Yazan: Fahri Sarrafoğlu

Şehrin en lüks, en marka olmuş, en bilinen lokantasına giden kalabalık bir grup oldukça sevinçliydiler. Öyle ya buraya girebilmek için günlerce beklemişler, hatta aracı da koymuşlar ve nihayet kendilerine anca sıra gelmişti.  Evet, bay-bayan grup şehrin en ünlü lokantasına girdiklerinde adeta çığlık attılar. İnanamıyorlardı,  aman Allah’ım o meşhur lokanta burası mıydı? Nihayet, amaçlarına ulaşmışlardı. İçeri girmişlerdi. Şimdi garson onlara menüyü getirecek, sipariş vereceklerdi.  Çünkü buradan yemek yiyebilmek için aç kalmışlar, buradaki zevki tadabilmek için zorunlu “oruç”(!) tutmuşlardı. Ve beklenen an geldi. Garson büyük bir nezaketle geldi ve onlara olanca kibarlığı ile hoş geldiniz dedikten sonra her birinin önüne ayrı ayrı o meşhur lokantanın menüsünü sundu.

1

Menüyü ellerine aldıklarında herkesin şaşkınlığı sürüyordu. Menüye bakarken, ellerinin titremesinden menüyü doğru dürüst okuyamıyorlardı bile.  Çok heyecanlıydılar. Menü de neler yoktu ki. Ama burası bildiğiniz lokantaların menülerinden değildi. Zira diğer lokantalarda bir ya da bilemediniz birkaç sayfa olan menü, burada adeta küçük bir kitap kalınlığındaydı.  Herkes menüye daha doğrusu içinde yemek isimleri olan kitapçığa dalmışlar, birbirlerini unutmuşlardı.  Herkes kendinden geçmiş, daha çok haz veren yiyeceği bulma peşindeydiler.  Veeee tamam karar verilmişti. Nihayet hangi yemeği yiyeceklerine herkes ayrı ayrı karar vermişti. Garsona bakıp çağırmak için işaret ettiklerinde bir de baktılar ki garson masada zaten duruyormuş ve şöyle diyordu misafirlere:

-“Üzgünüm efendim kapatıyoruz. Kapanış saatimiz geldi. “

Ekip, şaşırmıştı. Ne? Nasıl olur, onlar daha yeni gelmişlerdi, üstelik günlerce beklemişler, aç kalmışlar, zaman ve para harcamışlardı buraya gelebilmek için. Ne demekdi kapatıyoruz. ?

Garson yine olanca kibarlığı ve nezaketi ile şu cevabı verdi:

-Üzgünüm efendim, tam iki saattir menüye bakıyorsunuz. Defalarca yanınıza geldim ama beni görmediniz. Üstelik sipariş de vermediniz. Ve siz geleli saatler oldu.  Lokantamızın size vereceği hizmet süresi dolmuştur. Diğer müşterilerimize hizmet verebilmek için sizi dışarı almak zorundayız.

Garsonun bu cevabı karşısında herkes adeta buz kesmişti. Aaa gerçekten o kadar olmuş muydu? İki saat menüye bakıp da yemek yiyemeden buradan gidecekler miydi? Oysa günlerce beklemişlerdi…

Evet, garson haklıydı ve diğer müşterilere hizmet edebilmek için o ünlü lokantayı artık terk etmek zorundaydılar. Üstelik HİÇBİR ŞEY YİYEMEDEN !!!!

VE TERK ETTİLER …

Kısaca: Dünya hayatı da lokanta menüsü gibidir. Eğer siz abartırsanız, hazza düşkünlüğü ön plana çıkarırsanız lokantadan aç bir şekilde ayrılırsınız. Üstelik hüsranla. Zamanınızı, paranızı ve sıhhatinizi de kaybederek. O zaman, neden dünyada yaşarken daha sade yaşamıyoruz ki.  Evimizin içine bir bakar mıyız. Acaba eşyalardan huzurlu  oturup, keyifle çay içebiliyor musunuz? Yoksa eşyaların, baskısı altında mıyız? Cevap mı? Cevap sizde dostlar…

Bu dünya hayatı ancak bir eğlence ve oyundan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte gerçek hayat odur. Keşke bilselerdi! (Ankebut Suresi 64) 

iliniz ki dünya hayatı gerçekte oyun, eğlence, süs, aranızda soy sopla övünme, mal ve çocukların çokluğu ile böbürlenmeden ibarettir.(Hadid Suresi 20)

2 thoughts on ““Hey garson menüye bakabilir miyim? “

  1. Inanın çok beğendim okurken de garsonun lokanta kapandı demesinden hemen sonra Biz de ,hayatımız da aynı şeyi yapıyoruz diye düşündüm. İnsanlar sürekli bir yarış içindeler benim yazlığım, benim koltugum , eşyaların esiri olmuşlar farkın da değiller huzursuzlar iç huzurları yok beraber oldukları kişileri de huzursuz ediyorlar ne yazık. Daha güzelini daha iyisini daha çoğunu ararken çok şey kaybediyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website