Yazan: Fahri Sarrafoğlu

İstanbul’a yeni gelmiş genç delikanlı Fatih Caminin avlusunda oturmuş, hani derler ya kara kara düşünüyordu. Üniversiteyi kazanmış, okula da kayıt yaptırmıştı. Fakat işler bu kadarla bitmiyordu ki, önce kalacak yurt bulacaktı, bulamazsa belki de ev ayarlayacaktı. Sonra, kitap parası, yol parası, yiyecek-giyecek derken, içi git gide daralıyordu. Çünkü evin 4 çocuğundan biriydi ve diğer kardeşleri de memlekette okuyordu. Gurbete çıkıp okuyan ilk kendisi olduğu için kafasının içinde düşünceler gidip gidip geliyordu. Kuytu bir kenar bulsa da şöyle doya doya ağlasaydı. İçinden öyle ağlamak geliyordu ki gözleri yaşardı ve tam ağlayacakken, tam o sırada sırtına bir el dokundu.

Hemen arkasını döndü, orta yaşlı biri ona şemsiye uzatıyordu. “Evlat” dedi, “ne kadar dalmışın ki bak yağmur yağıyor, farkında bile değilsin. Gel şemsiyenin altına da ıslanma hadi.” Gerçekten de yağmurun başladığını fark etmemişti bile. Gözünden damlayan yaş yağmur damlaları ile birleşerek yere düştü. Yere düşmesi ile de sanki içinde bir ferahlık bir sevinç hissetti. Kendisine şemsiye uzatan adam gülerek ona bakıyordu, bu kitaplarda adı geçen yoksa İstanbul beyefendisi olan mıydı? Hep duymuştu, bu kelimeyi ama ne olduğunu da açıkçası bilmiyordu.

oyster-pearl

Birazdan yağmur dindi ve orta yaşlı, iyi giyimli, güler yüzlü adam gence seslenerek: “Evlat hadi gel sana çay ve simit ikram edeyim. Bak yaz yağmuru bu çabuk geçti. Hemen güneş açtı. Gel şurada kapalı mekân var oraya geçelim” dedi. Genç cevap bile veremedi. Aslında ne iyi olurdu, sıcacık bir çay ve simit, açıkçası acıktığını bile unutmuştu.  Sadece tebessüm etti ve İstanbul beyefendisi olarak isim verdiği adamı takip etti. O güler yüzlü adam, hemen orada satılan iki simit ve çay aldı. Beraberce yemeye başladılar. O güler yüzlü adam, kendiliğinden birden  konuşmaya başladı: “Benim ismim Muhittin, “dedi. “Senin ismin ne evlat?”  Genç cevap verdi: “Benim ismim Ayhan efendim.”
Peki, Ayhan, İstiridye nedir bilir misin?
Bir deniz hayvanı efendim, öyle biliyorum ama hiç görmedim.
-Bak evlat, istiridyelerin içindeki inci bir servet kaynağıdır. Kabukları arasında kalan kum veya kurt gibi yabancı maddeleri sedef salgılarıyla örterek inci meydana getirirler. İnci 2-3 yılda meydana gelir. İnci, hiçbir zaman içine giren o maddelerden şikâyet etmez. Hemen içinde bulunan cevheri çalıştırır. Allah C.C  ona bir güzellik lütfetmiş, bir özellik ihsan etmiş. İstiridyeye sedef salgısı imkânı vermiş. O da içine giren her yabancı maddeyi bu şekilde sarıp sarmalıyor, kendisine onun zarar vermesini önlüyor.  İşte bizim de içimizde Rabbimizin izni ile özel birçok nimet ihsan edilmiş, özel birçok imkânlar vermiş . Akıl, zekâ, sıhhat, afiyet vb. ama en önemlisi evlat “TEVEKKÜL” . İnsanoğlu önce tedbirlerini alır, gayret eder sonra tevekkül eder. Müminler ancak Allah’a güvenip tevekkül ederler. Bize düşen, üzerimize düşeni yapıp, gerisini Allah’a bırakmaktır. Gelecek olan ve bilinmeyen kader üzerine fantezi kurmamalıyız.

