Büyük rakamlar bize bir olayın ne kadar büyük olduğunu anlatır; fakat bazen tek bir insanın hikâyesi, o rakamların gerçekte ne anlama geldiğini anlamamızı sağlar. Çünkü istatistik akla bilgi verirken, insan hikâyesi o bilginin hayattaki karşılığını görünür hâle getirir.
Fahri Sarrafoğlu
84 KİŞİ Mİ, BİR İNSAN MI?
“Bir kişi, 84 kişiden daha iyidir” sözü ilk bakışta yanlış anlaşılabilir. Elbette bir insan 84 insandan daha değerli değildir. Burada anlatılmak istenen, bir olayı anlatırken tek bir insanın hikâyesinin bazen büyük rakamlardan daha dikkat çekici ve akılda kalıcı olmasıdır.
Örneğin bir gazetede, “Depremde 84 kişi evsiz kaldı” haberini okuduğumuzu düşünelim. Bu önemli bir bilgidir ve olayın büyüklüğünü gösterir. Fakat o 84 kişinin hiçbirini tanımadığımız için haber bir süre sonra zihnimizden uzaklaşabilir.
Aynı olay şöyle anlatılsın: “16 yaşındaki Ahmet’in evi depremde yıkıldı. Kitapları enkaz altında kaldı. Ailesiyle çadırda yaşamasına rağmen her sabah ders çalışmaya devam ediyor.”
Bu defa Ahmet’i merak etmeye başlarız: Ailesi nasıl? Okuluna dönebildi mi? Kitaplarını yeniden alabildi mi? Şimdi nerede yaşıyor?
İşte burada rakam değişmedi. Hâlâ o felaketten etkilenen 84 insan var. Fakat 84 sayısının içinden bir insan görünür hâle geldi.
RAKAM OLAYIN BÜYÜKLÜĞÜNÜ, HİKÂYE İNSANI GÖSTERİR
“Bir milyon insan açlık çekiyor” cümlesi bize önemli bir bilgi verir. Fakat bir milyon insanı zihnimizde tek tek canlandırmamız mümkün değildir.
Şimdi şöyle düşünelim: “10 yaşındaki bir çocuk, kendisine verilen ekmeğin yarısını akşam kardeşi yesin diye cebine koyuyor.”
Artık “açlık” yalnızca bir istatistik değildir. Karşımızda bir çocuk, bir kardeş ve bölüşülen bir parça ekmek vardır.
Bu yüzden gazetecilikte ve insan hikâyelerinin anlatımında önemli bir ilke ortaya çıkar:
Rakamı ver; ama rakamın içindeki insanı da göster.
ANCAK BURADA BİR TEHLİKE VAR
Tek bir insanın hikâyesinin etkileyici olması, bizi başka bir yanlışa götürmemelidir. Bir kişinin hikâyesinden hareket ederek herkes hakkında hüküm veremeyiz.
Bir kişinin başına gelen olay, yüzlerce veya binlerce kişinin tamamını temsil etmeyebilir. Bu nedenle sağlıklı düşünmek için hem istatistiğe hem de insan hikâyesine ihtiyaç vardır.
İstatistik bize, “Bu olay ne kadar yaygın?” sorusunun cevabını verir. İnsan hikâyesi ise “Bu olay bir insanın hayatında ne anlama geliyor?” sorusunu anlamamıza yardım eder.
Biri diğerinin yerine geçmemelidir.
KUR’AN İNSANI SAYIYA İNDİRMEZ
Kur’an’da insan hayatının değerini güçlü biçimde hatırlatan bir ifade vardır. Mâide Suresi 32. ayette, İsrailoğullarına bildirilen bir hüküm aktarılırken, haksız yere bir cana kıymanın ve bir canı kurtarmanın ne kadar büyük bir anlam taşıdığı vurgulanır:
“…Kim bir canı kurtarırsa bütün insanların hayatını kurtarmış gibi olur…” (Mâide, 5/32)
Bu ayet “bir insan, yüz insandan daha değerlidir” demiyor. Tam tersine, tek bir insanın hayatının bile küçümsenemeyecek kadar değerli olduğunu hatırlatıyor.
Bir insanı yalnızca “istatistiğin içindeki bir sayı” olarak görmek; onun korkularını, umutlarını, ailesini, geçmişini ve geleceğini gözden kaçırmamıza neden olabilir.
SAYILARIN ARKASINDA HAYATLAR VAR
“284 kişi öldü.”
“10 bin kişi evsiz kaldı.”
“Bir milyon insan göç etmek zorunda kaldı.”
Bu rakamların her birinin içinde ayrı bir hayat vardır. Birinin annesi, diğerinin çocuğu, bir başkasının hayalleri, evi, işi ve yarım kalan planları…
84 BİR SAYIDIR; AMA O 84’ÜN HER BİRİ BİR İNSANDIR.
İnsanları yalnızca rakamlara dönüştürürsek olayın insani yönünü kaybedebiliriz. Yalnızca tek tek hikâyelere bakıp genel verileri unutursak da gerçeğin büyüklüğünü yanlış değerlendirebiliriz.
Doğru olan, ikisini birlikte görebilmektir:
Rakam bize gerçeğin büyüklüğünü gösterir; insan hikâyesi ise o gerçeğin içinde kimin yaşadığını hatırlatır.