla ilgili rekorlar kategorisinde yer alır.

  • Ryoki Inoue (Brezilya): 1986–1996 yılları arasında yalnızca on yıllık kısa bir sürede 1.058 roman yayımlayarak inanılmaz bir rekor kırmıştır.

  • Enid Blyton (İngiltere): Yaklaşık 800 eser yazmıştır. Dünya genelinde çocuk ve gençlik edebiyatının en üretken isimlerindendir.

  • Barbara Cartland (İngiltere): Yaklaşık 723 eser kaleme almış, romantik roman türünün en popüler yazarlarından biri olmuştur.

İslam Düşünce ve İlim Dünyasından:

  • Celâleddîn es-Süyûtî (1445–1505): Tefsir, hadis, dil ve tarih alanlarında çalışmış; kaynaklara göre 500 ile 1.194 arasında eser kendisine nispet edilmiştir.

  • İbnü’l-Cevzî (1116–1201): Tefsir, hadis, tarih ve ahlak konularında yaklaşık 300 eser kaleme almıştır.

Türkiye’den:

  • Mevlüt Kaplan (1930 doğumlu): Çocuk edebiyatı, eğitim, masal ve şiir alanlarında tam 648 kitap yazdığı belirtilmektedir.

(Not: Bu rakamlar dönemin basım şartlarına, kitap veya risale olma durumlarına göre kaynaklarda değişiklik gösterebilir. Sayıdan ziyade insanlığa bıraktıkları miras her zaman en büyük ölçüdür.)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website