Muhittin Bey,  tatlı ve güzel anlatımıyla genci adeta yağmur damlaları gibi ruhunu yıkamıştı. Sözlerini bitirdi ve yine tebessüm ederek,  gençten müsaade alarak gitti. Başka hiçbir şey demedi. Ona söylenmesi gerekeni kısa ve öz zaten söylemişti.

Genç düşündü ve içinde bir ferahlık hissetti. Öyle ya, okul kaydını yaptırmıştı, yurt başvurusunu da yapmıştı. Burs için gerekli yerlere de başvurusunu yaptı. Tembel tembel oturup da gökten para yağmasını beklemiyordu ki. Adam haklıydı, üzerine düşeni yap. Sonra tevekkül. Tevekkül tembellik değil, tam tersi çalışmadan yapılan tevekkül tembellikti. Hem bak, Rabbi ona böyle nasihat edecek birini göndermişti, ne büyük bir nimetti bu. Genç Allah’a şükrederek ayağa kalktı ve şükür namazı kılmak için Fatih Camine girdi.

KISACA:  Kuran-ı Kerim: Ali İmran 160.ayet: “Allah size yardım ederse, sizi yenecek yoktur. Eğer sizi yardımsız bırakırsa, artık ondan sonra size kim yardım edebilir? Müminler ancak Allah’a güvenip dayansınlar. “

Kuran-ı Kerim: Enfal Suresi 2.ayet:  “ Gerçek müminler ancak o müminlerdir ki, Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir, âyetleri okunduğu zaman imanlarını arttırır. Ve bunlar yalnızca Rablerine tevekkül ederler.”

2 thoughts on “İstiridyenin başarısı…

  1. Kıymetli ağabeyim

    Çok güzel manidar bir ders olmuş. Ancak izninizle eleştirilerimi arz etmek isterim.

    Yazının hedefi çok güzel. Yapıcı eleştiriyi sevdiğiniz için eklemek isterim ki, hikaye dili ve hikayenin sonuna biraz daha çalışmak gerekir. Sizin takipçilerinizin üniversite öğrencileri ve devamında mezunları olduğuna göre, yazı dili daha gizemli ve merak uyandırır ve daha özenli cümleler kullanılabilir diye düşündüm.

    Sayenizde kitap okuma gayretinde olduğum dönemde Elif Şafak’ı okumuştum. Onun hikayeleme metodu bende yüksek bir eşik oluşturdu. O nedenle olsa gerek mihengim onun tarzı oluyor ve bu minvalde eleştiriyorum. Anlatım tarzı daha yavaş ve gizemli, kelime kurgusu girift ama net. Okurken sizi içine çekiyor ve manzarayı seyrettiriyor. Bu minvalde dili gözden geçirebilirsiniz.

    Sonuç bölümü ise, hikayenin ana mesajını verdikten sonra pat diye bitivermiş. Belki öğrenci, aldığı mesaj ile hayatı değişmiş ve başarılı bir iş adamı olmuştur ve yağmurlu bir Londra gününde çok önemli bir uluslararası toplantıya katılmaya gittiği esnada hikayenin başında anlatılan üniversitedeki ilk günün hatırlamış olabilirdi. Böylesi bir sonuç okuyucuya daha fazla ümit verebilirdi diye düşündüm.

    Sürçü lisan ettimse affola.

    • :)) canım kardeşim teşekkürler….Eleştirilerini aldım kabul ettim….
      Bu hikayeler erkam radyoda inşaallah anlatılacak bayramdan sonra günde 5 dakika diye …yani kısa ve öz olması lazım…Üstadımız kısa ve öz bilgilerle gençlere ilgilenelim tavsiyesi olunca aklımıza geldi…Eleştirin başım üstünüe inşallah olacak yavaş yavaş düzelteceğim birden benden bekleme :)) yazdıkça genişleyecek inşlh
      not..diğer hikayelere de bakarmısın onları da okudun mu?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website